Kılavuzu Karga Olanın ...
Cenk Taner / Yoldan Çıkmış Şarkılar / Ada Müzik
Aslında Kesmeşeker’in son albümü
Doğdum Ben Memlekette çıkmadan çok önce bile, Cenk ile kabin önünde yaptığımız muhabbetlerden hatırlıyorum solo albüm yapmak istediğini. Grubun yirminci yılını devirip bunu mükemmel bir albümle taçlandırmasından ve Kesmeşeker’in son iki yılı bolca konserle, yoğunlukla geçirmesinden sonra, Kaptan yine doğal olarak çok çok iyi sözler ve yine iyi bir prodüksiyonla, bu sefer tek başına (aslında yanına Mehmet Şenol Şişli ve Veysel Çolak’ı alarak) geldi.
Yoldan Çıkmış Şarkılar, Kaptan’ın uçsuz bucaksız azınlığını mest edecek ama bu büyük kent ozanın hakkını teslim etmek isteyen herkesin arşivinde olması gereken bir albüm. Hangi şarkıyı, hangi kaydı ayıralım da anlatalım. Dört başı mamur, billur gibi bir sound (ki trompet de, mızıka da, tabla da çok iyi fikirler) ve tekrar tekrar dinlenecek dizler.
Hem kendi kendinle, hem de kendi cenginde bir adam Cenk Taner. Yine çok şey kazandı. Yine Kadıköy’ün soğuğuna denk geldi. Yine gelmesiyle lodos esti. İçimiz ısınıyor ama bir de karabatak hüznü…
Şirin Soysal / Ziyaret / Ada Müzik
Yılın en iyi albümlerinden biriyle karşı karşıyayız sayın dinleyiciler. Şirin Soysal’ın ilk albümü
Bir Şeyler Var, daha çok şeyler olacağını müjdelemişti aslında. Ama ikinci albümde bu kadar derinlikli, bu kadar sofistike bir yola gireceğini beklemiyorduk. Öncelikle şunu söyleyelim, bu albümü öyle telefondan dandik kulaklıkla, lap top hoparlörüyle falan dinleyecekseniz hiç yeltenmeyin. Şevket Akıncı, Cansun Küçüktürk ve Şirin Soysal öyle bir prodüksiyona girmişler (yaylı dörtlüsü de dâhil 27 müzisyen, yirmi küsür enstrüman), öyle düzenlemelerle öyle bir işlemişler ki sesleri, ayrıntılarda gizli mücevherleri duymak için iyi bir tesisatı hak ediyor albüm. Öyle dinlemeye başlayınca da “sofistike” demekle ne demek istendiğini anlayacaksınız. Şirin Soysal’ın her biri şiir olan şarkı sözleri sizi bir yere çağırırken artık flüte mi takılırsınız, obua mı çeler aklınızı, vibrafon mu, yaylılar mı, gitarların distortion’ları mı… Söze geri döneceksiniz ama, her dinleyişte başka bir detay karşınıza çıkacak. Hep söyler dururuz, memlekette doğru düzgün prodüktör mü var ki doğru düzgün prodüksiyon olsun diye. Son yıllarda bu lafı yemeye başladık. Ama bu albümü dinledikten sonra, artık net bir şekilde biliyoruz ki, memlekette çok iyi prodüktörler var.
Yayın
Güven Erkin Erkal denildiğinde radyo ve TV programları akla geliyordur herhalde yeni kuşak için. Kendisinin ne yaman bir arşivci olduğunu ise daha eskiler bilir. Uzun zamandır üzerinde çalıştığı
Türkiye Rock Tarihi’nin ilk cildi “Saykodelik Yıllar” alt başlığıyla yayımlandı nihayet. “Zenci Velvelesi” (caz) ile yüzyıl başından anlatmaya başladığı hikâye, bu ciltte 12 Eylül’de son buluyor. Hiçbir yerde göremeyeceğiniz fotoğraflar, belgeler ve afişler eşliğinde süregiden hikâyenin bir bölümüne vâkıf olabilirsiniz. Ama böylesi bir külliyata ve bilgi dağarcığına her zaman rastlayamazsınız. Sadece kitabın sonundaki “Plaklar” başlığında sıralanan 45’lik ve LP diskografisi bile yeter.
Film
Biz Larry David’den yeni bir
Curb Your Enthusiasm sezonu beklerken o
Clear History adında bir televizyon filmiyle döndü. İş hayatında verdiği yanlış kararlarla ülke çapında “enayi” damgası yiyen ve ismini değiştirip küçük bir kasabada yaşamaya başlayan Nathan Flomm’un hikâyesini anlatan film gene David öznesinde komik ama kesinlikle
Curb...’ün yerini doldurmuyor. Jon Hamm, Kate Hudson gibi oyuncuların varlığı David’in arıza mizahı için fazla “düzgün” bir ortam yaratıyor. Ama Danny McBride iyi bir seçim. İzlediğinize pişman olacağınız bir yapım değil ama insan David’in yavaştan eskidiğini de düşünmeden edemiyor. Ya
Curb ya hiç desek çok mu zalim oluruz?
Alec Baldwin, 30 Rock ile bir yeniden doğuş yaşadı son yıllarda. Woody Allen filmlerinde hiç fena değildi. Jerry Seinfeld’in yeni Comedians in Cars Getting Coffee serisinde ise en komiklerden biriydi. Baldwin son projesi gene oldukça eğlenceli gözüküyor. Senarist ve yönetmen James Toback ile Cannes’da çıktıkları “filmlerine para bulma” yolculuğunu belgeselleştirdikleri
Seduced & Abandoned bir bakılması gereken bir çalışma. Keanu Reeves’li, 2012 tarihli belgesel
Side By Side ile beraber, farklı dalgaboylarında olsalar da, Hollywood’un içinde bulunduğu duruma (ki çok iyi bulmuyoruz biz) gayet güzel ışık tutuyorlar.
Seduced...’ün gayet sağlam bir konuk listesi var ki burada yazmaya yerimiz etmez. Baldwin sevdiğimiz bir herif. Thom Yorke röportajını da yayınlamıştık mecmua sayfalarında. Destekliyoruz.
Dizi
Stephen Merchant’a Ricky Gervais’in yancısı demek ayıp olur. The Office, Extras ve The Ricky Gervais Show’da harikalar yaratan ikili son dönemlerde ayrı projelere yöneldiler. Gervais düşük profilli ama sağlam Derek ile ilgilenirken Merchant kendisini Kaliforniya’ya atarak
Hello Ladies isimli bir projeyle karşımıza çıktı. Merchant’ın ilk kendi başına işi olmasının heyecanı diziye yansıyor. Merchant’ın Extras’daki karakterinin Amerikan izleyicisine göre yontulmuş hali. Şuursuz bir nihilizm yok; gene de özdeşleşilebilen karaterlerin ortamlarda rezil olmaları ve hayata eyvallah demeleri üzerine. Komik anlar var, kötü çekilmşi bir iş olduğunu da söyleyemeyiz. Ama önceki Gervais-Mechant ortaklıkları o kadar iyiydi ki bunlara talim etmek de çok da içten gelmiyor her zaman. Kötü vakit geçirmezsiniz.
Albüm
Gayngs’ın 2010 tarihli
Relayted albümü o yılın en başarılı işlerinden, zamandışı bir çalışmaydı. Ryan Olson’un başı çektiği 25 kişilik ekipte bayağı sağlam isimler (Justin Vernon misal) vardı.
Poliça gurubu da bunlardan biri. Minneapolis’li grup aslen prodüksiyonda Ryan Olson ve şarkısözü / vokallerde Channy Leaneagh’ten oluşuyor. Geçen seneki
Give You The Ghost’tan sonra yayınladıkları
Shulamith gayet doyurucu bir çalışma olmuş. Hani Gayngs’ın yerini tutacağını düşünmüyoruz tabii ki ama synth-pop konusunda bayağı iyi işler yaptıklarını söylemeli. Sound’lar taze, vokaller doğru yerlerde. Kapak ise çok dikkat çekici. Ayın öne çıkanlarından.
Toplama boxset’ler artık hayatımızın bir parçası. Bolca albümü olan sanatçıların toplu halde külliyatına vakıf olmak kesinlikle iyi bir şey. Geçen ay yayınlanan
John Martyn: The Island Years bu muhteşem gitarist ve şarkıyazarına tıkabasa doyuruyor bünyeyi. 2009’da aramızdan ayrılan İngiliz müzisyenin dehasının zirvesinde olduğu 1967-1984 arası, adı üzerinde Island’dan yayınlanan, albümlerinin, canlı kayıtlarının ve yayınlanmamış demo’ların yer aldığı toplama Martyn’in ne kadar zamanın ilerisinde olduğunu, ne harika bir gitarist olduğunu ve kendini yenilemekte de ne kadar amansız olduğunu gözler önüne seriyor. Arşivinizde olması gereken bir yapıt... Bir başka toplama ise ‘90’larda ayrı bir yerde olan İskoç grup
The Beta Band’e ait. Grubun önde gelen isimlerinden Steve Mason hâlâ yaptığı sololarla o enerjiyi ararken
The Regal Years adını taşıyan bu toplama zamanında çok “denk” gelmiş işler becerdiklerini gösteriyor. 4 albüm ve canlı kayıtlar bu kısa ömürlü ve borçlu (EMI’a 1 milyon dolardan fazla borçları olduğu için dağıldıkları söylenir) grubun 2000’ler Amerikan indie’sinin atalarından olduğunu da kanıtlıyor. Ama ilk albümün ilk şarkısı “Dry The Rain” gibisi de yok onu da söylemeli...
Nirvana’nın son albümü
In Utero da 20. yılı aşkına elden geçti. Prodüktör Steve Albini’yle olan fırtınalı kayıt süreci sonucu Scott Litt’e teslim edilen bu sound açısından sorunlu albüm zamanında MTV Unplugged’ın da gerisinde kalan bir albüm olmuştu ama Cobain’in şeytanlarına teslim olmadığı zaman müziğini ve edebiyatını ne kadar etkili kullanmaya başladığına tanık olduğumuz bir çalışaydı. Albümün bu yeni edisyonunda Steve Albini’nin orijinal mix’leri ve konser kayıtları da yer almakta.
In Utero ile yeniden tanışmalı.
WEB
Winamp internet çağının en başlarından beri bizimle olan sadık bir dostumuzdu. –di’li geçmiş kullanmamızın sebebi ise software’in haklarının sahibi olan AOL’un (1999’da satın almıştı) bu ay Winamp’i kapatma kararı alması. Yani artık download edilemeyecek ve destek verilmeyecek. Microsoft’un ilgilendiği söyleniyor, açık kaynağa açılması yolunda kampanya başlatılmış diyorlar. Baskıya girdiğimiz sırada daha netleşen bir şey yoktu. Kapatılma nedeni olarak da Winamp’in çağa ayak uydurmakta zorlanması gösteriliyor. Sonuç ne olursa olsun Winamp 2’nin base skin’i ve Winamp 5’in modern skin’i dijital çağda müzik dediğimiz zaman gözümüzün önüne gelmeye devam edecek. Teşekkürler.
Konser
Yeni sezon kurak başladı biraz. Yer yer iyi isimler geliyor ama yüksek profil isimler pek gözükmüyor programlarda. Tanıdık bir isimden konser var bu ay. Norveçli trompetçi ve prodüktör
Nils Petter Molvær yanında Almanların efsane tekno prodüktörlerinden
Moritz Von Oswald ile beraber ayın kalburstü performanslarından birine imza atacak. Molvær zaten çokça izleme şansı bulduğumuz, bizden biri artık. Eh, yeni ortaklık da varsa ortada, cepte diye bakmaktayız... 11 Aralık, Çarşamba, 21:30 - Babylon
“Godspeed you! Black Emperor” grubundan Bruce Cawdron ve “Thee Silver Mt. Zion” grubundan Rebecca Foon tarafından kurulan
Esmerine, bir kez daha İstanbul’da. Eylül ayında çıkardığı yeni albüm
Dalmak’ın kayıtlarını da İstanbul’da gerçekleştiren grup, albümün Amerika ve Avrupa turnesinin kapanışını, İstanbullu hayranlarıyla buluşarak gerçekleştirecek. Esmerine’e
Hakan Vreskala’nın da perküsyonuyla eşlik edecek olması, cabası. 12 Aralık, Perşembe, 21:00 - Roxy