Arcade Fire: Hevesli Bando
Utkan Çınar
Kanadalı “kolektif görünümlü” grupları pek sevemedim hiç. Hoş Broken Social Scene mesela; bünyesinden çıkardığı Feist ve Emily Haines çok daha iyi albümler yaptı. Onlarla aynı dönem yeryüzüne düşen Arcade Fire’a da hep mesafeliydim. Evet “Neighborhood No. 1 (Tunnels)” güzel şarkıydı felan ama... Neon Bible’ın sound’unu sevsem de hem o hem 3. albümleri The Suburbs’e uzak durdum, kaldım.
Gayet popüler bir grup olmalarına rağmen yeni albüm Reflektor onları bir seviye daha üste taşıyor, bu kesin. Bunu sağlayan öğelerden ilki Murphy etkisi... James Murphy’nin popüler müzikteki önemi yeterince tartışılmadı belki. Bir ara dünyadaki önde gelen isimlerden biriydi. New York’un kralıydı. LCD Soundsystem, zamanında Chemical Bros.’un, Prodigy’nin dans ve elektronik müziğe yaptığı etki düzeyindeydi... Bu albüm onun daha müzikal bir ekiple kendi sound’unu çok rahat kullanma şansı vermiş. Yani Arcade Fire’ın prodüksiyon konusunda pek bir söz hakkı olduğunu düşünmüyorum; hatta en başından beri Arcade Fire ile çalışan, Final Fantasy olarak 2000’lerin ortasında dikkatimizi çeken (He Poos Clouds güzel albümdü, 2014’te de yeni albüm var) harika çocuk Owen Pallet’in de aranjmanları olunca işin içinde (Kendisi Arctic Monkeys’den Alex Turner’ın The Last Shadow Puppets projesini de ayaklandırmıştır) gruba işin mutfağında pek iş düşmemiş sanırım. Bir parantez de Win Butler’ın vokali için açalım. Doğruya doğru grubun en iyi şarkıları vokallerde bu garip saçlı iri adam (1.94) olduğu zaman gerçekleşiyor. 33 yaşındaki Butler’ın özgün bir sesi olduğunu söylemek ne kadar doğru bilmiyorum ama bu albümde de gördüğümüz vokal çeşitlemeleri müziklerine kesinlikle bir zenginlik katıyor.
İlk 45’lik “Reflektor” çok beğenilen bir şarkı haliyle, sonlarda Bowie’nin de sesinin en sevdiğimiz tınısının katkısıyla... Ancak ağza takılma oranı yüksek. Bu çerçevede “Gangnam Style” veya “Get Lucky”den çok farklı değil sanki. Bu kadar pop çok kalıcı olmuyor günümüzde aga... O yüzden biraz karanlık ve deneysel bir çalışma yapmaları bundan sonra saygınlıklarını daha arttıracaktır. Albümün en çok dinlediğim şarkısı ise “Porno” oldu kesinlikle. Sözler dışında Kate Bush’a pek yakın durdukları bu şarkı kesinlikle çok iyi kotarılmış. Hatta ileriye gidip “‘90’lardaki Bono’nun” çok yazmak isteyeceği bir şarkı olabileceğini de düşündüm.
Sözler konusu problemli tabii. Yani sözleri Türkçe’ye çevirdiğiniz zaman liseli havası yaratıyor ki ülkemizde yapılan müzikte de gördüğümüz bir sıkıntı bu, albümün bir üst seviyeye çıkmasını engelliyor ama ‘90 jenerasyonu mutlu olacaksa bundan, canımız feda; ben gene Pet Shop Boys’dan “Rent” kafalarına girebilirim kolayca...
2000’ler Indie Rock’un zafer yıllarıydı. Jimmy Fallon gibilerinin de ulusal televizyon desteğiyle birçok gruptan haberimiz oldu. Bunlardan bazıları (Vampire Weekend mesela, MTV Müzik Ödülleri’ne falan çıkmalar...) ticari anlamda da gayet aranan gruplar oldular. Bu şöhretin devamlı olabilmesi Arcade Fire gibi grupların da sürekli yüksek kalite işler çıkarmasına bakıyor. Sonuçta bu pop ve ne olacağı belli olmaz. Arcade Fire daha o eşiği atlamadı bu şu ana kadarki bu en iyi albümlerine rağmen... Bitirişteyse kıllık yapayım. Bence Primal Scream’in albümü daha güzel...