mixed version

Başı boklu 2000’lerin, kıçı pek güzelmiş.   
 
Kabul edelim, biz ergenliği Kadıköy’de tadanlar için Heavy Metal hiçbir zaman tükenmedi. Artık Portishead’in krautrock yaptığı dönemlerdeyiz. Ben de iyi ya da kötü müzik yapan herkes içindekileri döksün ki sonra yeniden, en baştan başlayalım her şeye istiyorum. çünkü bu devirde her şey var, ama her şeyden biraz var, hiçbir şey tam değil, hep azar azar… Ve altın aradığımız nehir gürül gürül akıyor. Ne demişler? “Warp’sa koy sepete!” ama Bu Bir Aşk Şarkısı Değil
 
Bir sabah kalkacağım ve "Amerika'da sabaha karşı yapılan yarışlarda Jamiaka'lı atlet 7,45 koştu" gibi bir şey duyacağım diye çok endişeleniyorum. Oysa İnönü’nün yarısı sarı-lacivert ya da sarı-kırmızı iken daha iyi anlıyordum desibel neymiş. Kimsenin futbola da bunu yapmaya hakkı yoktur. Ve Etiyopya’dan devşirme bir atletimizin yarış sonrası demeç verirken gözünün akına sinek konması ve kızın sineği kovmadan konuşmaya devam etmesi benim için başlı başına bir roman konusudur.
 
Kitaplar neredeyse üç aylık dergi muamelesi görmeye başladı. Adı üstünde: piyasa, ondan olumlu davranış beklenemez. Şimdi “satmak” noktası zurnanın deliğidir, satılan kitapların ve onların okuyucularının tırnak uzunluğu ve oje rengi hakkında da malumat verir. dergilere, editörlere, yayın kurullarına, şu kokuşup duran “edebiyat ortalığı”na rağmen! –az sayıda seçkinin sözüne güveneceğinize, çok sayıda “halk çocuğu” eleştirmenin istatistiksel tercihine güvenebilirsiniz. diyebilirsiniz ki zaten en önemlisi şiir değil mi... Yani “Oturun evinizde ve şarap için, yol budur.”
 
Herkesin sevebileceği şeylerden hazzediyor, sıradan vasıflarla övünüyor. Çocuklarına düşkün olmak, ikiyüzlü siyasetçilerden nefret etmek, sabah erken kalkmak, müzik dinleyerek rahatlamak... (Efsanevi ucubeler kasabadan ayrılıyor…) Ama bu bilgi toplum hafızasında hiç yer tutmadı. Sivil öldürmek neredeyse çok doğal bir tepki. Arkasından özür dilemeniz yeterli.
 
Bu büyük değişim içerisinde yerli otomotiv sektörünün güzide kuş serisinin artık üretilmemesine karar verildi. Şimdi kapı çarpmasın diye takoz olarak kullanılıyorlar. Yerli malı, kimi tuzlu fıstıklara da doyamıyorum: “yerli malı yudun malı, ecnebinin kafası yarılmalı,” diyorlar da Tortoise tişörtünü giyip Taksim’e gittiğinde hacı kıyafetleri içindeki Yaşar Alptekin kadar mutlu mu olacağını sanıyorsun? 
 
Bir kere daha dostlarımızın uyuyan faşist canavarlar olabileceği ihtimali üzerine düşünmek zorunda kaldık.
 
 
 
edit büdüt işleri – tai fu