BU YAPTIĞIMIZ İLK YOLDU VE BEN, BEN EL FRENİNİ POMPACIDA UNUTMUŞTUM.

Melda Köser


 

İlk kez önceden planlamam gereken bir yalan söylemem gerektiğinde bunu öyle bir iştahla yapmıştım ki, öyle bir hazdı ki benim için uydurmak. Sağlıklı ve sıradan kalabilmek için yalancı değil de yazar olmayı tercih etmem gerektiğini anlamıştım.

İlk kez lisedeyken okuldan uzaklaştırma aldığımda, bunun sadece lafta kalan, klişe “öğretmen tehdidi” olmadığı gerçeği canımı neredeyse hiç sıkmamıştı. Babam çok üzülüp, sen ipe sapa gelmez mi olacaksın dediğinde, gelecek hakkında ilk kez düşünmüştüm. Ve fark etmiştim ki, her ne olacaksam, olacağım şeyi tasarlamakla geçireceğim vakite sonradan çok üzülecektim. Yani, ben olamayacaktım. İpe sapa gelmez bile olamayacaktım. Olmak için düşünmeyecektim. Babacığım dedim, ben olamayacağım, buna ne dersin?

İlk kez annemi ağlattığımda, annemi diğerlerinden kayırdığımı anlamıştım ve diğerlerine karşı ne denli acımasız olduğumu. Ben, lanet olsun ki, sadece kediye köpeğe, hayvanlar alemine karşı hisleri olan manik bir enerjiydim. Gerisi tırı vırıydı.

İlk kez kafam güzel olduğunda, bu hissin çok taşaklı bir his olduğunu düşünmüştüm. Tüm gece, Doors dinleyip kendimi, çoğu benim rızam ve hatta haberim olmadan bana yüklenen sıfatlardan arındırmıştım. Sabaha, kendi dininden aforoz edilmiş bir Tanrı kadar özgür hissederek başlamıştım.

İlk kez, inandığım bir düşünce uğruna kavga ettiğim, sokağa çıkıp bağıran insanlara katıldığımda, hayatımın bundan sonraki kısmında bir aktivist olacağımı anlamış, kendime her defasında artarak çoğalacak bir ses hediye etmiştim. Anlamıştım ki ölecektik. Nasılsa ölecektik, o zaman cesur olmakta bir sakınca yoktu. Öyleyse bundan sonra hayat daha zor ve bir o kadar anlamlı bir şey olarak devam edecekti.

İlk kez konsoloslukları fark ettiğimde bu s.ktiğimin sınırlarını bana sormadan kim koydu demiştim.
Lokasyonum burasıyken, ben şurada gezinmek istiyorum diye kim beni bunu yapmaya uygun muyum diye değerlendirmeye kalkıyor? Burada gezinebilir misin bir bakalım kafası da nesi? Bu dünya kimin? Neden sınırlar koydular. Ben nefes alıp verdikçe benden önemli ne olabilir? Kim bizden habire nefesimizi tutmamızı, nefessiz kalmamızı talep ediyor? Biz o puştlara neden bu derece sadığız? Havada asılı duran bir yuvarlağı bu denli sömürmeye ne gerek var?

İlk kez, beyaz adamın yürüttüğü mantığı algılamaya başladığımda, Batılı bilmişliğini ve yavanlığını üzerimden nasıl atmam gerektiği hakkında uzun uzun düşünmüştüm. Sonra aynaya baktıkça rengarenk görmeye karar verdim kendimi. İnsanlar, anlamadılar. Anlaşılmamak ilk değildi. Anlaşmak gerekli değildi. Uzlaşmasak da olurdu. Hatta belki de bu denli uzlaşmalıyız fikri bile çok Batılıydı. Batı, demokratik görünümlü bir diktatördü.

İlk kez, kendilerinden aciz durumda onları sömürmek üzerine oynanan acizliği gördüğümde, anasının .mı artık demiştim. İnsanlık dediğin elini attığı her şeyi cehenneme çevirendir. İnsanlık koftur. Kokuşmuştur.
ilk kez göt olduğumda, göt olmanın insana çok şey kattığını fark etmiştim. Gidip işin doğrusunu öğrenmeyi öğretmiştim kendime. Öğrenmek birbiriyle alakalı binlerce şeydir. Öğrenip bitiremezsin. Bir kere başlayınca bir diğeri gelir ve peşinden bir diğeri... Bu yüzden öğrenmek, hayattaki tek dinamik şeydir nazarımda. Geri kalan her şey, öğrenmeyi bilemeyen, öğrenemeyi saçma, koftiden entellik olarak gören, öğrenmeyi komik sanan insanlar kadar stabil ve saksıdır.

İlk kez yol yaptığımda, gerçekte aşık olduğum şeyin şeritler olduğunu anlamıştım. Gitmek, geri dönmek için iyi bir nedendi. Olmak istediğin noktayı, yola çıkmadan anlamak imkânsızdı. Alt geçitlerin çıkışında devasal harflerle yazan “YAVAŞ” yazısı var ya, aslında insalığa en önemli mesajı gayet net bir şekilde veriyordu. Meğersem hayatın sırrı, hiç tahmin etmediğimiz bir yerdeymiş. Yani basitti aslında. İlerlemek için yolları kullanıyorduk ve Tanrı yollara şöyle buyurmuştu “YAVAŞ”.
YAVAŞ beyaz adam.
YAVAŞ insanlık.
YAVAŞ silahlı sanatlar.
YAVAŞ gelin artık.

meldakoser@windowslive.com