Ayyuka : Albüm Satıp Geçinmek Diye Bir Fantezi Yok


Tayfun Polat
Saykodeliya, punk, western, bolca surf, arabesk ve en çok buradan tınılar. Ayyuka, 2007 yılında çıkarttığı ilk albümünde hepimizi öyle çok etkilemişti ki. Tutturdukları müzikal harmanın eşi benzeri yoktu. Şimdi öğreniyoruz, ilk albümdeki sound hiç de istedikleri gibi olmamış aslında. Nihayet bir ay önce çıkan 2. albümleri Kiracı Odaları, hem grubun müzikal olarak kendini ifade etmek istediği gibi olmuş, hem de yıl sonuna doğru birbirinin peşi sıra çıkan bir dolu çok iyi albüm arasında kesinlikle en iyilerinden biri. Ahmet Kul hariç, kalan kadroyla Açık Radyo’daki “yerli” programında bir araya geldik. Mecmua da faydalandı…

2007’de acayip heyecanlanmıştık, Ayyuka’nın albümü çıkınca. “Bu neymiş?” dedik. Sonra…
Alican Tezer: Özgür askere gitti abi sonra.
Özgür Yılmaz: Askerden önce de o kadar bir yoğunluk yoktu canım.

Albüm beklentiyi çok yükseltmişti ama 2 albüm arasında 6 sene oldu. Arada geçen dönemde ne oldu?
ÖY: Albüm sonrasında bir süre konser falan oldu. Çok değil, standartların bayağı altında. Büyük ara denen kısım benim askerliğimle başladı. Askerden döndükten sonra da Alican bir süre Amerika’da kaldı.
AT: Biraz yavaş bir grubuz anlaşılacağı üzere.
Altan Sebüktekin: Sonra bir süre duralım, yeni bir şey yapalım dedik. Ama bu albümden 2 sene öncesine denk düşüyor.

Zaten konserlerin de durulduğu bir dönem oldu. Ardından senede bir iki konser vermeye başladınız.
AT: Aslında hâlâ da öyle, senede bir iki konser.
ÖY: Evet, genel standardımızı koruyoruz. Bu sıralarda aslında biz sürekli bir aradaydık, bir şeyler yapıyorduk da, insanlarla paylaşmıyorduk. Bir sürü doğaçlama kayıt da yaptık.

Ben iş yoğunlukları falan diye düşündüm. Alican, senin bir sürü başka projen, grubun var. Özgür, senin de öyle. Altan’ın durumunu çok bilmiyorum ama…
ÖY: İşlerin de etkisi var. Dört kişinin hayatlarını bir noktada kesiştirmek zor oluyor ama biz nispeten başarılıyız. Dışarıdan pek öyle gözükmese de. Bir sürü teklif geliyor da biz reddediyor değiliz aslında. (gülüşmeler)
AS: Ama bizim üretme şeklimiz; şarkıları yapalım, sonra da bunları bir albüm yapalım, sonra da hadi bunları çalalım olmadı hiç. Bu albümdeki şarkıları biz kaç senedir çalıyoruz zaten. Şarkı çıktığı andan itibaren çalıyoruz. İlk albüm de öyleydi. Biz kurulduktan kaç sene sonra çıktı. O zamana kadar onlar hep çalınıyordu. İkinci albüm için de aynısı geçerli.
AT: İkinci albümün tamamını biz yaptık ama. Öyle karar verdik. Kendi stüdyomuzda kaydını biz yaptık, miksledik. Bu hoşumuza gitti, belki hızlanırız. Çünkü var bir sürü doğaçlama kaydımız. Yenilerini de yapıyoruz. Ama bizde paketleme ezberi yok. Evde biz ve birkaç arkadaşımız dinliyor. Şimdi o doğaçlamaları da yayınlayalım diye düşünüyoruz. Onlar plağa basılsın istiyoruz. Madem seviyoruz bu durumu, sevdiğimiz için yapıyoruz, bu yüzden uzuyor aralar, belki bu şekilde devam ederek hızlanabiliriz belki.

Albümün kaydını bir sene önce yapmışsınız ama Kiracı Odaları albümünün viral’leri, tanıtımları dönmeye başlayalı da 8-10 ay olmuştur. Albüm de bir türlü gelmedi.
ÖY: En az bir altı ay olmuştur. Kafamızda albüm bitmişti ve iki hafta kala internete koyacağımız için tanıtımlarını yaptık.
AT: O sırada Ulaş Şalgam’ın plak şirketi kurmaya karar verdi, işte Shalgam Records, bu da ilk albüm olsun dendi. Tabii o şirketin kurulma prosedürleriyle, belgeler girdikçe uzadı.
AS: Aslında biz bütçesiz albüm kaydedebilmeyi başarabildiğimiz noktada, araya hiç plak şirketi falan karıştırmadan kendimiz yayınlayalım dedik. Sonra iTunes’da da olsun, olmazsa olmaz gibi şeyler girince araya, onun için bandrol olacak, onun için şirket olacak falan derken, şirketlerle geçmişimiz de pek iyi olmadığından ilk albümden, menajerimiz olan Ulaş, kendi plak firmasını kurdu. Şimdi onunla rahatız. Shalgam Records ile işler daha hızlı olacak diye düşünüyoruz.

Albümün adı niye Kiracı Odaları?
AS: Bizim için kendi stüdyomuzda kaydediyor olma meselesi çok önemliydi. Stüdyonun olduğu sokağın adı Kiracı Odaları. Bizim için bir şekilde de bir şeyler ifade ediyor. Ama ne ifade ettiğini nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum.
AT: İfade ediyor, evet. Bizim stüdyo bir mahallenin içinde. O mahalleden ses kaydı da kullandık. Mahallenin havası uyuyor bir şekilde işte.

Ben yine eskiye gitmek zorundayım. İlk albüm o kadar büyük heyecan yaratmıştık ki; ben o yalımın nasıl söndüğünü merak ediyorum. Bu sadece size konser teklifi gelmemesiyle açıklanamaz…
ÖY: Bu heyecanı şimdi duyuyorum. O zaman niye söylemediniz… (gülüşmeler)
AS: Bizim için çok acılı bir süreçti ilk albümün süreci. Gaz falan kalmamıştı belki de. Çünkü miksi çok uzun sürdü, plak şirketiyle meseleler artık kâğıt harcamayalım noktasına gelecek kadar anlaşma sürecini uzatmıştı falan… Biraz illallah dedik herhalde ondan sonra. Tekrar bir albüm yapmayı konuşmak adına söylüyorum. Ama öyle bir heyecan vardıysa da bilemiyoruz.

Albümü başta dijital olarak yayınlamayı düşünüyordunuz. Genel olarak albümü CD olarak çıkartmak ve dijital download durumları hakkında neler düşünüyorsunuz?
AS: Hard-copy’ye neredeyse karşıyız artık, öyle bir durum var. Plak firmalarıyla dağıtım şirketleri arasında dönen saçma sapan hikâyelere de kulak misafiri olduk. Bir şekilde albümü raflarda tutmak çok mümkün değil. Öyle olunca insanlar paylaşmak için rip’leyip internete koyduklarında –bu mesela bizim başımıza geldi, ilk albümün çatır çutur bir kaydı her yerde dönüyor internette, çok can sıkıcı bir durum- bir manası yok aslında, albümü bastığınızla kalıyorsunuz. Tamamen dijitale dönmek lazım. Şu anda bir geçiş dönemi yaşıyoruz. Biz bunları basmak zorunda kaldık. Ama bundan sonrası için bütün planlamayı dijitale göre yapmak lazım herhalde.
ÖY: Yani elde tutmak duygusal olarak güzel bir şey. Ama uygulamaya baktığınızda çevrenizdeki herkes CD’yi alıp onu mp3’e çeviriyor. Bir tek arabada dinleniyor CD sanırım.
AT: Bizim amacımıza göre bakınca, basmakla basmamak arasında bir fark yok. Hatta biz basmak istemiyoruz. Paylaşmak istiyoruz, dinlensin istiyoruz. Ve bunların daha çok konserlerle olduğuna inanıyoruz. Belki o yüzden daha az albüm yapıyoruz. Ama gidişat olarak dijitale dönülmesini ben seviyorum. İyi tarafından bakarsan, dijitale dönüldüğünden beri bu işi yapmak biraz daha inanmakla ilgili oldu. Daha kendinizi vererek yapmanız gerekiyor. Sektörü güzel bir şekilde parçaladı aslında. Albüm çıkaran insanlar ona kesinlikle bir emek veriyor. Kendinden veriyor, bir kafa yaşıyor, güzel bir yere geliyor. Bence hakkı plak. Ama o zaman seninde o plaklık bir şey yapman gerekiyor. Ben böyle duygusal bakmayı seviyorum. Plak olursa yapabileceğinin en iyisini yapman gerekiyor. Kendini sadece çalma anlamında değil, düşünce olarak da zorlamak gerekiyor. O noktada dijital, CD falan çok başka yerde kalıyor. Bence bizim dışımızda da kalıyor. Bu CD basılmasa da olurdu benim için, ama gelince, onu böyle görmek hoşuma gitti. Aslında bir süre sonra butik bir obje gibi olacak. Ama zaten müzik dinleme standardı da CD değil. Bir ara CD çok yükseldi ama artık bitti. Aslında hâlâ kalan tek şey plak. Müzik dinleyen adam da zaten onu tercih eden adam oluyor. Tüketen insan başka. O CD’yi tüketeceğine dijitali tüketsin. Daha rahat, her yerden basıyor, telefonunda da var.
ÖY: Paylaşımın kolaylaşması iyi bir şey aslında. Bu kolaylık sanatçının emeğinin karşılığını almamasına yol açabiliyor ama…
AS: Kontrol dışında olması da kötü bir şey, o kayıtların kötü rip edilmesi gibi. Paylaşacaksak biz paylaşalım, bedavaysa bedava. Zaten albüm satıp da geçinmek gibi bir fantezi yok.

Bu soruyu da herkese sorarım, ilk defa siz albüm olmasa daha iyi olur dediniz. Ama ben bu CD’yi evde iyi bir tesisatla dinleyip kapağını kurcalayıp başka duyuları da devreye sokarak dinlemeyi sevdiğimden, hâlâ basılı albüm kafasındayım. Tabii elime böyle gelmiş CD’yi öyle dinliyorum. Yoksa ben de dijitalini dinliyorum. Ama bu ilişki kurma biçiminin daha bilinçli, emeğe daha saygılı bir dinleyici kitlesi oluşturmaya başladığını düşünüyorum.
AS: Eskiden kapağını sevdiğim için aldığım albümler vardı. Ama şu an onun yapıldığını zannetmiyorum. Keşif aşaması dijitalde dönüyor. Eğer hard-copy duygusal bir konuysa, biz de en duygusalı neyse onu yapalım dedik aslında. Yılbaşı gibi plağı çıkacak albümün. Onu da “Aa, bu albümün plağı olsun bende,” diyen alacağı için, keşif sürecinden sonra, plak satılan yerlerde bulabilecek insanlar.

Son dönemde albüm yapmadan, dijital paylaşımlarla öne çıkan gruplara baktığımızda, bir kitleyi elde tutmak için farklı bir ekip çalışması içerisinde olduklarını görüyoruz. Sizin de Kiracı Odaları için yaptığınız tanıtım filmi benzeri işlerden bahsediyorum. Konserlerin önemine dikkat çekmek için konser videoları paylaşmak, konserleri iyi kaydetmek, ışığına, şovuna dikkat etmek, bunları ücretsiz paylaşmak, viral’ler hazırlamak gibi, elde basılı bir sanatsal çalışma yoksa, başka görsel desteklerle dijital ortamda bir çeşitlilik sunarak daha geniş kitlelere ulaştıklarını düşünüyorum. Büyük Ev Ablukada’nın davetiye hinliği bile buna dâhildir.
ÖY: Oyunun kuralları değişti biraz. Eskiden bir klip yapıp Kral TV’de falan oynatmak önemliydi gruplar için. Şimdi bunun neredeyse hiçbir önemi yok.

Ama evde çektiğin kliple bile dijital ortamda öne çıkabiliyorsun artık. “Performansın önemi” deyip duruyoruz ama son dönemde albümü olmadan öne çıkanların hepsinin yeni kuralları çok iyi oynadıklarını, kurallar icat ettiklerini düşünüyorum…
AS: Büyük Ev Ablukada bu konuda çok özel bir şey başardı. Devam da ediyorlar, yeni boyutlar katarak büyütüyorlar bu konuyu. Artık zaten albümü yaptım, klibi yaptım, oturayım diye bir şey yok. İnsanlar facebook sayfana her gün açıp bakıyorlarsa, her gün bir şey bekliyorlar demektir.

Peki sizin “ataletiniz” bir handikap olabilir mi? Konser için yaptığınız tanıtım filmi, sizin de buna devam edeceğinize dair bir fikir oluşturdu.
ÖY: İstiyoruz aslında…
AT: Önce yaptığınızdan kendinizin hoşlanması gerekiyor. Bahsettiğin filmi çektiğimiz yer kendi ortamımızdı. Kendi ortamını paylaştığın zaman oluyor. Bunun planlanarak yapılması bence komik sonuçlar doğuruyor.
ÖY: Samimiyet son zamanlarda çok prim yapıyor. (gülüşmeler)
AT: Sonuçta müzik yapmakla başka birçok şeyi yapmak aynı konsantrasyonu istiyor.

Sizin sahne performansınızı bildiğimden, o performansları da paylaşsanız konserlere de daha çok insan gelir, albüm satışını da etkiler diye düşünüyorum.
AT: İşte öyle olmuyor ama…
AS: Sahne videolarından öyle sonuçlar almadık. Kameraları koydum, konseri çektim gibi değil de, başka bir şey düşünmek lazım. Konserin kendisi çok iyi geçse de, baktığında o video çamur gibi olunca, Alican’ın dediğine geliyoruz; bizim çok düşünülmüş, tasarlanmış şeyler yapacak çok fazla enerjimiz olmuyor. Zaten onların da sonuçları o kadar iyi olmuyor. Samimiyetten biraz kaybediyoruz orada. Dolayısıyla hemen uygulanabilecek basit fikirlerin hayata geçirilmesi lazım.

info@kargamecmua.org