personal space
Oğuzhan Oğuz
...bana bilmediğim bir dünyanın kapılarını açtı, sonrasında ne olup bittiğini hatırlamıyorum.
Size 1 Mayıs 2023 gecesini nasıl geçirdiğimi anlatabilmem için birkaç yıl önce nöral araştırmalar ve bilişsel teknolojiler ile haşır neşir olan zekâ küplerinin ani bir kararla sırtını Steve Wozniak’a, nam-ı diğer Woz’a dayamasıyla geliştirilen ve insanoğluna dilediği dünyayı yaşama imkânı veren, son teknoloji harikası Ispace X’i tanıtmam gerekir. Sensör ve algoritmalar yardımıyla kalabalık bir topluluktaki bireylerin duygu durumlarının takip edilebildiği şu günlerde, Ispace X’i toplumsal bütün parametrelerden uzaklaşıp, arzu ettiği öznel veya nesnel varlıklarla dilediği gibi vakit geçirmek isteyen insanlar için bir sığınak olarak düşünebilirsiniz. O gün canınız Tom Waits ile oturup iki bira mı içmek istedi. Hemen Ispace X’inizin mikrofonuna “Tom Waits ve iki bira,” diye fısıldıyorsunuz, ardından bulunmak istediğiniz ortamı tanımlıyorsunuz ve bir anda kendinizi tanımladığınız ortamda Tom Waits ile karşılıklı bira içerken buluyorsunuz. Buna günümüzde simulakrum teknolojisi deniyor ve hologramlar ile hayata geçiriliyor. Bu minvalde ben 1 Mayıs 2023 gecesi, zamana dair hiçbir şey hissetmesem de otuzumdan gün alacağım yaşı kutlamak için ihtiyacım olan tek şeyin Ispace X’imi alıp Albert Hoffman’ı yad etmek olduğunu biliyordum. Kaçınılmaz olan, hep yanıbaşınızdadır. LSD ve Ispace X... Benim gibi biri için mükemmel bir doğum günü partisinin habercisi. Yirmilerimin başında biri çıkıp Yevgeni İvanoviç Zamyatin, Aldous Huxley, George Orwell, Jean Baudrillard, Ece Ayhan, Oğuz Atay, Hannah Arendt, Roger Waters ve Steve Wilson ile birlikte uzama telaşlı mumlar üfleyeceğimi söyleseydi fena halde kafa bulabilirdim. O kadar kafa bulurdum ki gidip bir köşede kendini öldürebilirdi. Ahhh! Afedersiniz. Ispace X edindiğimden beri zaman çekimlerini karıştırıyorum. Biri bunları yirmilerimin başında dile getirmişti. Fena halde kafa bulmuştum. O kadar kafa bulmuştum ki gidip bir köşede kendini öldürmüştü. Evet... Evet bu olmuştu. Sevgilim kendini böyle öldürmüştü. Kaçınılmaz olan, hep yanıbaşınızdadır. Yanıbaşınızdakilere gereken önemi göstermeniz gerekir. Her neyse, nerde kalmıştık. LSD ve Ispace X... “Bugün otuzuma basıyorum. Zamyatin, Huxley, Orwell, Roger, Steve, Ece, Oğuz, Hannah ve Baudrillard! Hıh! Bunların burada ne işi var! Lanet olsun bugün otuzuma basıyorum, sizin burada ne işiniz var!” Böyle demeyi çok isterdim. Ama bu partiyi onun anısına veriyorum. Sevgilimin dilinden düşürmediği, benimse bir türlü anlam veremediğim, vermek istemediğim, ilgilenmediğim bütün bu onun tabiriyle “çağının vicdanı” kafaları biraraya toplayıp, onlara “Derdiniz ne sizin?” diye sormak istiyorum. Bütün bu olanlar... diye sormak istiyorum. Öyle bir şey söylesinler ki “Nassıı yani,” diye şaşırıp, tam o anda otuzuma basayım istiyorum. Gerçek diye bir şeyin olmadığını bana bütün şeffaflığı ile anlatsınlar, fonda da bunu destekleyen bir tını olsun istiyorum. Hepsini aklımın bir köşesine iliştirdim. Gece bütün bunları Ispace X’imin kulağına fısıldayacağım. LSD tribim bitene kadar birbirlerini yemelerini yahut tek cümlede ifade edilecek bir fikir birliğine varmalarını, tribim biter bitmez de bana o cümleyle net bir cevap vermelerini umarak. Ahhh! Afedersiniz. Söylemiş miydim? Ispace X edindiğimden beri zaman eklerini karıştırıyorum. Bütün bunları yaptım. LSD tribim bitene kadar olmasını istediğim her şeyi Ispace X’imin kulağına fısıldadım. Fakat Allah kahretsin ki, Ispace X’e sahip olan bir tek ben değildim. Körün taşı gibi, aynı gece alt komşum ‘86 Dünya Kupası finalinin atmosferini yaşamak istemiş ve haliyle evini tıklım tıklım dolu bir stadyuma çevirmişti. Müdahale etmediğim takdirde bütün planlarımın alt üst olacağından emindim. “Pardon Ispace X’ciğim,” deyip, sorunu çözmek üzere müsade istedim. Uzun zamandır komşularımla iletişim kurmayı kesmiştim, ancak bunun yerinde olacağını düşündüm. Bazı şeyler hiç değişmez.
Elbette bu girişimim sonuçsuz kaldı. Ben de çareyi o mendebur herife ait dairenin şalterini indirmekte buldum. Bu sayede hiç değilse bu saçmalığa gerizekâlı herifin Ispace X’inin şarjı bitene kadar katlanacaktım. Size bazı şeylerin hiç değişmediğinden bahsetmiş miydim? Ahh... evet! evet bunu konuşmuştuk! Malum, zaman ekleri... Tüm bunları yaparken alt komşumun tepkisinin bu kadar sert olacağını düşünmemiştim. Başa sar... başa, başa, derin derin nefes al... başa sar... derin derin nefes al... başa sar, başa, başa... derin derin nefes al... Şu an evimin antresinde kanlar içinde yatıyorum. mea vulva mea maxima vulva. Baudrillard, anlam veremediğim bir edayla gözlerimin içine bakıyor. mea vulva mea maxima vulva. Haklı çıkan kötü adamlar gibi. mea vulva mea maxima vulva. Böyle bir bakış açısı var mı? mea vulva mea maxima vulva. Bilmiyorum. mea vulva mea maxima vulva. Baudrillard, bunu nasıl yakaladı ve neden öyle bakıyor? mea vulva mea maxima vulva. Bunu da bilmiyorum. mea vulva mea maxima vulva. Bildiğim bir şey var, ölüyorum. mea vulva mea maxima vulva. Kaçınılmaz olan, hep yanıbaşınızdadır. mea vulva mea maxima vulva. Yanıbaşınızdakilere gereken önemi göstermeniz gerekir. mea vulva mea maxima vulva. LSD, Ispace X ve kıpkırmızı donuk kan pıhtıları... Bu sahneyi daha şalteri indirir indirmez hayal etmiş, Ispace X’imin kulağına fısıldamıştım. Alt komşumun ne mal olduğunu bildiğim için, kapımı hafif aralık bıraktım. Geldiğinde bu görüntüler karşısında donup kalacak ve Baudrillard’in –ki onu tanıdığını zannetmiyorum– yani manyağın tekinin beni öldürdüğünü düşünüp, ona da bişey yapmasından korkup kaçacaktı. Ben de muhteşem doğum günü partime kaldığım yerden devam edecektim. Ve evet, yine zaman, zaman ekleri... Çünkü bunları yaptım. Plan tuttu ve artık rahatım. Ahhhh! Ispace X! Sana gerçekten minnettarım. Yanıbaşınızda olan, kaçınılmazdır. LSD ve Ispace X... Çal Steve... Hadi, parti başlasın! Here on the other side / You’ve found a place to hide / So wave goodbye to your wasted life / You never seem to care / If God can hear your prayers / There’s no sign of angels in the air / So light my way and wish me sunny days / A wish will be reborn to a perfect world... (*) Size gelince, mistır and misis “çağının vicdanları”, LSD tribim bittiğinde yanıtınızı bekliyor olacağım! Tek cümle, unutmayın!.................o......o.........o........o..........o......
Hiç!
Sözü Baudrillard almış ve böyle demişti. Hiç! Ve hepsinin gözlerinde aynı ifadeyi görebiliyordum. Açık ve netti! O ifade... O ifade bana bilmediğim bir dünyanın kapılarını açtı, sonrasında ne olup bittiğini hatırlamıyorum!