BAKIŞ AÇISI...
Oya Ayman
2023 geleceğe ait bir sürü hedef ve plan var, çoğu da rakamsal... Çoğu mevcut hükümetten çıkmış ve kamuoyunda tartışılan hedefler... “Neden 2023” meselesine şimdi girmiyorum, çünkü ilerleyen satırlarda bunun çok da önemli olmadığını ortaya koyan bazı gerçeklerden söz edeceğim...Diyorlar ki; 2023’te Lozan Antlaşması’nın gizli maddeleri açıklanacakmış, internet erişimi olmayan köy kalmayacakmış, Lozan hükümleri geçerliliğini yitirince Türkiye kendi madenlerini işletebilecekmiş; organize sanayi bölgelerinin sayısı artırılacakmış, demokrasi ve hukuk işler hale gelecekmiş, Türkiye Ortadoğu’da lider ülke olacakmış, nesli tehlike altındaki endemik türler korunacakmış, bölünmüş yollar 32 bin kilometreye çıkacakmış, kentlere özgün otopark yönetim sistemi kurulacakmış, tüm kullanılabilir arazilerin sulanması sağlanacakmış, demiryolu payı yolcuda yüzde 10, yükte yüzde 20 artırılacakmış, toplamda 63 milyon kapasiteli üç yeni havalimanı yapılacakmış, tarladan sofraya güvenli zincir için kayıt dışılığın önüne geçilecek ve depolama standartları getirilecekmiş, Türkiye havacılık üssü olacakmış, rüzgâr enerjisine dayalı üretim kapasitesi 20 bin MW’a çıkarılacakmış, 200 adet balıkçı barınağının 55’i yat limanına dönüştürülecekmiş, Milli Park sayısı 50’ye, Tabiat Parkı sayısı 55’e çıkarılacakmış, Türkiye 2023’e kadar kömür, gaz ve petrol rezervi potansiyellerini ortaya çıkaracakmış, maden sektörüne verilen destekler artırılıyormuş, yaylalara turizm gelecekmiş, yapılacakmış, edilecekmiş, kurulacakmış...
Bu hedeflerin yanında 2023’e doğru gidişatımızı ortaya koyan günümüzün gerçekliklerine göz atalım. Ne Lozan’a dair sırların açıklanması ne de lider ülke olma hedefleri bu gerçekleri değiştirmiyor.
Bilinen şu ki, insan faaliyetlerinin sonucu atmosfere yayılan sera gazı salımları nedeniyle kuraklık, kıtlık, çatışmalar ve canlı türlerinde büyük yok oluşlara yol açabilecek 2 dereceklik sıcaklık artışına hızla yaklaşıyoruz. Üçüncü köprü Kuzey Marmara Otoyolu nedeniyle toplamda binlerce hektar ormanlık alan yok ediliyor. İstanbul yaşamak için başka havzaların suyunu çalıyor. İstanbul haline gelen günde ortalama 600 kamyon meyve sebzeden 70’i çöpe gidiyor. Basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 154. sırada. Büyük ölçekli enerji projeleri ormanları ve köylülerin tarım arazilerini, derelerini, bahçelerini, ağaçlarını ellerinden alıyor. Haydarpaşa ulaşıma kapatıldı ve İstanbul’un Anadolu’yla demiryolu bağlantısı kesildi. Türkiye’nın sera gazı salımları dünya ortalamasının üzerinde ve olması gerekenin üç katı. Türkiye henüz “kalkınmakta olduğu” ve “yeterince kirletmediği” gerekçesiyle azaltım bildiriminde bulunmuyor. Toprağı ve hayvanlarıyla gıdada kendine yetebilen köylüler, kalkınma projeleriyle yerlerinden edilerek kentlerde bağımlı hale getiriliyor. Entegre hayvancılık sistemlerinde bir kilo bifteğin üretilmesi için 19 bin litre su harcanıyor. Türkiye’de yolsuzluğun durumu hakkındaki kamuoyu araştırmasına katılan üç kişiden ikisi son iki yılda yolsuzluğun arttığını, iki kişiden biri ise önümüzeki iki yılda yolsuzluğun artacağını düşünüyor. Türkiye’de tarım arazilerinden her yıl 500 milyon ton toprak erozyon nedeniyle kaybediliyor. Suni gübre ve pestisitler toprağı, suyu kirletiyor, sağlığımızı tehdit ediyor. Aşırı sulama yüzünden Konya Ovası’nda 1980’den bu yana yeraltı suyu seviyesi 35 metre düştü. Geçimini topraktan sağlayan nüfus son 30 yılda yarı yarıya azaldı...
Günümüzde içinde yaşadığımız gerçekler, nasıl adımlar atmamız ve hedeflerimizin ne olması gerektiği konusunda yol haritası da veriyor, kılavuza gerek duymadan gidilen köy de ortaya çıkıyor...

Ve biliniyor ve söyleniyor ki; eğer kaynaklar adil ve dengeli dağıtılırsa, eğer dünyada açlık olmaz, ekolojik tarım dünyayı besler. Kentlerin gıdasının bir bölümü çevresindeki tarım alanlarından ve kent bahçelerinden sağlanabilir. Yerelde üretim ve kullanım; enerji, gıda ve su tasarrufu sağlar. Yağmur suyunu biriktiren ve suyun kimyasallarla kirletilmeden temizlenerek kullanım döngüsüne katılmasına yönelik planlamalar, suyun başka havzalardan çalınmasını engelleyebilir. Enerji verimliliği ve yerelde kullanıma yönelik yenilenebilir enerji projeleri enerji kayıplarını ciddi oranda engeller, büyük ölçekli tahripkâr projelere gerek kalmaz. Geleneksel doğa dostu uygulamalar yapan küçük çiftçiler toprağın ve gıdanın geleceğinin en önemli güvencelerinden biridir. Toprağın iyileştirilmesi, doğa dostu tarım projeleri ve topluluk destekli yöntemler desteklenerek kente göç önemli ölçüde önlenebilir. Ekolojik yöntemler toprak, su, mevsim döngüleri ve yaban hayatıyla işbirliği içindedir. Biyolojik çeşitliliği destekleyen adımlar beraberinde bereketi de getirir. Beslenmek çok yemek değildir, doğa dostu yöntemlerle yetiştirilmiş gıdalar daha besleyicidir. Sağlıklı gıdaya talep arttıkça ulaşım yolları da artıyor; dünyada milyonlarca kişi tanıdığı çiftçileri üretimden pazarlamaya her alanda destekleyerek hem bildiği, güvendiği gıdalarla besleniyor hem de toprağın, suyun, diğer canlıların sağlıklı şekilde devamlılığını sağlıyor. Et tüketimi yarı yarıya azalsa 135 milyon hektar mera ve 50 milyon hektar tarım alanı doğaya geri döner...
Günümüzde 2023’e yönelik olarak kamuoyuna açıklanan hedeflerle, bugünün gerçekliği arasında ciddi kopukluklar var. Ancak kopukluk sadece gerçekliklerde değil, aynı zamanda hedeflerin birbiriyle ilişkisi de yok. Ne yat limanı projeleri kıyı temizliğinden bağımsız, ne de karayolu, havaalanı ve otopark hedefleri orman ve tarım alanlarının korunmasından... Ne sadece Milli Park sayısını artırmak endemik türleri koruyabilir, ne de orman varlığını artırmak adına yapılan ağaçlandırmalar... Tehdit altındaki yaban hayatını korumaya yönelik hedefleri açıklarken, onun üzerindeki en büyük tehdit olan yoğun turizmi, kentleşmeyi, otoyolları, yapılaşmayı destekleyen projeleri hedeflemek, çifte standarda işaret eder. Demokrasi ve hukukun işler hale gelmesi için neden 2023’ü beklediğimizse ayrı bir soru işareti.
Oysa ihtiyacımız olan şey, sayısal hedefler değil bugünle ve bütünle ilişkilendirilmiş bakış açıları. Yeryüzünün hayrı yerine insanın hayrını dikkate alan, insan için yaparken başka varlıklar için yıkıcı etkilere neden olan, parça parça eden adımlar değil; birinin diğeri üzerinde bıraktığı etkiyi hesap eden, yaşamın bütününe hayrı dokunan, her varlığın birbiriyle işbirliğine dayanan, bugüne ve yarına hayrı dokunan, onarıcı adımlar... oya.ayman@gmail.com