HOT CHIP; uyarmışlardı
Utkan Çınar
Eğri oturup doğru konuşalım. 2000’ler, 1960 yılından beri müzikal anlamda geçirdiğimiz en kuru on yıldı. Bunu netleştirmek lazım. The Strokes ve The White Stripes güdümlü garage hadisesi olsun, gene bolca “The”lı grubun pörtlediği zamanlarda, F. Ferdinand’ın Talking Heads kopyası tarzıyla sürüklediği, dance-rock, art-rock kafaları olsun pek hafızalarda yer eden müzikler yapmadılar. Bir tek folk ve singer-songwriter alanında gelişmeler oldu belki. Şimdilerde de bunun cılkını çıkarmakta endüstri. ‘90’larda çıkmış baba gruplardan da çoğu en iyi işlerini bu 10 yılda vermedi. Bunu 9/11 ve neo-con kafalarına getirmek de olası ama gerek yok. Neyse ki 2010’lar şu ana kadar gayet doyurucu. ’90 kuşağının ilk ürünlerini vermeye başlaması, elektroniğin bir nebze geri dönmesi ve synth revival’ını şu zamanların güzellikleri olarak sayabiliriz. 2000’lerin bizlere verdiği LCD Soundsystem, Hot Chip gibi spesifik isimler de var tabii. James Murphy şarap barları açıyor şu aralar, Hot Chip ise düzenli olarak albüm yayınlamaya devam. Yeni çalışmaları, 6. albümleri, Why Make Sense? Hot Chip’in daha derli toplu ama daha vurucu bir hale gelen sound’unun olgunlaşmış hali. 2012’deki In Our Heads ile başlayan yeni bir Hot Chip döneminin doğru basamağı. Tabii durum böyle olunca Hot Chip müziği sağlam şarkılara bel bağlamaya başlıyor. Durum öyle mi? Bakalım.“Over and over and over and over,” diye ağzınıza takılmaya başlayan şarkıyla oldu kitlelerin Hot Chip ile tanışması. Daha geniş anlamıyla 2006’daki 2. albümleri The Warning ile. 2004’teki Coming on Strong’u da uyanık dinleyiciler keşfetmişti. O zamanlar gruba elektronik müzik yapıyor demek biraz abes kaçıyordu. Değişik, deneysel soslu ama hit gücüne de sahip şarkılar yapmak istiyorlardı. Bir dans grubu olmak değil. Ancak grup giderek bu anlayışını değiştirdi ve, teşbihte hata olmaz, Liars ve The Chap gibi isimlerin
yaptığının daha ehlileşmiş haline rota çevirdiler. Özellikle 2012’deki In Our Heads (albümü açan “Motion Sickness” kanımca en iyi Hot Chip şarkısıdır) ile ayyuka çıktığını söyleyebiliriz bu durumun. Bu grup Robert Wyatt gibi bir isimle müzik yapma şansına da erişti. Geçen sene yayınlanan harika Arthur Russell anma albümüne de pek güzel katkılar yaptılar. (O albümde Russell yorumları bulunan Jose Gonzales ve Sufjan Stevens da geçtiğimiz haftalarda albümler yayınladı. Bu tarz toplamalara o an stüdyoda olan isimler seçiliyor özellikle sanırım.) Wyatt ve Russell gibi isimlerle adınız anılıyorsa sizden daha çığır açıcı işler bekleyebilir insanlar. Hot Chip bu konuda biraz arafta kalmış gibi.Albüme gelirsek, ilk 45’lik “Huarache Lights”ın başı çektiği ve “Easy to Get” gibi şarkılarla Daft Punk’ın Random Access Memories ile zirve yaptırdığı R’n’B ve funk soslu dans müziği akımına bodoslama giriyor. Günümüzün en popüler akımı. Tosca da son albümü ile bu kafalara kayıp tadımızı kaçırmıştı. Hot Chip’in de buna yönelmesi iyi bir şey mi? Bu ne açıdan baktığınıza bağlı. Bu albümü daha eğlence kafalarıyla yaptıklarının bir kanıtı. Zaten çok kısa sürede ve canlı setup’larına yakın bir şekilde kaydetmek istemişler albümü ve bunu da başarmışlar. Bu sayede de en kolay dinlenilir Hot Chip albümü karşımızda duruyor. Alexis Taylor da bir vokalist olarak işinin olgunluk çağında. “Love is the Future” ve “Started Right” gibilerde ise Moloko-Roisin Murphy tadını hemen alabiliyoruz. Hot Chip müziğiyle ile ilgili bir aşırı temizlik eleştirisi yapılabilir. Çabuk kayıt etmelerine rağmen bu kadar temiz çıkıyorsa sound biraz düşünmek lazım. Herhangi bir lüks barda akşam üstü shuffle’da yürüyen lounge listelerinde kaybolma tehlikesi yaratıyor bu da.
Neyse; zaten yanacağız, bari dans ederek yanalım. khgv@hotmail.com