Arkadaşlar İyidir (Three Flavours Cornetto Trilogy)


Murat Mrt Seçkin

Ne zamandan, kaç yaşından beri düşünürüm, kafama takılır bilemiyorum; bir yerlerde gayet normal bir şekilde otururken birden bire aklımdan geçer karanlık düşünceler. Şimdi burası yıkılsa bir anda, şu sahilden dev gibi bir yaratık çıksa herkes kaçışsa, masada beraber yemek yerken birden pencereden içeriye yarasalar saldırsa, şurada duran kedi dile gelip bana bağırıp çağırsa... böyle giden bir liste. Her duruma ve zaman uygun bir felaket ya da dehşet listem var.

Yanlış anlaşılmasın. Tüm bu ruh-mekân cozutmaları kesinlikle can sıkıntısından değil. Canı sıkılan bir insan olduğumu, sıkıcı bir hayat yaşadığımı söylesem bu yazıyı okuduktan sonra beni dövecek kadınlı erkekli otuz kişilik bir grubun isim listesini verebilirim. Sadece olsa ne güzel olur diyorum. Her şeyin tersine dönüp yerle bir olduğu bir 15 dakika hoş olurdu diye düşünüyorum. Tabii ki burada olayları biraz daha çizgi film gibi düşünmekte fayda var. Yani ortalık karışıyor ama ölen yaralanan yok.

Shaun Of The Dead’i ilk izlediğimde Edgar Wright’a “Kardeşimsin,” diye sarılasım geldi. Demek ki tek başıma değilmişim, demek ki birileri daha aynı benim gibi hafiften sıyırmıştı. Üstelik Edgar isimli bu genç yanına arkadaşlarını da almıştı ve hallerinden gayet memnun gözüküyordu. İşin ilginç yanı ömrünün yarısı muhabbet ve bira ile geçen bizlere de çok uzak değillerdi hani. Aslında Spaced’den beri zaten o arkadaşlığın tatlı meyvelerini yemiyor muyuz?

Bu güzel tayfanın üç fena filmi çok bilinmeyen Three Flavours Cornetto Trilogy başlığı altında toplanıyor aslında: Shaun Of The Dead (2007), Hot Fuzz (2007), The Worlds End (2013). İzleyen zaten biliyor ama eğer izlemediyseniz ne yapıp edip bu üçlemeyi edinin. Sıkılıp bunaldıkça koyun, izleyin. Bira, cips veya elinizde kollestrol yapacak ne varsa seyirinize eşlik etsin. Kabul etmek lazım ki Edgar Wright ve dostları sinefillikten neredeyse kriz geçirseler de sinemanın o eğlenceli kısmı için çok değerli işler yapıyorlar. Seyretmekten bıkmadığım yetmişlerin keyif sineması örneklerinden hiç farkı yok.

Çilekli Dondurma: Shaun Of The Dead (2004)

Yine her sabah yaptığımız gibi erkenden kalkıyoruz. Bir önceki geceden kalan maya kokusu ve ağırlık her ne kadar leş gibi hissettirse de uyuz ev arkadaşınız size tüm bu acıları unutturuyor. Aynı zamanda günlük problemlerinizin dışında zaten sevgilinizin gönlünü almak ve işe yetişmek gibi daha mühim sıkıntılarınız var. Tüm bu olan bitenin dışında bir de (anlıyorsunuz ki) zombi istilası başlamış. O zaman güne aynen devam. Ama tüm bu karmaşanın ortasında illa ki mekâna uğrayıp birer bardak birayı devirmek gerek.

Vanilyalı Dondurma: Hot Fuzz (2007)

Başınızdan geçen onca olaydan sonra kendinizi insanların emniyetine ve adalete vermeniz doğal. Tabii ki kaptırıp gereğinden fazla idealist olursanız bolca da düşman edinirsiniz. Hatta başarınız yüzünden sırf sizden kurtulmak için bambaşka bir şehire de sürebilirler. Eh memur olunca bunları da göze alman gerekiyor. Sıkılarak ama gurula gittiğiniz yeni görev yeri bir süre sonra en büyük maceranızı yaşayacağınız bambaşka bir dünyaya döner. Bağımlısı olduğunuz huzur ve güvenin sizi hiç beklemediğiniz bir yerden vurma ihtimali olduğunu fark ettiğinizde artık çok geçtir. Uçan tekmeler, ninja tavırları, takla atan arabalar. Harry Callahan İngiliz olsa ve punk dinlese tam olacakmış. Ne olursa olsun tüm bu karmaşanın ortasında illa ki mekâna uğrayıp birer bardak birayı devirmek gerek.

Naneli Dondurma: The Worlds End (2013)

Doksanların Akmar kafasından kurtulamayan kırk yaşındaki arkadaşlarım var. Sanki o arada hiçbir şey yaşamamışlar gibi hep o günleri anlatırlar. Aynı şekilde askerlik anılarının üzerinden otuz yıl geçmesine rağmen ama hâlâ orada yaşadığımızı sananlar olduğu gibi. Herkesin kendi yoluna giderek uzaklaşmaya başladığı bir dünya da siz doğru yolda olduğunuzu düşünerek değişmemek için çabalarsınız. Çabaladıkça diğerleri uzaklaşır, gider. Dostluk istersen bitmez ama bir şeyler birazcık sıkıcı hale gelebilir. Yine de umudu kaybetmeyip arada toplanmak iyidir. İyidir de sıkıcı mahallenizin tüm meyhanelerini dolaşacağız diye plastik bebek ile lego karışımı birtakım arkadaşların huzurunuzu kaçıracağı hiç aklınıza gelmez herhalde. Sonra gelsin birliktelik, sarılsın kaybolan arkadaşlık. Bol aksiyon, ciddi iletişim problemi, uyumsuzluk içerisinde arkadaşlık ilişkilerinizi toparlamak için hoş bir fırsat. Her ihtimale karşı bu karmaşanın ortasında illa ki mekâna uğrayıp birer bardak birayı devirmek gerek.

Edgar Wright ve ekibi tüm tür klişelerini kullanarak espri makinesine dönmeye çalışan diğer tüm yapımlara kocaman bir senaryo ve oyunculuk dersi veriyor. Hiç gülmem ki dediğiniz tüm o standartlara –afedersiniz ama- osura osura gülüyorsunuz. Harika müzikleri, Türkçe’ye çevrildiğinde bile değerini kaybetmeyen kelime oyunları, samimiyetleri ile Three Flavours Cornetto Trilogy sadece önemli bir komedi serisi olmaktan çıkıyor. Dostluk, gündelik hayatın bunaltıcılığı, bira, sigara ve mutluluk üzerine de bir sürü söz söylüyor. Kutsal topraklar yine bizi üzmeyen keyifler yaratıyor. “Evet, özenti değilmişim, İngilizler bu işi biliyor yahu,” diye sevinçle çığlık attırıyor.

 

muratmrtseckin@gmail.com