ROBBIE ROBERTSON: İLERİ GÖRÜŞLÜ ŞARKIYAZARI
“Yol bizim okulumuzdu… Ama birçok harikayı da elimizden aldı. Bu lanet olası, mümkün olmayan bir yaşam biçimi,” der The Last Waltz’da. Scorsese’nin tarihin en harika gruplarından The Band üzerine çektiği müthiş “son konser” filminde. Bu grubun baş şarkıyazarı ve gitaristi Robbie Robertson 13 yıl aradan sonra bir solo albüm yayınladı. How To Become Clairvoyant 50 senelik müzik kariyerindeki sadece 5. albümü. Bu pek yetenekli şarkıyazarından bahsetmeli biraz. Keza memlekette The Band diyince boş bakışlarla karşılaşmaktan sıkıldım.
Robertson’ın kariyeri çok genç yaşta, henüz 16’sındayken yazdığı iki şarkıyla başladı. Ronnie Hawkins’in 1960’da kaydettiği “Hey BoBa Lu” ve “Someone Like You” ile. Böylelikle Ronnie Hawkins and The Hawks’ın gitaristliğine terfi etti. Beatles’dan önce resmen. Tabii burada tekil şahıstan çıkmalı. Keza The Hawks Hawkins’den ayrılıp kendi başlarına devam kararı verdiklerinde Robertson’la beraber Levon Helm, Rick Danko, Richard Manuel ve Garth Hudson’dan oluşmaktaydı. Yani The Band’den. İsim niye böyle derseniz tabii; sürekli başkalarının ardında çaldıkları içindi. Dylan’la kayıt yaparken; Robertson’ın Bob’dan duyduğu methiyeleri buraya yazmak yüz kızartabilir. Ama gerçekten de ‘60’larda daha birçok tür yeni yeni yerine oturmaya başlarken country, blues, doo-wop, rock n’roll etkileşimli müziklerinin mimarı hep Robertson’du. 1968’deki kapağını Dylan’ın boyadığı Music From Big Pink ve rock tarihini en büyük hitlerinden “The Weight” ile The Last Waltz gibi bir kapanışı hakettiler zaten.

The Band 1976’da dağıldıktan sonra Levon Helm (Helm’e de bir parantez açmalı. 1990’larda gırtlak kanserinden muzdarip yaşayan Helm’in o yumuşak sesi uzun süreli tedaviden sonra oldukça çatladı. Ama 2007’de Dirt Farmer ve 2009’daki Electric Dirt gibi iki albümle geleneksel folk türünün yeni milenyumdaki en güzel örneklerine imza attığını da söylemek lazım) önderliğinde 1999’a kadar çeşitli kadrolarla müzik yapmaya devam etti. Robertson’un bunların hiçbirinde yeralmaması Helm ile olan kavgalarına dayanır derler. 1999’da orijinal basçı Rick Danko’nun da ölümüyle The Band de sonsuza intikal etti. Robertson günümüzde grubun tüm haklarını elinde bulundurmakta. Ve yeni sürümlerinde kontrolünü sağlamakta. Helm ise kendi payını hiç bir zaman satmadı ona.
Robertson’ın The Band sonrası kariyeri ise Martin Scorsese odaklı. 1980 yapımı Raging Bull’dan itibaren neredeyse bu büyük yönetmenin her filmine müzikal yapımcı olarak, danışman olarak ya da müzikleriyle katkı yaptı. Solo kariyeri içinse 1987’ye kadar bekledi. O sıralar U2’nun The Joshua Tree ve Peter Gabriel’in So albümleriyle uğraşmakta olan Daniel Lanois’in prodüktörlüğünde kendi adını taşıyan ilk albümünü yayınladı. Hem Gabriel hem de Bono’nun vokalleriyle katkı yaptığı albüm, özellikle daha sonradan Rod Stewart’ın coverıyla büyük bir hite dönüşen “Broken Arrow”la da tanınmaklta. Davulda Manu Katche ve basta Tony Levin’in de olduğunu düşünürsek Robertson’un yüksek profilini daha iyi anlayabiliriz.
1991’deki Storyville, New Orleans tınılarıyla ve iki sayfa tutan müthiş “katkıda bulunan” listesiyle; 1994 ve 1998’deki iki adet albümü annesinin de üyesi olduğu Amerikan Yerlileri’ne ve müziklerine adanmış şarkılarıyla arşivlerin saygın bölümlerinde.

Şimdi 13 yıl sonra, biraz da Eric Clapton’ın gazıyla yeni solosu How To Become Clairvoyant’ı yayınladı Robertson. Trent Reznor, Tom Morello, Angela McCluskey gibi isimlerin katkılarıyla. Sakin ama usta bir repertuvarla. Sesi Robertson’un en güçlü özelliği olmadı belki hiç bir zaman. Yılların da bu konuda ona yardımcı olduğunu söylemek zor. Ama şarkı yazma yeteneği ise hâlâ kıskandırıcı.
Manuel de Danko da gitti belki ama Helm ile bir el sıkışsalar, son bir vals daha yapsalar ya….