DELİLİĞE GÜZELLEME


Müslüm Çizmeci
“yaşamak da kolay ölmek de, zor olan delirmemek” - İrfan Çınar

Delilik, yaşama tutulan aynanın sırlı tarafıdır. Deliler, en kaba tabiriyle ikiye ayrılırlar: Delirenler, delirtilenler. Lakin Sheakspearâne bir nazireyle deli, delidir. Esasında akıllı da bir delidir, gel gör ki deliler için akıl, bi gel gitten öteye gidemiyor.

Bir fil müddeti, Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hapishanesinde yatan, şizofreni teşhisli bir deli olarak kendimden ve çevremdeki deli kardeşlerimden gözlemlerim doğrultusunda sizlerle şunları paylaşabilirim:
- Beni takip eden kargalar var doktor. İki karga sürekli evimin önünde. Beni koruduklarını düşünüyorum. Ayrıca diğer sokak hayvanlarıyla da iletişim kurduğumu hissediyorum.
- Ne zamandan beri?
- İstanbul’a geldiğimden bu yana.
- Başka?
- Sanki takip ediliyorum. Sokakta yanımdan geçen insanlar kendileriyle ya da telefonlarıyla konuşur gibi benimle iletişim kuruyorlar. Öldürülecekmiş gibi hissediyorum.
- Tamam sen çık annenle konuşacağım. “Dış ses: Çıkt.” Oğlunuz şizofren.

Ardından koluma giren üç güvenlik görevlisi tarafından zorla yatağa yatırıldım. Bir hemşire bana zorla iğne yaptı. Saatler sonra gözümü açtığımda, ellerim ve kollarım yatağa bağlı şekilde ayılmaya çalışıyordum. Barış Manço’nun da dediği gibi, deliden al haberi:

Genelde suskunuzdur. Çünkü görüp duyup inanıp hissettiklerimize verili sistem ve mevcut iletişim bilgisinde yer yoktur. Aslında ben suskunumdur bu bir genelleme olamaz, konuşanlarımızı, çok konuşanlarımızı da tanıdım ama alfabemiz bir olsa da hayal dünyalarımız farklı olduğundan diyalog kurma girişimlerimiz sonuç vermedi.

Burada delilik üzerine, toy bir deli sıfatında ahkam keserken hayal ile gerçek yaşam alanlarını belirleyen çizgilerin insanların ortak inançlarıyla belirlendiğini saptamak kritiktir. Misal parayı icat eden insana bugünden bakarken mucit diyoruz. Özünde delidir. -İyiliği, kötülüğü ise tartışılır bir olgu ancak konumuz bu değil.- Parayı hayalinde canlandırıp hayalini yaymak suretiyle bir hayat gerçeği haline getirmeden evvel; fikrini paylaştığı ilk-öteki insanların çoğu gözünde kesinlikle deliydi. Dönem itibariyle bilginin evrenselleşmediğini ve kutuplaşmadığını ve alanlarını mülkleştirmediğini de göz önünde bulundurursak, tımarhanelere o zamanlar neden ihtiyaç duyulmadığını kavrayabiliriz. Tabii ki her deli mucide veya kahramana evrilmez.

Daha özgü ve yaygın bir bakış açısıyla deliliği ele alacak olursak, delilik hali; yaşamın, daha doğrusu yaşamı dönüştürdüğümüz halinin insanca yaşanılabilirliğinin olmamasıdır. Deliliğe yol aldıran en önemli etken benim fikrimce budur. Çok iddialı olmasını istemem tabii tersini de düşünebilirsiniz; insanen, vicdanen, aklen, ruhen içine sıçtığımız ve yok etme noktasına getirdiğimiz dünyamızda aklını yitirmeden nefes alan pistir, sinsidir, bencildir, cehennemliktir.

Delilik, bir reddi temsiliyettir. Bu nedenle deliler, makul şüphelidir. En büyük suçlulardır. Tehlikelidirler. Tüm insanlığa devletler bunu empoze eder. (Yok abi ben devlet derken Platon’dan bahsediyordum.)

Delilik makamının, metafiziksel bir derinliği vardır. Hayal gücü, ruhanidir. Lakin ben, kendim gibi toy deli ve delirmeye meyilli kardeşlerime yeterli bilgi ve adap sahibi olmadan, ayaklarını yerle bütün tutmalarını tavsiye ederim, tecrübeyle sabittir, neticede fizik diye de bir bilim var: Yüzme bilmeden boğulur, uçma bilmeden düşersiniz. Gerçi deli farkındalığı için okkalı hatalara, boktan bir çocukluğa ihtiyacınız da olabilir.

Elbet delilik, tıbben birçok farklı dala ayrılır. Burada Mustafa Sarısülük’ün “maddi tıp şeytandır” aforizmasını da bir kez daha anarak, ben sadece kendi payıma düşen birikimi samimiyetle paylaşmaya çalıştım diyebilirim. Her şeye rağmen teşekkür ederim Allah’ım, insanı sadece acı olgunlaştırır. muslum.cizmeci@gmail.com