İlk Var, İlk Var
Tayfun Polat
İlk, ikiye ayrılır. Önemli ilk, önemsiz ilk (ya da birincil ilk, ikincil ilk). Hangi ilkin önemli, hangisinin önemsiz olacağı tamamen kimin ilki olduğuna bağlıdır, kişiden kişiye göre değişir (ya da önem sıralamasına göre). Ama bu değişim önemli değilmiş gibi, “ilk olmak” çok önemsenir. Halbuki, bence ilkin oluşu önemlidir. Şimdi ilk, önem ve olmakla alakalı bu sıralamaları daha fazla karıştırmadan örneklere geçeyim. Çünkü ilk defa “ilk” hakkında bir yazı yazıyorum. Daha önce de bir konu hakkında ilk defa bir şeyler yazdığım benzer durumlarda bana böyle geldiği için -yani bu durum bir ilk olmadığı için- değil, yazının sağlığı için, hemen örneklere geçiyorum.
Çocukken, saatlerce maç yapar, maç bitince en yakın musluğa koşup su içerdik. Bahçedeki musluğa ağzını dayayıp patlayana kadar su içebildiğin o günlerin şimdi bir hayal olması ne acı... Her neyse, bu koşma esnasında amaç musluğa ilk önce varmaktı. Carl Lewis ya da Usain Bolt’tan farklı olarak, rekor kırmak için değil, birinci olmak için koşuyorduk. Çünkü susuzluktan ölüyor ve su içmek istiyorduk. Bu yarışın bir mantığı, bir anlamı vardı gerçekten de. Ama musluğa koşanlardan “ilk” aklına getiren “Birinç,” dedi mi, akan sular dururdu. Musluğa ilk varsan bile, “Birinç,” diyen, ilk suyu içerdi. Biri “birinç” olunca da ardından “ikinç”, “üçünç”, “dördünç”... gelir, işin boku çıkardı. Millet musluğa ilk kim ulaştı diye değil, “Önce ben üçünç dedim,” diye kavga ederdi hatta. İlk önce “üçünç” demek... Ramazanda üst üste dört maç yaptıktan sonra oruç olduğunu bile unutup topluca ağzını suya dayamış çocuklardan oluşan bir mahalle takımında oynamış ve neredeyse “birinç” demeyi hiç hatırlamayan biri olarak, bana göre musluğa ilk ulaşan suyu içmeliydi. Susuzluk dereceme bağlı olarak, şişko olduğu için hızlı koşamayan ama kaleyi kapladığı için harikalar yaratan Çiko da içebilirdi ilk. Ama “Birinç” ne yahu? Diyeceğim, “Birinç,” dediği için ilk su içme önceliği önemsizdir. Yani kim olursa olsun, önemsizdir. Ama birileri “ilk suyu birinç diyen içecek,” demiştir.
Mesela, Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfi. Bir kere, eğer bu bir keşifse, orayı önce Vikingler keşfetti. Bak, Vikingler diyorum, isim vermiyorum. Da, zaten kimin kıtasını keşfediyorsun? Kime göre ilk? Kristof Kolomb Amerika kıtasına varan ilk Avrupalı desek? Yerliler hadiseyi yazıya dökemedikleri için, “Buraya gelen ilk soluk benizli” diye torunlarına anlatsalar da işe yaramamış. Ama Avrupa’nın emrindeki “uygarlık tarihi”, ilk Kolomb demiş. Zaten Avrupalının “ilk”ini dünyaya kabul ettirmesi bir ilk değil. Ama bana göre önemsiz bir ilk.
Başka örneklere geçelim. İlk kanunu Hammurabi yazdı. İspatı var. Bir savaş sırasında tabletler yok olsa bile, ilk kanunu Hammurabi’nin yazdığının binlerce yıl sonra bile yok olamayacak kadar fazla kaynakta yer aldığını düşünürsek, ilk kanunu Hammurabi yazdı. Aynı mantıkla, ilk parayı Lidyalılar buldu. İlk uçan insan Hezarfen Ahmet Çelebi. İkarus değil mesela, Hezarfen. Biri mitoloji, diğerine şahit yazmışlar. Böyle ilkler var. İlk defa olan olaylar, hatta yaratılan kavramlar var. Herkese göre önemli. Tarihe geçmiş.
Bir şeyi ilk yapan olmaya arıza vermeye de gerek yok. Hem insanın doğasında var bu, hem de yapacak bir şey yok. Her şeyin bir ilki var. Bazı insanlar bir şeyi ilk yapan olmak istiyor. Tesla ve Edison mesela. Aynı şeyleri ilk yapan olmak için bir ömür boyu yarışmışlar. Tabiatlarında var. Bazı insanların tabiatlarında Everest’e ilk tırmanan kişi olmaya çalışmak var, bazı ülkelerin ilk nükleer bombayı yapmak için yarışması gerekiyor. Onlara göre önemli. Bazı ülkelerin tâbiyatlarında da kabul etmek var. Bazı insanların da.
Bazılarının tabiatında da yok. Diğer taraftan, ilk olmaya çalışmasa da, aslında her insanın yaşamında ilkler, ilk kez yaptığı şeyler var. Abartmaya gerek yok. Kendince önemli, önemsiz.
Bu tuhaf yazıya son vermek istiyorum. Başta da dedim, ilk olmaktan çok, ilkin oluşu ilgilendiriyor beni. Mesela, ilk görüşte âşık olduğum karım, ilk görüşte aşkın ispatı değil, onu ilk gördüğüm an hâlâ. Bir sürü insan ilk görüşte âşık olmuştur. Kimi karşılıklı yaşamıştır bu aşkı, kimi karşılıksız, kimi sürdürmüştür, kimi ayrılmıştır. Ama hiçbiri o ilk görüşü unutmamıştır. “İlk” var, “ilk” var. Herkesin ilki kendine. Herkes, kendince önemini belirliyor “ilk”in, “ilk”inin. Kimisi “İlk ben yaptım,” diyor, kimisi “Çocuğumu ilk kez kucağıma aldığım an...”
tayfun@kargart.org