Herkes İçin OHAL
Murat Mrt Seçkin
1.
Artık ok yaydan çıktı. Barış, kardeşlik bu ülkede egemen olacak. Gördük ki, OHAL dönemi bitmiş, 'Herhal' dönemi başlamış. Bu ülkenin vatandaşları birlikte 'Herhal' olmaya başladı. Bu ülkede bir daha kimse kimseyi fitneyle kandıramayacak. Kardeşi kardeşe düşüremeyecek. Bu sürecin sonunda kutlu bir doğum, yepyeni bir Türkiye var. (Egemen Bağış – 22 Kasım 2013 – Feshane Konuşması)
Artık ok yaydan çıktı. Barış, kardeşlik bu ülkede egemen olacak. Gördük ki, OHAL dönemi bitmiş, 'Herhal' dönemi başlamış. Bu ülkenin vatandaşları birlikte 'Herhal' olmaya başladı. Bu ülkede bir daha kimse kimseyi fitneyle kandıramayacak. Kardeşi kardeşe düşüremeyecek. Bu sürecin sonunda kutlu bir doğum, yepyeni bir Türkiye var. (Egemen Bağış – 22 Kasım 2013 – Feshane Konuşması)
Evet doğru. Yukarıdaki cümlelerin sahibini özellikle farklı espri anlayışı ile tanıyoruz. Şöyle bir okuyunca oldukça manasız gelen bu karşılaştırmanın Olağanüstü Hal denen uygulamayı hatırlatması ne hoş. Anormal bir uygulamanın kurtuluş mesajını verirken, gittikçe tuhaflaşan bir siyaset ve yönetim (ayrıca muhalefet) sisteminin, bir türlü bize gözükmeyen müjdeli yanını duyuruyor. Teşekkürler.
Kısaca bilmeyenler için birazcık bahsedelim. Öncelikle OHAL bir grup adı, dernek ismi, bilimsel bir yapının ilk harfleri değil. Hepimizin çok sevdiği, son 31 yılımızın tüm siyasetini şekillendiren, kullanıcı dostu 1982 anayasamızın en tatlı ürünlerinden biriydi. Şöyle diyordu :
A. Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım,
B. Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması durumlarında olağanüstü hal ilan edilmesi ve usulleriyle olağanüstü hallerde uygulanacak hükümleri belirlemektir.
2.
12 Eylül sonrası ülke özellikle (nedense) sol gruplardan gördüğü terbiyesizliklerin yaralarını büyük bir şevk ile sarmaktaydı. Tüm ülke halkının büyük bir mutluluk ile çağırdığı ordu neyse ki yönetimi ele geçirmiş, o dönemin iki eliyle bir işin ucundan tutamayan muhafazakar siyasetçilerini bir süreliğine dinlensinler diye açığa almıştı. Sol veya sola yakın görüşlü ama sağcı düşünür, siyasetçi, sanatçı, akademisyen onlarca terbiyesiz insan ise bu güzel halkı mutsuz etmenin cezasını fazlasıyla çekeceklerdi. Hatta ne ilginçtir hala çekenler var. O kadar densiz, düşüncesizdiler.
6 Kasım 1983 yılında halkın sevgisi ile %50’den fazla (birazcık) koltuk sayısı ile Turgut Özal ülkeyi normal düzenine getirmek için seçildi. Ordudan bu şerefli sıkıyönetim görevini alıp, özgürlüğü renkli televizyon ve video formatına sıkıştırıp sunan bu magazin hükümet herkesin yüzünde tebessümler açtırdı.
Ama hiç mi sıkıntı yoktu? Tabii ki vardı. Jeopolitik konumu nedeni ile üç yanı denizlerle çevrili cennet ülkemizin her zaman düşmanları, dış mihrakları vardı. Daha da kötüsü o dış mihrakların tutsağı olmuş, gözü dönmüş anarşikler ve “güççük” terörikler vardı. Huzura ve refaha doğru emin adımlarla yürüyen memleketimizde böyle parazitler tabii ki kabullenilemezdi. Sokağa çıkma yasağı, kafana göre tutukla, konuşmazsa iftira at, olmadı işkence et, kimseyle konuşmadan darağacına gönder, tecavüz et de utansın gibi önemli huzur tekniklerini içinde barındıran sıkıyönetimi kaldırmak gerekiyordu. Ama bir yandan da bu yöntemler yönetimlerin ve otoritenin halkı idare mekanizması için en güzel çözümlerdi.
İşte o zaman akıllara en güzel bir çözüm geldi. Ülke tüketim ve modernizm ile bir güzel süslenirken, siyasetçiler her zamankinden daha çok kendi kabuklarında yaşayarak birer hizmetliden çok patrona dönüşürken aranan cevap bulundu.
Güneydoğu bölgesinde hiçbir zaman çözülemeyen PKK sorunu anahtar kelime olarak halka sunuldu. Evet bir terör örgütü var ve insanları öldürüyor. Ama bu adamlarda ilginç bir şekilde 40 yıldır varlıklarını koruyor. O zaman demek ki çoğunluğu Kürtlerden oluşan bu halk aynı zamanda işbirlikçi. Yani koskoca bir bölge, güneydoğu halkı Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması'na neden oluyor. Hemen çalışmalar yapıldı, tasarılar hazırlandı ve usulca OHAL yasası devreye girdi. Geçici olması gereken bu tedbir 1987 -2002 tarihleri arasında birilerinin aklını başına alması için getirildi. Sıkıyönetim denen şeyin sadece adını değiştirip tek bir bölgeye kitlenmesine pek şikayet eden olmadı. Karşı çıkanlar da zaten birazcık halk ve vatan düşmanı gibiydi. Pek kaale almadık.
Bizler huzur içinde yaşayacaksak hiç görmediğimiz, dilimizi bile konuşmaktan aciz bir insan güruhu biraz acı çekmiş çok mu? Normalleşme sürecinde oraya yatırım yapacağız diye gidip devlet kredileri ve primleri ile sadece boş tuğla binalar bırakan yatırımcı ve girişimciler de zaten o yüzden kaçmıştı. Biz ilgilenmeyi çok isteriz ama güvenliğimiz yok ne yaparsın.
3.
Sonrasında tabii ki bir sürü çamur atıldı. Neymiş efendim OHAL rantı varmış. Huzur ve güvenliği sağlayan kurumlar üç kuruş para kazanmış çok mu? Yalan değil o dönem benim de aklıma böyle kötü şeyler gelmişti ama sonra dedim ki : Saçmalama Murat olmaz öyle şey.
Mesela ben polis olsam kendi karakolumu kurşun yağmuruna tutup devletten şöyle yüklüce bir tazminat alsam gibi fikirler. Belki de Jandarma olup ortada hiçbir sebep yokken sıkıntıdan tarla, köy falan yakarım. Aslında düşündüm de düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı ile radikal bir takım gruplara kesip biçme yetkisi vereyim. Şöyle kelle, kafa kessinlerde gazetelerde yerini alsın. İlerideki yeni sorunlar için de yedek olur. Nasıl olsa konuşamazlar, konuşsalar da kimse inanmaz diye düşünerek şu küçük kızlara-kadınlara ilerde terörik olmasın diye bir ders verelim. Taciz edelim gerekirse isteği dışında evirip çevirelim. Hiç gereği yokken kendi kapolarımızı yaratalım da birbirlerine düşsünler.
Ama neyseki bunların hiçbiri olmadı da Güneydoğu bölgemizde insanlar seksenli ve doksanlı yıllarını huzur ve barış içinde geçirdiler. O dönem büyüyen çocukların hepsi vatan aşkı ile dolup taştı. 15 sene süren uygulamada çok ama çok başarılı noktalara gelindi. Bu süre içinde değişen devlette bu deneyim ile yarattığı yeni yöntemler sayesinde OHAL’in miladını doldurduğuna karar verdi. Sonuç olarak daha güzel teknikler geliyordu.
4.
Bence yine de umudu kesmeyelim. Ölüm haberlerini maç skoru mantığı ile veren, izleyen ve izlettiren bir yaşam döngüsünde OHAL gibi uygulamalar her zaman çıkacaktır. Her protesto eylemini anarşikler geliyor, emniyet göreve diye bağırarak başka bilgi kanallarını kendine kapatan ya da tüm özgürlük hareketini bir grup genç diyerek popülist bulup aşağılayan aydın veya muhafazakar kesim büyüdükçe, devlet denen dev şirketin çalışanları kar marjını veya ortaklığını kaybedeceği tehlikeli alanlar gördükçe daha ne sıkıyönetim, ne OHAL’ler göreceğiz. Üzülmeyin...
muratmrtseckin@gmail.com