Güç ve Güven (Narsistik Savunmalar ve Paranoid Semptomlar Arasındaki İlişkiye Bakış)
Nazlı Kalkan
“Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir.Ve her zaman oradadırlar.” - S. Freud
Narsisizm, adını Yunan mitolojisinde sudaki yansımasını gören, kendi yansımasına âşık olan ve bir ömür boyu ulaşamayacağı bu aşkın peşinden giderek ömrünü tüketen Narkissos’tan alır. Narsisizm insanlığın bazen sağlıklı yapısında, bazen patalojik savunmaları içinde ya da kişilik yapılanmasında bozukluk olarak karşımıza çıkar. Sağlıklı bir yapıda narsisistik savunma mekanizmalarından, kişilik bozukluğu düzeyindeki narsisizme kadar narsisitik belirti ve özellikler bu yelpazede hafif bir seyirden şiddetli bir seyire doğru giderek katılaşmaktadır. Narsisistik savunmalar ile narsistik kişilik bozukluğu tanısı arasındaki anlam ayrımına dikkat etmelidir.
Narsisistik kişilik bozukluğu belirli bir değerlendirme sürecinden sonra uzmanlar tarafından tanısı konabilecek bir kişilik bozukluğu türüdür. Bir kişiye narsisistik kişilik bozuluğu tanısı koyabilmek için farklı objektif ve projektif testler kullanılmaktadır. Bunun dışında kişilik yapılanmamız içinde kimisinde daha fazla ya da bir diğerinde daha az olan doğal parça olarak yerini alır. Hepimizde narsisistik çekirdek, yani takdir edilme, onay alma, kendini yeterli görme, beğenilme gibi ihtiyaçlar mevcuttur ve yaşamımızın belirli dönemlerinde bu ihtiyaçları almaya dönük savunma mekanizmalarını kullanırız. Belirli olayların tetiklemesiyle birlikte narsisistik savunma ve ihtiyaçlar genel yaşantımızın seyirine bazı durumlara göre artış gösterebilir.
Narsisizm psikanalitik literatürde de önemli bir yere sahiptir. Narsisist birey yaşamın ilk aylarında yalnızlık duygusunu tatmaya başlar. Sağlıklı bir gelişim için yaşamın ilk yıllarında bebeğe bakım veren kişiyle anlamlı bir bağın oluşmaması bebeğin düş kırıklığına uğramasına yol açar. Bu şekilde gelişim gösteren sürecin ardından bebek dış dünyaya yapması gereken libidinal yatırımı kendisine yapar ve böylece narsisistlerin insanın kendi içinde güvende hissetmesini ve diğerleriyle anlamlı bir ilişki kurmasını sağlayan temel güven duygusu bu zamanlardan itibaren gelişemez. Çünkü narsistik kişi yaşamının ilk yıllarında olduğu haliyle kabul edilen ve sevilen bir çocuk olmak yerine, ebeveynlerinin dansına ayak uydurmaya çalışan ve gerçekte olamayacağı ideal bir kendilik kalıbına dönüşmüşmeye başlar. Herkes beğenilmek onanmak ve kabul görmek ister, davranışlarımızın birçoğu da bu amaca yöneliktir. Bunlar narsisistik gereksinimlerdir ve biz bunları karşılamak isteriz. Ancak narsisitik ihtiyaçlar yaşamın ilk yıllarında dünyayla kurulan bağlantıda böylesi merkezi bir öneme sahip olursa; kendilik (ego-self) narsisistik gereksinimler tarafından ele geçirilir. Narsisistik kişi böylece, kendi aşkının peşinden koşarken ömrünü tüketen Narkissos gibi ideal benliğinin peşinden koşarken, gerçekte ideal benliği tarafından ele geçirilmiştir. İdeal benliğine kavuşmaya çalışan kişi, bu durumun doğal bir sonucu olarak yaşamının ilk aylarından itibaren hiçbir zaman güvenlik duygusunu yaşayamaz.
Narsisistik kişi devamlı olarak sevilme ve beğenilme arzusu içindedir. Kendisinin çok değerli ve önemli olduğuna inanır. Çoğunlukla bir durumu, kişiyi veya topluluğu aşağılayarak kendi içindeki önemi ve üstünlüğü doğrulamaya çalışır. Narkissos’un hikâyesinde de işaret edildiği gibi kişi kendi yansımasına âşıktır. Ve fakat âşık olduğu şey, yansımasıdır. Kendisi değildir. Dolayısıyla narsisizm ve kendini sevmek arasındaki anlam ayrımı da önemlidir. Narsistik bozukluğun kökeninde benlik yapısındaki “temel kusur” yatmaktadır. Narsisistik kişi derinlerde bir yerde -bazen bilincin alt katmanlarında-, gerçekteki kendisini hiç sevmez ve değerli görmez ve fakat dışarıdan -yani yansımasının- çok özel olduğuna ve ayrıcalıklı bir değer görmesi gerektiğine inanır. Bu durumda narsistik çekirdek ve önemli olduğuna ilişkin inançların katılaşması gerçekte kişinin içsel değer duygusunun azalmasına işaret eder. Narsisizm durumunda kendisini sevmeden başkalarını sevmeye çalışan ve sevilme isteği içinde olan bir kişiden söz etmiş oluruz. Bu aynı zamanda yapının içinde sevgi olmadan sevgiyi beklemek, derinlerde güçsüz olup güçlü görünmek ve aynı zamanda devamlı olarak güvensiz hissetmek demektir. Güçlü olmak, zayıf olmamak demek değildir. Fakat aynı zamanda ruhsal açıdan güçlü hissedebilmek güvende hissetmenin peşinden gelmektedir. Peki bir korkaktan daha güçlü olamayacak olan narsisistik kişi için güven bu işin neresinde kalmaktadır? Ne şekilde tetiklenmektedir? Neye sebep olmaktadır?
Psikolojik litaretürde paranoid belirtiler, sistemli veya geçici genellikle görkemlilik ve zarar görme kuruntularıyla tanımlanan semptomlar için kullanılmaktadır. Paranoid düşünme tarzı ya da paranoya gerçekçi olmayan bir uslamlamanın kullanımıdır, yani kişinin düşünce tarzı dış gerçeklikle bağdaşmaz. Paranoid durum ya da günümüzde kullanımıyla “sanrısal bozukluk” psikotik bir duruma denk düşer. Bunun yanısıra, bir kişilik bozukluğu şeklinde de karşımıza çıkabilir. Hafif seyirden şiddetli seyire kadar görebildiğimiz her psikolojik rahatsızlıkta olduğu gibi paranoid düşünce tarzının çekirdekleri hepimizin ruhsal sisteminde bulunmaktadır. Belirli bir yaşam olayının tetiklemesiyle hepimizin bu çarpık düşünme sistemini “şüphecilik” biçimleriyle yaşamımızın bazı dönemlerinde deneyimlemiş olmamız mümkündür. Paranoid bozukluk perspektifinden narsistik özelliklere bakarsak, bozukluğun erken dönemlerinde kişinin çevrenin narsisistik taleplerini gidermesine ihtiyaç duyarken aynı zamanda çevrenin tehlikeli olduğunu düşünmesi ile birlikte kişi her şeyin kendisi ile ilgili olduğu bir düşünme tarzıyla kendisini tüm dikkatlerin merkezinde görmeye başlar.
Hepimiz günlük yaşantımızda karşılaştığımız zorluklara rağmen iyi hissedebilmek ve benlikteki hasar oranını azaltmak –baş edebilmek- için gerçeği çarpıtarak algılayabiliriz ve çarpıtılmış düşünceler türetebiliriz. Bu sayede kaygı ve suçluluk duygumuzu azaltabiliriz. Savunma mekanizmalarımız bazen narsisistik çekirdeğimizle alakalıdır. Hatayı dışsallaştırmak daha rahatlatıcı gelebilir. Zira bir miktar savunma mekanizması sağlıklıdır. Benliğimizdeki eksik parçayı dışsallaştırmak için bir miktar narsisistik savunma mekanizması kullanabiliriz. Fakat narsisitik çukur derinleştikçe -narsisistin temel meselesi, üstün gelmek ve özel olmak olduğundan- benliğe ulaşabilecek olası bir tehdit durumunda, narsisistik ihtiyaç derinleştikçe, narsisistik kişi bir diğerine göre daha fazla tetikte olacaktır. Narsisistik ihtiyaca dönük hassasiyet arttıkça tehdit algısı artacaktır. Tehdit algısı arttıkça bahsi geçen sağlıklı savunma mekanizması katılaşmaya başlayacak, katılaşma devam ettikçe düşünceler giderek keskinleşecek ve aslında dış gerçeklikle git gide ilişkisi kesilen düşünce tarzı, sahibi için daha gerçekçi hale gelecektir.

Kişilik bozukluğunun seyrinde narsisistik kişi aynı zamanda paranoid olabilir, paranaoid kişi aynı zamanda narsisistik olabilir. Fakat bunlar dışında narsisistik kişinin, narsisistik beslenmeye sürekli olarak aç olmasıyla birlikte, narsisitik sürecin doğasında heybet ve güç temasına (grandiyözite) bağlı sanrıları vardır. Bu sanrılar kişinin kendisini tehdit edilebilecek kadar yeterli öneme sahip olduğu durumunu ve hatta çevresindeki insanların kendisi için endişelenmesi durumunu ardından doğurur, diğer bir deyişle: narsisitik kişi grandiyöz sanrıları ve bunun tehdit altında olduğu düşüncesi sayesinde peşinden sürükleyebildiği bir kitlenin odağında olmayı başarabilir. Narsisistik kişinin çekirdeği narsisistik ihtiyaçla devamlı beslenmek ister ve kolay kolay doyacağa da benzemez, doğrusu beslendikçe de aç hisseder. Narsisistik kişi her yerde kendi ihtişamına dönük sanrılarıyla birlikte gücünü tehdit eden düşmanlarını görür. Süreğen bir şekilde önemli olmaya çalışır. Önemli bir kişi önemli düşmanları elbette hak eder. Gerçekte olduğundan çok daha fazla olduğu zannedilen böylesi bir güç, düşmanları olmadan mantıksız ve saçma görünürdü. Dolayısıyla narsisistik kişiyi tehdit eden düşmanları aynı zamanda önemi ve değerini borçlu olduğu gücünün “teyit edicileri” niteliğini taşır. Böylece düşmanlar gücünü doğrulamaktadır: “Tehdit ediliyorum, düşmanlarım var, çünkü güçlü ve önemliyim.” Narsisistin düşmanlarına karşı kazandığı zaferler (ki çoğunlukla kendi kafasının içindedir) onun üstünlüğü vurgular ve kendisini yeniden üstün hissettirir.
Narsisizm ve paranoid düşünme biçimi yaşamın ilk yıllarında temeli oluşmuş olan bu güven ikileminin yanısıra, narsisist kişinin “narsisistik kırılma” yaşadığı durumlarda da birbirleri ile kesişirler. Narsistik beslenmenin kırıldığı dönemlerde güven duygusunun sarsıcılığı artar, bu noktada paranoid karakterdeki düşünceler devreye girer. Narsisistik kırılma, üstün, değerli, gözde ve önemli olduğuna inanan narsisistik kişinin bu durumu doğrulayamayacak bir yaşam olayı yaşamasıyla birlikte ego narsisiszminin yaralanmasının bir sonucunda meydana gelen bir durumdur. Bir çalışan olarak görevinden azledilmiştir, çünkü işyerindekiler onun ayağını kaydırmak istemişlerdir. Sevgilisi tarafından artık istenmemektedir, onun inancına göre sevdiği kişi gerçekte kendisi gibi birisine deli gibi âşık olduğunun farkında değildir. “Hayır” cevabı ile karşılaşmıştır yahut bir lider olarak bu kez tercih edilmemiştir. Çünkü seçilmemesi için arkasından komplolar düzenlenmiştir. Bu düşünce tarzları, aslında ilkel düzeyde savunma mekanizmaları ile bağlantılıdır. Ve narsisistik yapının, dolayısıyla kırılmanın güçlülüğüne göre çarpıtılmış -bazen paranoid tarza ulaşan- düşünme sistemindeki katılaşma ve kurgulanan senaryolar derinleşmektedir. Narsistik kişi özellikle böyle zamanlarda kötü niyetli düşmanları ve iftiracılar tarafından kötülüğe uğradığı / uğrayacağı sanrılarına kapılabilir. Dolayısıyla genel seyirde aslında narsistik kırılmayla ortaya çıkan bu düşünceler uyuyan devin bir vesileyle (beğenilmeme, seçilmeme, takdirin onaylanmaması) uyandırılması gibidir. Zira narsisistik kişi sürekli olarak gergin, dostça olmayan ve tehlikeli bir iç dünyanın içinde yaşar. Çünkü ebeveynleri sayesinde yaşamının ilk aylarından güven duygusu ve benlik saygısı gelişememiş bir narsisist, birçok başarısına rağmen derinlerde uyuyan bir paranoid çekirdek barındırır.
Sonuç olarak narsisistik durum ve paranoid düşünme biçiminin iki noktada kesiştiğinden söz etmekteyiz. Birinci durumda narsisizmin doğasında var olan sahte bir gücün getirdiği güvensizlik ile birlikte narsistik özelliklerin derinlerinde paranoya ince bir tını gibi yapının içinde yerini almaktadır. Bu ince tını narsisistik doyurulma gerçekleştiği sürece kendisini fazlaca belirgin hale getirmeyebilir. Ancak narsistik açlık doyurulamayacağı bir hale geldiğinde, meydana gelen narsistik yaralanmayla birlikte paranoid düşünme tarzı bir savunma mekanizması olarak kendisini gösterir. Narsisist, yaşamının ilk aylarında yaşadığı bu trajediyi hayatı boyunca kendisinden yakınmış olan hatırlı sayıda mağdurla devam ettirir. Ve hikâye Narkissos’tan bu yana, böylece devam eder.