MERCEK:

Bon Mod – Idolize Yourself
Aslında Bon Mod’un Idolize Yourself albümü Mart 2010’da Remoov Records’tan çıkmış ve dijital müzik marketlere servis edilmişti. Şimdi Topkapı Universal etiketiyle tekrar piyasaya çıktı. İki yeni beste, bu satırların yazarının hastası olduğu gruplardan Bloc Party’nin “Banquet” cover’ı, albümün hit’i “Stanbul”un Thieves Like Us ve dub remix’leri bu albümün yenilikleri.
Bon Mod, memleketin önemli mekânlarında çalarak adını duyurmak dışında, yurtdışında Mylo, New York Pony Club, Ladytron, Robots in Disguise, Fancy ve Little Dragon gibi türünün önemli isimleriyle aynı sahnenin tozunu yutmuş bir grubumuz. Gelişen indie, dans sahnemizin son dönemdeki en yetkin ikilisi Bon Mod’un albümünü ilgilileri kaçırmasın deriz. Tamamı parti havasında olan ve dans müziğine iki Türkçe şarkıyla da (“Stanbul” ve “Ne Çirkin Büyümek”) katkıda bulunan Idolize Yourself’ten parantez içinde anılanlar dışında “Banquet”, “Crack A Smile”, “Mama Said Go”, “Chocolate Cheesecake” banko.

Ayşe Gencer - But Beautiful
Artio Moreira ve Flora Purim ikilisiyle tanışmıştım. Birlikte geçirilmiş yıllar, o tanışıklık, sahnede nasıl güzel tınlıyordu. Trompetçi İmer Demirer'in albümünden geçen sayıda bir vesileyle bahsetmiştik: You, Me & Char. Hatırlarsanız Char kedileriydi. Bu ay da konumuz "You". Önemli caz vokalistlerimizden Ayşe Gencer'in ilk albümü geçtiğimiz günlerde çıktı. İsmini caz standardıBut Beautiful'dan alan albüm, Gencer'in seçtiği 10 caz standardından oluşuyor. Albümde beni en şaşırtansa bir Jobim bestesi olan ve pek sık rastlamadığımız Luiza'nın da yer alması. Bu parçayı söylemek için ya Jobim ya da Brezilyalı olmak gerekir diye düşünürken Gencer'in böyle bir sürpriz yapması albümün hoşluklarından biri. Kadroyu da bildirelim: İmer Demirer (tp), Serkan Özyılmaz (p), Matt Hall (b), Cem Aksel (d), Meriç Demirkol (as), Tunç Çakır (perc)
YAYIN:
Amerika’nın en büyük yazarlarından Tom Robbins’in 2009 çıkışlı son kitabı B, Bira, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı. Bir çocuk kitabı olarak tanıtılan eser, Gracie Perske ismindeki bir kız çocuğunun biranın yetişkinler arasındaki anlamını, önemini bulma seyahatini konu alıyor. Hayranları kaçırmayacaktır. Başlamak için de fena görünmüyor.

Zamanının baba gruplarından Soft Machine’nin de ismini aldığıWilliam Burroughs’un 1961 tarihli romanı Yumuşak Makine Sel Yayıncılıktan çıktı. Hemen de arkasından “argo ve amiyane tabirlerle kopuk anlatım tarzının benimsendiği” öne sürülerek dava açıldı. Çıplak Şölen’den sonra yazdığı ilk kitap olan Yumuşak Makine, yazarın cut-up tekniği kullandığı işlerinden ve de Nova Üçlemesinin de ilk kitabı olmakta. Şiddetle öneririz.
FİLM:
64. Cannes Film Festivali bu yıl oldukça heyecan verici bir yarışma bölümüyle 11-22 Mayıs arasında gerçekleşecek. Robert De Niro’nun başkanlığını yapacağı jüride Uma Thurman, Jude Law gibi popüler isimler yeralıyor. Etkinlikte Lars Von Trier, Nanni Moretti, Nuri Bilge Ceylan, Dardenne Kardeşler, Nicolas Winding Refn, Aki Kaurismaki, Pedro Almodovar, Terrence Malick , Paolo Sorrentino gibi günümüzün “süperstar” yönetmenlerinin filmlerinin yer aldığı 19 yapım yarışacak. Festivalin açılış filmi ise Woody Allen’ın Owen Wilson ve Carla Bruni’li yeni filmi Midnight in Paris.
“Dans edin, yoksa sonumuz fena!” Pina’yı İstanbul Film Festivali’nde kaçırdıysanız, size bir şans daha. Film Mayıs’ta vizyonda. Modern dansın tartışmasız en önemli isimlerinden Pina Bausch ile Wim Wenders’in 20 yıldır konuşageldikleri proje 2007 yılında başlamış. Her şeyin planlandığı noktada Bausch’un ölümüyle iş Wenders’in dehasına kalmış. DVD’sini beklememenizi önerir, filmin 3D izlendiğini hatırlatırız. Son sözü de Wim Wenders’e bırakalım: “Filmi yapmak isteme nedenim Pina’nın dünyaya bakışını keşfetmekti. Pina’nın gözünden görünenin benzersiz olduğunu düşünüyorum. Gözlemlerini işlerine nasıl yansıttığıysa oldukça gizemli hatta sihirli bence. Pina’nın gözlemlediği herhangi biri farkında olmadan kendini ele vermiş demektir. Ondan saklayabilceğiniz bir şeyiniz olamaz.”
DİZİ:
300 milyondan fazla indirilerek Guinness Rekorlar Kitabı’na giren podcast The Ricky Gervais Show’un animasyona dökülmüş hali de 2 sezondur insanlara kahkaha krizi geçirtmeye devam ediyor. Ricky Gervais, Stephen Merchant (The Office, Extras) ve Karl Pilkington’ın (bu ismi aklınızda tutun) oturup havadan sudan muhabbet etmeleri ve bu muhabbetleri eğlenceli animasyonlarla desteklendiği dizi 3. sezonu da görecek. Ayrıca gene bu ekibin Pilkington’a eziyet için yaptıkları An Idiot Abroad’un da ikinci sezonu yakında gösterim şansı bulacak. Gervais bu aralar çok meşgul. Jerry Seinfeld, Chris Rock ve Louie CK ile beraber mizah konuştukları Talking Funny de mecmua elinize geçtiği zamanlarda yayınlanmış olacak. Eğer bu işlerin hiç biriyle tanışmadıysanız henüz, sizi keyifli zamanlar bekliyor.
ALBÜM:

Smog lakabını bırakıp asıl adına döndüğünden beri Bill Callahan’ın müziği de değişiyor. 2009’daki pek güzel Sometimes I Wish We Were An Eagle’dan sonra yeni albüm Apocalypse de bu gidişatı bozmuyor. Willie Nelson-vari country, funk ve caz unsurlarını daha önce olmadığı kadar duyduğumuz albüm, Callahan’ın alametifarikası karanlığı da çekinmeden barındırıyor. Fazla söze gerek yok, yılın en iyi albümlerinden biri.

Paul Simon’ın 5 yıl aradan sonra yayınladığı yeni albümü So Beautiful So What da bizi mest eden işlerden oldu. Genel olarak Simon ve akustik gitarını duyduğumuz albüm sanatçının “temele döndüğü” işi de diyebiliriz. 70’inde sesinin ve bestelerinin sahip olduğu enerjiye de şaşırmamak elde değil. Bu arada Simon & Garfunkel’ın efsane albümü Bridge Over Troubled Water da 40. yıl vesilesiyle tekrar delüks edisyon olarak yayınlandı.

New York’lu grup TV On The Radio’nun 5. albümü Nine Types Of Light yayınlandı. 2008’deki Dear Science’dan sonra grup elemanlarının farklı projelere dağılmasının ardından, grup kanımızca şu ana kadarki, en iyi işiyle karşımızda. Kurucu üyeler; artık baba prodüktör seviyesine yükselmiş Dave Sitek ve vokalist Tuinde Adebimpe’nin başrolü kaptığı yapıt synth’lerin başrolü çalmasıyla Gorillaz, LCD Soundsystem ve Danger Mouse hatta yer yer The Beta Band sularında geziniyor. Sound açısından oldukça derli toplu diyebiliriz. Bu sene partilerden de eksik olmaz. Bu arada konsept filmi de youtube’den izlenebiliyor. (Grubun basçısı Gerard Smith’in hayatını kaybettiğini de yayına girerken duyduk. Toprağı bol olsun.)

Bluegrass karliçesi Alison Krauss’un grubu Union Station’la 7 yıl aradan sonra çıkardığı Paper Airplane de ayın dikkat çekici işlerinden. 2007’deki Robert Plant ortaklığı Raising Sand’den beri sesi çıkmayan Krauss yine müthiş sesiyle bizi mest etmeye devam ediyor. Sesini Coen Kardeşler’in Neredesin be Birader’inden de aşina olduğumuz Dan Tyminski de bu pek güzel bluegrass tatlarının hakkını veriyor.
KONSER:

Mayıs ayı Babylon oldukça keyifli. Gonjasufi mi istersiniz, Ellen Aileen mi? Mercury Rev’den efsane Deserter’s Songs albümünü dinlemek istersiniz yoksa debütüyle bizi bayağı heyecanlandıran Twin Shadow’u mu? Bütün bunların üzerine Caribou da pek iyi bir seçim olabilir. Biz seçemedik. Bu konserlerin hepsi görülebilir, imzamızı atarız. 7 Mayıs, Ctesi, Gonjasufi; 13 Mayıs, Cuma, Ellen Aileen; 14 Mayıs, Ctesi, Mercury Rev; 18 Mayıs, Çarş., The Walkmen & Twin Shadow; 19 Mayıs, Perş., Caribou

Son albümü Smoke Ring For My Halo ile artık adını daha da sık duymaya başladığüımız Kurt Vile Grubu The Violators ile Bant’ın desteğiyle Ghetto’da olacak. Bizce yılın en yüksek profilli etkinliklerinden biri. En son J Mascis’in solosunda da çalan Vile, bir indie şarkıcı / şarkıyazarı kahramanı olma yolunda ilerliyor. Kaçırmayın deriz. 29 Mayıs, Pazar, Ghetto

Marianne’le bir daha. Rock tarihinin en harbici hatunlarından Marianne Faithfull, Lou Reed ve Dr. John’un da katkıda bulunduğu yeni albümü Horses an High Heels’in ardından 3 yıl sonra tekrar İstanbul’da. 2008’deki konseri bilenler bunun da en az onun kadar keyifli olacağını tahmin ediyordur. Yolumuz açık.
21 Mayıs, Cumartesi, İstanbul Modern

Chucho Valdes Latin cazın en iyi piyanistlerinden biri. Afro-Cuban Meesengers’la kaydettiği Chucho’s Steps albümüyle geçtiğimiz Şubat ayında En İyi Latin Caz Albümü Grammy’sini aldı. İstanbul’a da daha önce birkaç kez gelmişti ve büyülemeden gitmemişti! Babası Bebo Valdes de ayrı bir efsanedir. Lagrimas Negras albümüne kulak kabartmanızı tavsiye eder, Calle 54 isimli filmdeki baba, oğul (iki piyano) performansını da youtube’dan falan izlemenizi öneririz. 17 Mayıs, Salı, CRR Konser Salonu

Kabereyi konser salonlarına taşıyan bir isim Ute Lemper. Bu kez piyano ve bandoneon eşliğiyle sahnede olacak. Kurt Weill, Astor Piazzolla ve Jacques Brell besteleri programın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Paris, Berlin ve Buenos Aires’in puslu havası ayağınıza geliyor, bizden demesi. 7 Mayıs, Cumartesi, İş Sanat
ETKİNLİKLER:

Otonomi için Posta Sanatı – Ultima
“Bugün boş bir duvarda, yarın aynı şehirde, ondan sonraki gün aynı masada…”
Slovenya’nın başkenti Ljubljana’nın göbeğinde ele geçirilmiş otonom bir bölge olan Ultima’da bir posta sanatı projesi düzenleniyor. Sanatçılar, sanatçı olmayanlar, sürrealistler, dadaistler, düş gezginleri, gündüz düşçüleri, kısaca ifade etmek istediği bir şey olan herkes davetli... Kalıcı olarak sergilenecek işlerinizi bu çılgın mekânın duvarlarında görmek için pamuk eller iş başına! Belirli bir tema yok, malzeme kısıtlaması yok, telif olarak yolu ismi güzel bu şehre düşenlere bir bira, daha ne olsun! Ayrıntılı bilgi için: ultimamailart - sharcho@gmail.com
Açık Çağrı - Papergirl
Papergirl, katılımcı, analog, ticari kaygı taşımayan dağıtım sistemli bir sanat projesi. Proje Alman sanatçı Aisha Ronniger tarafından 2006 yılında, Amerika’da gazete dağıtımı yapan paperboy’lardan esinlenilerek Berlin’de geliştirildi. 5 yıl içinde global bir genç sanatçı ağı haline geldi. Bugüne kadar 4 kıtaya yayılan, 12 ülkede ve 26 farklı şehirde gerçekleştirilen projenin İstanbul ayağına katılanların ikişer kopya halinde teslim ettikleri eserler Milk Gallery’de sergilenecek ve şehrin belirli noktalarında yoldan geçenlere dağıtılacak. Ayrıntılı bilgi için: papergirl - papergirl.istanbul@gmail.com
6. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali – 1-8 Mayıs
Festivalin bu yılki teması “Toprağımız, Havamız, Suyumuz için DOĞAL OLARAK DİRENİŞ”. Festival 2 Mayıs 17:00’de Beyoğlu’ndaki yürüyüşle başlıyor. Emek Sineması önünde “Emek Bizim-İstanbul Bizim” basın açıklamasının ardından İTÜ Maçka Kampüsü’ndeki açılış filmiyle HES’lere bir darbe de Erkal Tülek belgeseli Sudaki Suretler ile gelecek. Ayrıntılı bilgi için bakıverin: www.festival.sendika.org