UYURGEZERLER CEMİYETİ

Röportaj: Volkan Balkan Fotoğraf: Ali Reza Eshqi

Tanır mısınız bilmem ama tanışmanın tam zamanı. Nostalgia 77’ın son albümü Sleepwalkers Society’e bir kulak kabartın bence. Geçtiğimiz günlerde Tamirane’de bir konser vermek için İstanbul’dalardı. Grubun yeni üyesi Josa Peit’i (vokal) albümde dinleyince bendeniz de soluğu Tamirane’de alıverdim. Zaten başarılı işlere imza atmış bir grup olan Nostalgia 77’a bir de Josa eklenince sonuç fantastiko madrid!
 
Grubun beyni Benedic Lamdin. Pek tabii ki kimse ona Benedic demiyor. Ben ses mühendisliği, DJ’lik yaparken bir yandan da kibar kibar gitar çalan biri. İşi dolayısıyla dinlediği 7 milyar şeyden sonra kafada bir şeyler oturmuş yerine. O da başlamış kayıtlara. Londra’lı grubun Nostalgia 77 adı altında dördüncü albümü Sleepwalkers Society. Öncesinde Borderlands ile BBC Gilles Peterson Worldwide Awards’ta yılın en iyi caz albümü ödülü aldıkları gibi Songs For My Funeral (cenazem için şarkılar) gibi enteresan çalışmalara da imza atmışlar.
 
Neyse, kulisteyiz ve güç bela röportaj yapmaya çalışıyoruz. Fotoğrafta sakin gibi gözüken pek sevgili Nostaliga üyeleri Ben’e sataşmadan edemiyorlar.

--------------------------------------------------------------
Ben Lamdin:
Oğlum iki rahat durun, burada çok işlevsel bir şey yapıyoruz herhalde.
Guruptan biri: Tabii canım, tabii…
Bir diğeri: Ben, ünlü olmuşsun görmeyeli.
Ben (volkan olan ben): Babacım gel şöyle sakin bir yere geçelim, bu herifler rahat bırakmayacak belli.
Heh, burası fena değil derken, grubun trompetçisi bir süre, röportajı kayededeceğimiz cihaza otomatik diş fırçasının sesini kaydediyor. Onu selametle tuvalete yönlendirip başlıyoruz nihayet.

Son albümünüzü çok beğendiğimi söylemeliyim. Nostalgia 77’nın nasıl kurulduğu  ile başlayalım.
Grup aslında benimle ve bilgisayarımdaki bir çok sesle başladı. Pek çok sample vardı elimde. Sonra Riaan’la (basçı) tanıştım. Birlikte kayıtlar yapmaya başladık. Sample’lar üzerine basları, klavyeleri ekleyerek. Aslında bizi tanıştıran adam bir trompetçiydi. Şimdi doktor oldu. Sonra da sahneye çıkmalıyız, canlı müzik yapmalıyız dedik. Bir trio olarak. Bir klavyeci ve bir davulcuyla. Bu da grubun çekirdeğini oluşturdu. Sonra iki üç albüm çıkarttık.  
Peki Nostalgia 77 ismi nereden geliyor?
Aslında arkasında pek bir fikir yok. İlk kaydı yayınlamadan bir gün önce henüz ismimiz yoktu. Sadece evde müzik yapıyordum. 77 benim doğduğum sene, nostalji nasıl hissettiğimdi aslında. Yaşadığım atmosfer için en doğru kelime.  Müzik Bittersweet’e benziyordu. Hatırlaması güzel ama karışık; mutluluk ve mutsuzluğun karışımı gibi.
Peki ya Sleepwalking Society (Uyurgezerler Cemiyeti) ismi?
O albümdeki ilk şarkıdan, bir sene önce falan yazmıştım. Evimde mutfakta duruyorduk. Josa (Peit) sürekli uykusunda geziyordu. Sadece bu yani… O uykusunda yürüyordu biz de ona uyurgezer diye bir parça yaptık. Aslında çok mantıklı geldi, Sleepwalking Society ismi uygundu. Bir çok açıdan görebilirsin, ama aslında hiçbir anlamı yok. İsteyen istediği gibi okuyabilir.
Borderlands albümüyle İngiltere’de bir ödül kazandınız. En İyi Caz albümü. Bunu bekliyor muydun?
Hayır.
Hayır mı?
Hayır. Bunu beklemiyordum. (gülüyor)
Niye verdiler ödülü sence?
Sanırım… şey, aslında bilmiyorum! Şarkılar iyiydi ama galiba o zamanlar yaptığımız diğer kayıtların da katkısı oldu. Çalıştığım müzisyenler çok iyiydi. Herkes enstrümanını çok iyi çalıyordu, ben de deneyimlerinden yararlandım. Grup tamamen konsantre olmuştu, şimdi buradaki grup biraz daha farklı. Zaman aktıkça insanlar başka işlere yöneldiler. Ama o zaman buna çok iyi konsantre olmuştuk sanırım o yüzden ödül aldık.
Nostalgia 77’dan önce ne yapıyordun?
Kayıtlar topluyordum, DJ’lik yapıyordum biraz da gitar çalıyordum. Ofise gidip geceleri bilgisayarda müzik yapıyordum.
Daha önce caz dinliyor muydun? Nostalgia 77’nın Avrupa cazıyla değil de daha çok anaakım cazla alakası var gibi. Gerçi tam olarak anaakım değil de bazen onun riflerini ve akorlarını duyuyoruz.
Evet, tam olarak bildiğimiz caz gibi değil. Kesinlikle ECM sound’u gibi de değil. Yani ben hiç caz eğitimi almadım. Herkes almış ya da içinde yaşıyorlar. Ben sadece kayıtlar yapıyorum. Ben aslında onlar gibi müzik yapmıyorum, onlar solo falan atıyorlar, enstrümanlarında çok iyiler. Ben bunu yapmıyorum. Daha basit ama yoğun bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Buraya 4-5 yıl önce Akbank Jazz Festivali için gelmiştiniz. Nostalgia 77’nın özellikle genç kuşak dinleyiciler tarafından tanındığını düşünüyorum. Londra’da durum nasıl? Ya da İngiltere dışında, grup tanınıyor mu artık?
Pek fazla sayılmaz. Konserler veriyoruz tabii. Mesela bu albümdeki müzisyenler Londra caz sahnesinde tanınan isimler. Farklı pek çok gruplarda çalıyorlar. Nostalgia ise daha az tanınıyor, Avrupa çevresinde belki daha fazla. Geçen ay Yunanistan’a gitmiştik. Yunanistan’da daha büyük konserlerimiz oluyor. İnsanların nerede daha çok seveceğini önceden bilemiyorsun. Bu da işin güzel yanı.
Josa (Peit) ile taşlar tam yerine oturmuş gibi. Albümde harikulade olduğunu düşünüyorum. Birlikte çalışmaya devam edecek misiniz?
Evet, evet sanırım. Bu yılın sonunda yeni bir kayıt yapacağız. Yeni şarkılar. Daha enstrümantal ve groove ağırlıkı olacak. Önceki çalışmalarımız gibi belki. Senenin sonunda bitirmiş oluruz diye düşünüyorum.
Her albümde müzik biraz değişmiş oluyor. Yani biraz da değil, bir öncekine göre epey farklı oluyor. Bu nasıl işliyor?
Bu sanırım yeni şeyler denemeyi sevdiğimden dolayı oluyor. Benzer bir şey  yapmaya karşı koyuyorum galiba. Ayrıca her kayıt yaptığımda farklı insanlarla farklı gruplarla çalışıyorum. Her seferinde “Ah işte bu çok iyi,” diyorum ama yalnız kalınca ilk aklıma gelen yeni bir şey denemek oluyor. Son yaptığımız işi de beğeniyorum, yeni bir şeyler de yapmak istiyorum. Bu iki durum arasında kafa gidip geliyor. (gülüyor)

Geçen Ağustos’ta bir çocuğum oldu. “Mockingbird”ü karım hamileyken yazmıştım. Tatlı yalanlar hakkında. Sürekli kendimize yalanlar söylüyoruz. Kim olduğumuz hakkında hikâyeler yaratıyoruz. İnsan olmakla alakalı. Eğer yaşadıklarımız tüm gerçekliğiyle her gün gözümüzün önünde olsaydı bu katlanılamaz olurdu. O yüzden hayatımızla ilgili küçük, yaşanılabilir hikâyeler yaratıyoruz.


Hanımefendiciğim sizinle devam edelim. Nostalgia’yla tanışmanız nasıl oldu?
Yaklaşık bir senedir Portville’de yaşıyordum. Nehrin yakınlarındaki en sevdiğim müzik dükkânına gittim ve bir albümlerini aldım. Tanışmamız böyle oldu. Albümde çok enstrümantal parça vardı. Ben de Ben’e internetten bir mesaj attım: “Selam, sıkıldığında falan myspace’ten benim müziğimi de bir bak,” dedim. Böylece çalışmaya başladık. Ben bana birkaç demo gönderdi ve bunların üzerine söyleyebilir miyim diye sordu. İlk gönderdiği parçalardan biri “Cherry”ydi. Ben de alıp onu yatak odamda kaydettim. Parçanın atmosferi çok parlaktı ve şarkı da üzerine çok iyi oturdu. O şarkıyı çok seviyorum.
Albümde özel olarak “işte bu benim parçam” dediğim bir şarkı var mı? Mesela “Blue Shadow”da muhteşemsin bence.
Tamamen ruh halime bağlı. “Blue Shadow”u seviyorum. Bazen “Simmerdown”. “Cherry”de melankolik anlarımda iyi oluyor. Beni yukarı çekiyor. “Sleepwalker…” da çok güzel. Yani tam olarak en sevdiğim şarkı yok galiba.
Daha önce de caz söylüyor muydun?
Daha önce bir big band’de söylüyordum. Swing falan. Düzensiz bir şekilde çalışıyordum. Birkaç ders aldım caz vokal için. Aslında zaten caz dinleyerek büyüdüm. Babam Coltrane dinlerdi. New England’da 40 kişilik bir gospel korosunda tek beyaz bendim. Soul ve Amerikan cazı epey dinledim ama hiçbir zaman tam olarak o tarzda söylemedim. Her zaman farklı tarzlarda da söylemeye çalıştım. Kendimi ifade etmenin yollarını aradım.

Bir sonraki projede de olacaksın sanırım?
Bilmem, belki…
Ben az önce söyledi, olacakmışsın.
(gülüyor)

volkan@kargabar.org