4örtte b1r İLK
karamazov kardeşler'de (kk) dostoyveski, “hristiyan sosyalistler siyaseten en tehlikeli olan güruhtur,” diye çığlığı basar. bu cümleyi ilk okuduğumda beni neden çarpmadığını şimdi -tam da şu anda- anlıyorum. zira ‘90’lı yılların başıydı ve o zaman akp henüz iktidara gelmemişti. dolayısıyla “hristiyan sosyalist” kavramı siyasi hayatımızda karşılık bulamadığından, algılayamıyordum.
aklım şöyle çalışmış olmalı:
- hristiyan sosyalist?!
- bu topraklara uyarlarsak “müslüman sosyalist”
- e bu nasıl olacak?
- ama ben bir yerlerde islami teşkilatlanmanın sosyalist yapılanmaya çok benzediğini okuduğumu hatırlıyorum sanki!
- bilmem belki de yanılıyorumdur.
- zaten bugünün (‘90'lı yılların sonu) baskın müslüman söylemine baksana: sosyalistler islam düşmanıdır. (ya da komünistler ya da anarşikler ya da kızılbaşlar veya solcular yahut da cumhuriyet okuyanlar)
- acaba hristiyan sosyalistten neyi kastediyordu dostoyevski?
- bilmem... anlamadım!
sonunda da bu kavramı çöp kutusuna atmış olmalıyım.
şimdi inanılması çok zor ama o yıllarda cumhuriyet gazetesi solcu entelektüellerin gazetesi olarak algılanıyordu. işin daha da trajikomik yanı, gazetenin kendisi de buna inanmıştı: “türkiye’nin aydınlık insanları cumhuriyet okur!”
ama şimdi öyle mi ya? bugünün türkiye’sinde cumhuriyet gazetesi statükocu -dolayısıyla muhafazakar- olmuş ve ulusalcılığı demokratlığa tercih etmişken; taşralı müslümanlar, sol tandanslı bir partinin yapması gereken bir çok şeyi yaparak chp’ye halkçılığın nasıl olması gerektiğini hatırlatmıştır -ki o chp'nin oklarından biri halkçılıktı hani. bu anlamda, halkın değerini sosyal demokrat bir partiye hatırlatma görevinin, sağ, ümmetçi, milliyetçi damarlarla beslenen bir partiye düşmesi bir ilktir.
erdoğan’ın iktidar yürüyüşünde açılan davalar, mahpus damları, mağdur edebiyatı önemli yer tutar. daha partinin genel başkanı değilken bile ve üstelik hiçbir unvanı yokken –türk siyasi tarihinde ilk kez- amerikan başkanı tarafından ağırlanarak seçmen güdülenmiş (ha bak bu hiç de ilk değildir), iktidar yolundaki dikenler temizlenmişti.
zaten cemaat ve tarikat disiplininden geldiklerinden, arı gibi çalışkan, karınca gibi organize olmakta hiç zorlanmadılar. buna bir de yıllardır ihmal edilen projeler ve seçim kurnazlıkları eklenince (duble yollar, metrobüs, raylı sistemler, bedava ders kitapları, seçimler öncesi kapı kapı dolaşıp beyaz eşya, kömür, evlere gül dağıtmalar... –ki bunu da kadınlarına ve kızlarına yaptırmışlardır: erkekleri muktedir olsun da iktidarın nimetlerinden faydalansın isteyen türbanlı kızlarına) akp’yi tutana aşk olsundu.
akp'den evvel, hemen hiçbir hitabında (ve muhtemelen kitabında) allahın adını ağzına almayan dönemin gepgenel başkanı deniz baykal kameraların karşısında arada sırada yaradanı, hem de “tanrı” ile değil, arapça anıyordu: "allaha şükürler olsun". ama bu da bir ilkti…
akp ezber bozmuştur. ne askerlerin kurduğu militarist ve merkeziyetçi devlet geleneğinde ne de defalarca iktidara gelip askerin postalı ağır basınca şapkasını alıp güniz sokağa yollanmış ama sonra (“haydaaa!”) tekrar geri gelmiş (her geldiğinde de askeri hep baştacı etmiş) binaelaneyin bağrından çıktığı toplumun siyasi ve sosyal genlerinde askere direnmek gibi bir şey hayat bulamamışken, 27 nisan 2007'de cumhurbaşkanlık seçiminin hemen ardından, genelkurmayın sitesinde yayınlanan muhtıraya şak diye cevap veren hatta rest çeken akp, sivilleşme yönünde devcileyin bir adım atmıştır. eh bu da bir ilktir...
o günden sonra askerin artık siyasi hükmü kalmamıştır. şimdi istediklerince “balyoz gibi” açıklamalar yapsınlar; vekillere söz geçiremiyor, asillerin yüreklerine korku salamıyorlar. fekat (evet fekat) şunu hemen belirteyim ki akp e-muhtırayı spam kutusuna gönderen iradeyi gösterirken bunu kendi fıtratındaki (haşa!) demokrat refleksle yapmadı. değişmiş toplum dinamiklerinden bihaber emir komuta zinciri, bu acemice muhtıra denemesi ile kendi kalesine gol atmıştı ve orta hakem cemil çiçek basının karşısına geçip santrayı göstermişti. elitistler bir kez daha akp nin yelkenlerini kendi nefesleri ile şişirmişler ve yolculuklarına hız kazandırmışlardı. özetle islam’da niyete bakılırken, parti teşkilatı sonuca oynamış ve net bir skorla galebe çalmıştı.
“ben asaletten ziyade içtenliği tercih ederken, miusov sözlerinde içtenlikten ziyade asaletin olmasını ister.” (fyodor pavloviç, kk).
bizim elitist chp de uzun zamandır bunu yapmaktaydı işte. yıllardır, yani chp 1950'de dönemin erdoğan'ı menderes'e karşı seçimi kaybettiğinden beri, avamın anlamadığı bürokratik bir dil kullanmakta ve halkı küçük görmekteydi. (bir ara 1970’lerde bülent ecevit ile halka inmeyi deneyerek sıkı bir ivme kazanmış olsa da devamı gelmedi.) ondandır seçimlerde yüzde 20-25 bandının arasında kaldılar hep. bu chp’nin dramıdır. chp hâlâ 1950'deki seçimi kaybettiğini kabul edebilmiş değil. ancak “yine bir kemal, yeni bir kemal” sürecinin başlaması ile bir kabulleniş ve küllerinden doğma gayretine girdikleri de gözüküyor. bu önümüzdeki genel seçimler bu anlamda da bir ilktir. (tam da bunu yazdığımda, dipnottv twitledi: “101 vekilin yeni dönemde sadece 27’sinin mecliste yer bulacağı konuşuluyor.”)
bu seçimin ilklerinin sonu yok galiba. bundan önceki seçimlerde oy sonuçlarına ilave olarak bazı kurumlar da chp’nin (ek) kazancı olarak otomatikman geliyordu. sivil bürokrasi, asker, yargı vs. hepsi chp’nin değişmezleri idi. ama ilk kez bu seçimde chp, bu kurumları akp’ye kaptırmış bir mağlup olarak tek başına -salt bir parti- olarak seçime girecek.
bu iki partinin haricinde portmantoda asılı iki parti daha var. biri hep olduğu gibi yine barajın üstünden topu aşırabilecek miyim kaygısı ile seçime girecek mhp (menfi hitabet partisi), diğeri de kürt vatandaşların chp’si olan, arkasındaki güce rağmen bir türlü siyaset üretmeyi becerememiş, popülist (tdk: halk yardakçısı), apo ile siyasi rant arasında kafası karışık bdp (bulanık dimağlar partisi).
dört yıl daha geçti işte… yine bir seçim arifesinde işte böylesi sığ partilere mahkum edilmiş olmanın getirdiği bıkkınlıkla içimdekileri kustum. tüm bunlar, hayatlarında ilk kez oy kullanacakların heyecanı yanında birer tevatür elbette. kıymetini iyi bilmek lazım. bundan sonraki hiçbir oyunuz ilki kadar sizi heyecanlandırmayacaktır.
insanın oyunu sandıktan alıp saklayası geliyor…
(rey kullanmak için reşit olmak gerektiğini ilk kez dedesinden duyan ve kelimeyi çok uzun yıllar “reyşit” şeklinde algılayan saf-ü sübyan çocuk halim geliyor gözümün önüne…)