MÜZİKAL BEKARET
Tuna Pase
Sene 2008, KargART Performans Günleri’nde ilk defa tek başıma canlı çalacağım, bilgisayardan gayet “cansız” yaptığım müziği ayakta insanlara karşı paylaştığım gündür belki de benim “müzikal bekaretimin” asıl bozulduğu gün. Gizlim saklım kalmamıştı sonuçta, genelde akademik mecralarda cansız, teypten çaldığım düşüncelerim ortamdaydı. Müzikal ilklerin heyecanının, her müzisyen veya müzik dinleyen insanda süper hatıralar şeklinde yer aldıklarına inanıyorum. Kişisel geçmişimize veya müzik tarihine bakıldığında da olan biten bu heyecan dolu duygulardır. Beni ilgilendiren müzikal ilklerden ise şöyle:
İlk opera 1598’de Floransa’da oynanan Dafne idi, müzik Corsi ve Jacopo Peri’den, önemli çünkü bu kadar anti gerçekçi bir müzikal olayın ortaya çıkışı, deliliğin tescillenmesi gibi bir durum bence. Tamemen masal dünyası, konuşurken şarkı söyleyen havasına girenler, bağıranlar-çağıranlar, duygusal travmalar geçirenler ve ötesinin normalize edilmesi durumudur opera. Operanın, dünya dışından olduğunu düşünüyorum bazen, nedense benim hayatımda 16 yaşına kadar hiç yer etmeyen bu aksiyon, zorla götürüldügüm AKM Büyük Salon La Boheme operasında, bende kayışın kopmasını sağlamıştır. Koca operada orkestra deliğinden flütü beğenip çalmaya başlamamın nedenidir.
--------------------------------------------------------------
İlk müzik notası Sümerlilerde M.Ö 2000 civarlarında şimdiki Irak, Nippur dolaylarında bulundu. Müzik tarihinde sanki “ilk müziğin” bulunduğu an gibi anlatılması cabasıdır. Batılı müzikologlar tarafından yazılan sözde “dünya müziği” tarihinde bahsedilir, fakat tabii ki de ilk notasyon denince Guido d’Arrezzo adında rahibin 1000 sene evvel ortaya çıkardığı günümüz Batı notalama sistemine en yakın buluşu Guido’nun eli de anlatılıyor. Batılılar müziği notasız düşünemiyor, Doğulularda yazılı düşünemiyor çoğu zaman. Bu da Batılıların Doğuluları aşağılaması, Doğuluların kendini Batıya adapte etme isteği-çabası şeklinde bir durum oluşturuyor. Bakınız: Türk Müziği’nde nota. Bir etnomüzikolog olarak müzikal ayrımcılık beni deli ediyor, o yüzden bu ilk çok önemli, çok. İlk nota yazısından bahseden kitaplar yerine, evrenin ilk sesi / müziği ya da ilk şarkı şu zaman söylendi bir kuş tarafından gibi, bırakalım Batılıları, insan tekelinde bile olmayan bir müzik tarihi hayal ediyorum.
--------------------------------------------------------------
İlk elektronik müzik enstrümanı Telharmonium, Thaddeus Cahill tarafından 1897’de icat edildi. Ağırlıgı 7 ton ve ederi 200.000 $ olduğundan, sadece üç adet üretildi, pek de yaygınlaşamadı. Oysa günümüzün dijital teknolojisinin bize sunduğu bilgisayarları düşünün enstrüman olarak! Neredeyse beleş! Bilgisayarı müzik yazmak / yapmak için kullanan ilk besteci ise Iannis Xenakis. Yunan asıllı bestecinin besteleri halen günümüzün ilerisinde bir yerde, ya da biz gerideyiz.
--------------------------------------------------------------
İlk konservatuar Paris’de 1795’de bando şefi Bernard Sarrete tarafından kuruldu. Türkiye’de ise Darülelhan adı ile 1913’de İttihat ve Terakki döneminde kuruldu. Türk müziği eğitimi veren ilk okulun açılması ise 1976’yı buluyor. Şu an İ.T.Ü’ye bağlı ve yavaştan eğitiminde ilkler başladı, gitar bölümünün açıldığını duyar gibi oldum. Türk müziğinde globalleşme ve sahiplenme konusuna girer tabii bu mesele. Konservatura girmek, girememek, atılmak, bırakmak gibi olaylar silsilesidir benim için bu kurum.
Benim müzikal ilklerimin bazıları bunlar. Umarım hayat daha çok büyülü anlar ve tekrarlar barındırıyordur “müzikal bekaret” kavramıyla beraber.
tunapase@gmail.com