Asansör Boşluğuna Düşen Dehalar: 13th Floor Elevators


Tayfun Polat
Yıllardır telefonumun “You’re Gonna Miss Me” diye çaldığı doğrudur. Şu hayatta en sevdiğim filmin giriş müziğidir çünkü. Mevzu bahis film High Fidelity. Ama bu yazı filmle ilgili değil, şarkının sahibi 13th Floor Elevators ile ilgili. 13. kat asansörleri tam 50 yıl sonra tekrar biraraya gelip, geçen ay Levitation Festivali’nde çaldılar çünkü. Ki yedi yıldır düzenlenen bu psyche festivali de ismini onların bir şarkısından alıyor.

13th Floor Elevators, pek bilinen bir grup değildir. 1965’te kurulup, 1969’da dağılmış, geride kâğıt üstünde 4, hakikatte 2 stüdyo albümü bırakmış, psikodelik rock’a adını vermiş, Teksas, Austin’den çıkmış olmasına rağmen Janis Joplin ve Big Brother and the Holding Company başta olmak üzere tüm San Fransisko Körfez Bölgesi psikodeliklerini, sound’larının tuhaflığıyla ’60 sonlarının garaj gruplarını ve ‘60’lardan bu yana yüzlerce müzisyeni etkilemiş, üzerlerindeki lanetin kalkması on yıllar sürmüş, yol açıcı, dimağ açıcı bir gruptur aslında. Kopyası olamayan, belki de tek grup.

Müzik tarihinin en dramatik hikâyelerinden birine sahip Roky Erickson, Tommy Hall ve Stacy Sutherland üçlüsünün sürüklediği, kısa dönem birlikteliklerinde bas ve davullarda kadronun değiştiği bir grup olarak, 13th Floor Elevators’ın kuruluşu dünyanın asit testine hazırlandığı günlere dayanıyor. Saçını kestireceğine liseyi terk eden 18 yaşındaki gitarist ve söz yazarı Roky, seramik bir testinin içine sesler söyleyerek 13th Floor Elevators’ın sound’unu emsalsiz kılan Tommy ve reverb âşığı, eko delisi gitarist Stacy, biraraya gelip müzik yapmaya başladıklarında LSD, meskalin, mantar, marihuana diye hiç ayırmadan, farkındalıklarını arttıracak ne bulurlarsa kullanmaya da başlamışlar. Grubun adının pek çok anlamı var. Batı toplumlarındaki 13. kat uğursuzluğu nedeniyle oraya çıkmayacak bir asansör gibi bir düz anlam değil hiçbiri. Amerikan alfabesindeki 13. harf olan M, marihuanayı simgeliyor. Aydınlanma piramidinin en üstünde, yani 13. seviyede yer alan “her şeyi gören göz” (ki Roky Erickson psikodelik rock’ı piramitle gözün karşılaştığı yer olarak tanımlıyor), yoga pratikleriyle ya da psikodelik esaslarla açığa çıkartılan, yaratımın özü demek. Grubun müziği ise dinleyenlerin farkındalıkları arasında bir asansör işlevine sahip grup elemanlarına göre.

İlk albümleri Psycedelic Sounds of 13th Floor Elevators, 1966’da çıkıyor. Billboard’da 55. sıraya yükselebilen tek hit’leri “You’re Gonna Miss Me” de. Lakin, Roky Erickson’ın kimselere benzemeyen çığlıklarıyla bezediği vokali (ki pek çok otorite Janis Joplin üzerindeki etkisinden dem vurur) ve Tommy Hall’un bir testinin ağzına mikrofon dayayarak testinin içine söylediği “çıkı çıkı”, “dıgı dıgı” benzeri sesler ile çift gitarın bitmeksizin yankılanması, benzerine rastlanmamış bir sound olarak kendilerine Teksas Eyaleti’nde bir şöhret sağlıyor. Ardından da, kısa sürede psikodelik rock’ın anavatanı haline gelen Kaliforniya’yı turluyorlar. 1967’de, uzun yıllar çok önemli bir koleksiyon plağı olduktan sonra 1993’te tekrar basıldığında hakkı teslim edilen ve bir psikodelik rock başyapıtı olduğu kabul edilen Easter Everywhere çıkıyor. Bir yıl sonra da, bir plak firması hinliği olarak grubun demo kayıtları ve stüdyo takılmaları üzerine stüdyoda eklenen alkış sesleriyle bir albüm denilemeyecek Live. Grubun müzik âlemindeki belli bir çevrede isimlerini duyurmalarının önünde seyreden zihin açıcılarla ilgili mesaileriyle kazandıkları şöhret nedeniyle zaten bir süredir kanunla başları beladayken 1969 yılı başlarında solist Roky Erickson tek dal cigara bulundurmaktan 10 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Bir süre önce sahnede kendini kaybedip abuk sabuk seslerle vokal yapan, şizofreninin sınırlarına dayanmış Erickson, ya hapis ya tedavi şartı arasında ikinciyi seçiyor. Son albüm Bull of the Woods’a 13th Floor Elevators albümü denemez pek. Tommy Hall’un birkaç şarkıya eşlik ettiği, Stacy Sutherland’in neredeyse tek başına kotardığı bir albüm. Grubun alametifarikası Erickson’un sesi ve Hall’un fonda sürekli duyduğumuz testinin içinde gelen sesi yok neticede. Bu albümün ardından sessizliğe bürünüyor grup. Ta ki geçtiğimiz Mayıs ayında, kuruluşlarının 50. yıldönümünde tekrar biraraya gelip sahne alıncaya kadar.

Bu koca arada Sutherland’i karısı yanlışlıkla vurarak öldürüyor 1972’de. Tommy Hall derin bir sessizliğe bürünüyor. Defalarca akıl hastanesinden kaçan ama aldığı elektroşoklar ve yoğun ilaç tedavisiyle akıl sağlığını gün be gün yitiren Roky Ericson’un hikâyesi bütün trajikliğiyle sürüyor. 1972’de akıl hastanesinden çıkıyor ve birkaç yıl sonra yeni bir grup kuruyor; Bleib Alien. 13th Floor Elevators’un sound’unun çok uzağında, bir hard rock grubu. 1979’da grubun adı Roky Erickson & The Aliens oluyor. 1982’de bir Marslının bedeninde iskân ettiğini söylüyor. Bir alien olduğu için de insanların kendisine fiziksel olarak saldırdığını iddia ediyor. ‘80’lerde adı sürekli mektuplarla gündeme geliyor. Tüm zamanını hukukçular ve şöhretlere zırvalıklar ve rastgele sözcüklerle doldurduğu sayısız mektup yazarak geçiriyor. 1989’da komşularının mektuplarını çalmaktan tutuklanıyor. Hiçbir mektubu açmadığı belli olunca serbest bırakılıyor. Aslında Roky paranoid şizofreniden bir türlü kurtulamıyor. 1995’te müziğe geri dönüyor. Butthole Surfers davulcusu King Coffey ve Henry Rollins’in destekleriyle bir solo albüm bir de sözlerini yazdığı şarkılardan derlenen bir kompilasyon yayınlıyor. 2001’de küçük kardeşi tüm yasal velayetini üstüne alıyor. Böylece hayatında ilk defa düzgün tıbbî ve yasal yardım almaya başlıyor. 2005 yılında da nihayet akıl sağlığına kavuşuyor.

Gerisini biliyorsunuzdur, Roky Erickson son on yıldır sürekli müzikle iç içe. 2 yeni albüm yaptı. Albümlere konuk oldu. Kimisi çok ünlü festivaller olmak üzere dünyayı turlamaya başladı müziğiyle. Uyuşturucular, elektroşoklar, kimyasallarla yüklenmiş bir ömrün altında çökmüş bedeni çocuklar gibi gülüyor artık sahnede.

Müzik tarihinin en özgün sound’unu üreten 13th Floor Elevators’ın kurucu kadrosundan davulcu John Ike Walton’un da katılımıyla, grupta bir dönem bas gitar çalan Ronnie Leatherman’in eklenmesiyle neredeyse orijinal kadrosuyla sahnelere döndüler. Sutherland’in ünik gitarlarını çalma görevi de Fred Mitchim ve Eli Southard’a düşmüş. Umarım diğerlerinin de iştahları Roky gibidir son yıllarda. O zaman bakarsınız birlikte çalmaya devam ederler, belli mi olur, yeni bir albüm kaydederler. Aradan 50 yıl geçmiş ve köprünün altından megatonlarca su akmış olsa da, ilk günkü gibi benzersiz bir sound üreteceklerine dair sağlam bir düşüncem var. Bir kez daha aklımızı başımızdan alsalar. Hem ne de çok hak ediyorlar ilgiyi. tayfunpolat@hotmail.com