Bu Bir Aşk Şarkısı DEĞİL


Tayfun Polat

Zaten John (Rotten) Lydon’dan da aşk şarkısı çıkmaz. Bu ay PiL (Public Image Limited) 17 yıl aradan sonra İngiltere’de dört konser verecek. Lydon her zamanki dobralığıyla ekliyor ayrıca, bu konserlerde yeterince para yaparsak bir albüm çıkartmayı da düşünebiliriz. Dolayısıyla müzik tarihinin -tuhaflıkları ve sahnede kalma süreleri bir arada düşünüldüğünde- en ilginç gruplarından biri olan PiL hakkında iki satır yazmak için bize de gün doğdu.
 
PiL yazmaya John Lydon’dan başlamak gerek ister istemez. Ama ben onu sonraya bırakıp hikâyeye girişeceğim. Daha Sex Pistols dağılmadan, Lydon’ın canı olan bitene yeterince sıkılmışken, lise arkadaşı Jah Wobble’la başka nasıl müzik yapabiliriz diye arayışa girmişti bile. Sid Vicious gibi bas çalmayı bilmeyen ama daha sonra dünyanın sayılı bas gitaristlerinden biri olacak Wobble’da yetenek olduğu kesindi. Yanlarına kısa bir süre The Clash ile takılmış Keith Levene’i de alınca bir tek davulcu kaldı geriye. Kanadalı öğrenci Jim Walker ile kadro tamamlandı ve ilk single “Public Image” daha Sex Pistols varken çıkarak İngiltere’de 9 numaraya yükseldi. Dolayısıyla artık Sex Pistols adını bile duymak istemeyen Lydon hemen PiL’e gaz verdi. Birkaç ay sonra da ilk albüm First Issue çıkmış oldu.
 
First Issue’yu ilk dinleyişte bile seste bir problem olduğunu anlarsınız. Seslere bir seviye ayarı bile yapılmamıştır. Çünkü grup kayıt için ayrılan bütçeyi 8 şarkıda bitirmiştir. Kalan şarkılar alelacele kaydedilip, mastering’e falan gerek duyulmadan piyasaya sürülür albüm. İşte punk tavrı.
 
Albümün açılış parçası “Theme”den itibaren başka bir tuhaflık, bir tekinsizlik hissi sarar etrafı. Lydon 9 dakika boyunca ölmek istediğinden dem vurup kahkalar atarken siz de temayı kapmışsınızdır artık. Sekmeyen, zımba gibi ve hipnotik bir bas, alüminyum boyunla çalınan gitar ve histerik vokaller. Son şarkı boyunca Sex Pistols’ın public image tasarımcısı Malcolm McLaren’e saydırır Lydon. Fist Issue bir anlamda Lydon’ın Sex Pistols’a ihtiyacı olmadığını gösterme çabasıdır.
 
Ardından Metal Box gelir 12’’lik 3 plakla, metal bir film kutusu içinde. Jim Walker yerine de kayıtlarda Richard Dudanski ve Martin Atkins. İyi de olur, böyle bir bas, gitar ve histerik vokalin yanında davulun da gelişmesi şarttır zaten. Metal Box için grubun en müstesna işidir demek yalan olmaz. Wobble’ın daha sonraki işlerinde alametifarikası olacak süreğen dub-reggae basları albümün en önemli rengidir. Bütün albümü ittirir, o iterken size şevk gelir. Ara sıra kulağa çalınan ambient synth’ler ve Lydon’un arsız vokalleri ayini tamamlar.
 
Wobble’ın çıkarttığı müthiş işe rağmen, PiL kayıtlarından bazılarını kendi solo albümünde kullanması Lydon’ın tahammülünü anında bitirir. Bir sonraki albümde kapı dışarı edilir. İki albümlük bir bas hakimiyeti sonrası Flowers of Romance hayli deneysel olmak zorundadır. Lydon bu. Levene gitarı bırakıp synth’lerle bolca oynamaya başlayınca ortaya Atkins’in dümdüz davulu, loop’lar ve bantlarla oynamalar ve üzerine iyice soyutlaşmış sözleriyle vokal sonucu Metal Box’dan çok daha tuhaf bir albüm çıkar.
 
1983’de “This Is Not A Love Song” single’ı çıkınca durumlar biraz değişir. PiL’in en bilinen ve en beğenilen şarkısı, Lydon ve tayfasına da yeni bir yön çizer, dans müziği. Madem kitleler bunu istemektedir varsın daha Madchester ve rave patlamasın; bir keçi yürümelidir önce ki, anayol yapılabilsin. Lydon “But you can still make money, by singing sweet songs of love... this is a love song,” (Ama hâlâ para kazanabilirsin, tatlı aşk şarkıları söyleyerek… bu bir aşk şarkısı değil) diyerek parayı bulur. Ardından gelen albüm This Is What You Want… This Is What You Get öncesi Levene de eroini abarttığı için kovulur. Birlikte yaptıkları kayıtları daha sonra Commercial Zone adıyla yayınlar. Lydon ve Atkins de bayağı bir küfür eder doğal olarak ardından. Her neyse, This Is What You Want… kafadan kaya gibi bir bas, saksofonlar, takır takır bir davul, synht’ler ve “Senin istediğin bu,” diye bağıran “Bad Life” (Kötü Hayat) ile açılır. Ardından aşk şarkısı olmayan şarkının yeni kayıdıyla zıplamayan kalmaz ortamda. Lydon bu albümde vokaller, bas, perküsyon, tuşlular ve hatta keman çalarak sound’daki baskınlığını belli eder. New Order tamamen synth ve klavyelerin baskın olduğu sound’uyla bir dans müziği yolu tutmuşken, PiL’in bu albümünün The Charlatans, The Sugarcubes, The Levellers, Happy Mondays, Inspiral Carpets gibi ardıllarına perspektif kattığını söyleyebiliriz.
 
Ardından yeni maceralara yelken açar Lydon, efsanevi prodüktör Bill Laswell ile Album’ün kaydına girişir. Album’ün formatına bağlı olarak adının da değişmesi (diğer isimleri Compact Disc ve Cassette) fikri de Lydon hinliğidir herhalde. Bill Laswell önderliğinde tamamen yeni bir ekip bir araya gelir. Lydon tabii ki vokalededir de daha kimler yoktur ki. Steve Vai ve Ginger Baker gibi rocker’lar bir tarafta, Miles Davis gibi devlerle çalmış bir davulcu olan Tony Williams, Jonas Hellborg gibi John McLauglin başta olmak pek çok caz müzisyeni ile çalmış bir basçı ve Ryuichi Sakamato. PiL’in (aslında Lydon’un) en farklı albümüdür bu. Dünya müziği ve caz arasında ama vokalle punk olmakta direten. Aslında bu albüm Lydon’un solo albümüdür bir anlamda. Ve farklı müzisyenlerle çalışırken nerelere gidebileceğinin göstergesidir.
 
1987 tarihli Happy ve 1989 tarihli 9 albümlerinde de Lydon yeni gruplar kurar. Red Hot Chili Peppers basçısı Flea’yi kandırmak için çok uğraşır. Ama olmaz. Olsaydı neler olurdu kim bilir. Magazine ve Siouxsie and The Banshees giratisti John McGeoch, multi entstrümantalist Lu Edmunds kalıcı olurlar. Ama albümler pek iş yapmaz. Peş peşe yaptığı her albümde dinleyiciye her zaman yeni bir şey, yepyeni bir sound sunduğu için belki de. Lydon’da tekrara girmiştir işte. 1992 tarihli That Was It Not albümü ile gitar sound’una geri dönse ve kendi için bir değişiklik yapsa da bu albüm de iş yapmayınca Lydon “Dağılın!” der. Ve PiL efsanesi sona erer.
 
Madem başta sonra dedik, John Lydon’dan bahsedelim biraz da. Zor tabii, çünkü bence Lydon’ı bilmemek olmayacağı için anlatamıyorum. Herkesin bildiğini kime anlatıyorsun diye düşünerek. Demin de ondan atlatmaya çalıştım zaten. Ama laf ağızdan bir kere çıkar, o satırı silip kurtulabilirim, yakışmaz.
 
Mecmuaya tam bir yıl önce Joe Strummer yazmıştım, oradan alıntılarsam “…Pistols mu, Clash mı? Her şeye rağmen Pistols olur yanıtım. Clash’in her zaman daha iyi müzik yapması Pistols’un tavrına ulaşamaz çünkü. Ama Johnny Rotten mi Joe Strummer mi diye bir soruyu sormam bile. Strummer bu mukayeseye girmez. Çünkü Rotten sadece birkaç olumlu sıfat hakeder gözümde. Strummer ise tek bir sözcük ile yan yana durur; idol.” Birkaç olumlu sıfat; Sex Pistols’takilerin Lydon (Rotten) hariç, hiçbirinin ne yaptığını bildiğini düşünmüyorum. Malcolm McLaren de işlere kafası basan, sitüasyonistlerin yöntemlerine kafayı bozmuş ve kendi pazarlama yöntemlerini bulmuş biriydi. Lydon sahnede deli gibi bakan gözleriyle önce onu izleyen birkaç on kişiyi, kısa süre sonra onbinleri etkileyerek punk istilasını tek başına patlattı bence. Pistols’un yalımı kısa etkisi uzun sürdü. Ama Lydon çoktan kendi yolunu bulmuştu; denemek. Bir öğleden sonra evinde televizyon olmadığı için, bir yerlerde televizyon görünce lambaya yapışan bir sinek gibi kanalları zaplarken, bir belgesel kanalında Lydon’u gördüm. Amazon Ormanları’nda bile dikkat çekecek bir yeşil tonu düşünün, o renk bir kıyafet ve saç rengiyle, bir bilim kadınıyla birlikte bir tür böceğin peşindeler. Ve sürekli “cunts,” (.mcıklar) diyor. Konuk falan değil, programı o sunuyor. “Baba n’aaptın?” demedim hiç. O kadar eğlenceliydi ki onu öyle görmek. Sürekli bir yerlerine yapışan sineklere küfrederek böcek arıyor. Tam Lydon kafası. Fosforlu yeşil, mavi, platin sarısı, turuncu, kırmızı, kafasına nasıl eserse işte. İşin içinde biraz da para varsa…
 
İşte tam 17 yıl sonra Lu Edmunds, Bruce Smith ve Scot Firth’den oluşan grubuyla Lydon tekrar sahnede olacak. Sex Pistols’la bile parası bittikçe üç beş konser yapıp yolunu bulabilen Lydon’ın Jah Wobble’ı da ikna etmesini isterdi gönül. Gönül bir de 5 konserin de biletlerinin tükenmesini, bu parayı da denemeyi sevdiği kadar seven adamın yeni bir albüm kaydetmesini istiyor. Punk aleminin en önemli figürü olmaktan sıkılsa da öyle olduğu için değil. 2000’lerin sonunda ortalık post-punk ve kafası karışık rock’tan geçilmezken birilerine yeni bir yol açar belki diye.

tayfunpolat@hotmail.com