BAŞKA BİR DÜNYA (HÂLÂ) MÜMKÜN
Özer Bal - Utkan Çınar - Tayfun Polat
“2023” gibi kâhinlik gerektiren bir dosya konusu seçmemizin sebebi malûm; kişisel tarihimizin en kritik seçimlerine yaklaşırken, iktidar partisinin hedeflerini sorgulamak. Lakin 8 sene sonra nasıl bir ülke ve dünyada olacağımızı düşünürken, değişen paradigmalar ve değişim hızı bir hayli zorluyor insanı. Oturmuş kafa yorarken, kafa açtık biraz. Özer Bal dedi ki; “Tersine düşünelim, 8 sene önce nerdeydik?” Yanıt, umutsuzluğa sürüklüyor insanı. Çünkü değişen pek bir şey de olmamış son 8 senede (Yahu tabii ki Gezi oldu, teknolojik gelişmeler falan var, bunlara bakarız birazdan). Hatta 2023’ün T.C.’nin 100. kuruluş yılı olacağını düşünüp aralığı açar ve 92 yıllık cumhuriyet (demokrasi) tarihimize bakarsak da bolca patinaj ve gerilemeyle bir arpa boyu yol ilerlemediğimizi söyleyebiliriz.Önümüzdeki süreçte, başkanlık sisteminden federe cumhuriyete, enerji politikalarından doğa katliamına, bireysel hak ve özgürlüklerden sosyal haklara, her türlü ilerleme ya da gerileme olasılığında karşımıza hep Anayasa problemi çıkıyor. Aslında son 8 yılın siyaseti de yeni Anayasa söylemi üzerinden yapılıyor. En az bir sekiz yıl daha yapılacağını öngörebiliriz. Ama 12 Eylül Anayasası’nı herhangi bir iktidarın değiştirmeyeceğini de öngörebiliriz. İktidara böyle büyük bir hareket sahası sağlayan bir Anayasa’yı, kim, niye değiştirmek istesin? Galiba soru buraya kilitleniyor.
Şunu da akılda tutmak gerek; 2019’da, Cumhurbaşkanı ve milletvekilleri aynı seçimle belirlenecek. Dolayısıyla 7 Haziran’daki seçimler çok belirleyici. Mevcut meclis aritmetiğini değiştirebilecek yeni bir unsurun meclise girmesi pek çok dengeyi değiştirecek çünkü. Muhalefetin yıllar boyu sergilediği muhalefet yap(ama)ma reflekslerini de göz önünde bulundurursak, önümüzdeki 8 yılda olacaklar için iktidar partisi ve HDP’nin belirleyici olacağını söyleyebiliriz. Bu, HDP barajı geçemese de geçerli. Kürt hareketini yeni bir siyaset yapma biçimi isteyen kitlelerle buluşturabilen dinamiğe ihtiyacımız var. Seçim sonucu olası koalisyonların her biri mümkün. AKP-CHP koalisyonu bile (AKP-HDP koalisyonundan çok korkanlar, en olası koalisyon hükümeti AKP-MHP’den hiç korkmuyorlar niyeyse). HDP barajı geçemezse, AKP’nin (muhtemelen son kez) tek başına hükümet kuracağını da öngörebiliriz. Lakin güven oyu almak, yasama işlevindeki aritmetiği yönlendirebilmek gibi şimdiye kadar at koşturduğu alanlarda bir sıkıntı da olacak. Muhtemel erken seçim senaryoları da devreye girecek vs. Ama bu olasılıkların hiçbiri sonucu değiştirmeyecek; bu seçimden sonra Anayasa değişmeyecek, kendimizi kandırmayalım.
Lakin meclise girmiş ya da girememiş HDP’nin 2019 seçimlerinde hedef büyüteceği ve seçmen sayısını MHP / CHP arasında bir tabana çekeceğini de öngörmeliyiz. Adam “Seni başkan yaptırmayacağız,” derken bunu söylüyor aslında. Dolayısıyla, olası bir Anayasa değişikliği, en erken 2019 seçiminden sonra olacak gibi. Aslında bu seçimde, belki de ilk defa “gerçekten”, yeni Anayasa’yı yapacak meclise yaklaşacağız. Ve 2023 için bu anlamda umudu yükseltebiliriz. Bu umudu yaşama geçirebiliriz.
Yeni Anayasa’yı kimin yapacağına bağlı olarak da, 2023’te çok belirgin değişiklikler olabilir. Şu günden başka bir şey söylemek de pek olası gözükmüyor.

Tabii, Gezi oldu. Sonra moralimiz bozuldu. Ama Gezi oldu yahu. İşler daha kötüye giderse, ne kadar kalabalık olduğumuzu gördük. Müştereklerimizi gördük. Sonra darmadağın olmamız, müştereklerimizi değiştirmeyecek. Gezi’nin 10. yılını, park kapalı mı değil mi sorularıyla uğraşıyor olmak yerine; beraber yaşamayı, doğru prensiplerde buluşmayı becerebilmiş bir hareket ve bir anma gününden çok, ileriye umutla bakma günü haline getirebilmek de bizim elimizde.
Biraz da dünyaya bakalım. 2023’te ısı biraz daha artacak. Suya ve dolayısıyla besine sahip olmak daha zorlaşacak. Su krizi diye söylenegelenlere ve “su savaşları” senaryolarına daha yakınlaşacağız. Fosil yakıt tüketimi azalacak. Ekonomisini fosil yakıtlara bağlayan ülkelerin ekonomileri zayıflayacak. Ki bu iki gerçekliğin en yüksek paydada kesişim noktası Orta Doğu. Orta Doğu iyice kızışacak. Ama artık belki de yavaş yavaş Orta Doğu halkları kendi iradeleriyle sınırlarını belirlemeye başlayacaklar. Kapitalist Batı, bunu artık pek ipleyemeyecek. Nitekim ABD, artık dünyanın jandarması olmaya ekonomisinin yetmediğini ve vatandaşlarınının da bir Orta Doğu savaşı kaldıramayacağını beyan etti. Avrupa ekonomik krizlerle boğuşuyor. İslamofobinin revaçtan düşeceğini, Müslümanların birbirleriyle savaşmaktan deccal Amerika ve Avrupa’ya daha az kafa yoracaklarını düşünebiliriz. 2023’te değil ama belki daha sonra, İslam Âlemi’nin barış söylemini yükselteceğini umabiliriz.
Gelmekte olan teknolojilere akıl sır erdirmek, tahminde bulunmak için bayağı mahir olmak gerek bu konularda. Ama yekten, 2023’te dünya üzerinde hemen her yerde sınırsız ve sansürsüz internet olacak diyebiliriz. Bu sayede tüm dünyada iletişimin ücretsiz olacağını da. Yeni monopoller, yeni dünya liderleri, uluslardan büyük firmalar anlatan bilim kurgu kitapları hayata geçmeye başlayacak. Diğer taraftan uzaya kurulacak kolonilerin de altyapıları büyük ölçüde tanımlanmış olur. Yeni kaynaklar, yeni alanlar, yeni dünyalar. 2023’te bunları konuşuyor oluruz. Tabii bunların yanında teknofobik, doğallığı arayan, sosyal medyadaki sanal yaşamları reddeden hareketleri de görebiliriz. Teknoloji çağına doğan kuşak ve öncekilerin arasındaki fark insanlık tarihinde iki kuşak arasındaki en büyük fark olabilir. Bu çatışmayı orta bir yerde anlaşmayla sonlandırmak iyi olacaktır.
Uzundur prekarya deyip duruyoruz biz de pek çokları gibi. Sınıf savaşları biteli ve yerini sivil aktivizm alalı çok oldu. OK. Ama yeni dünyanın yeni sınıfı olan prekarya ortaya çıktı. Bu sınıfın sanayi toplumunun hiçbir yapısına ve refleksine uygun davranmıyor oluşu taşları bir hayli yerinden oynatacak. Yeni dünyanın yeni sınıfının kendi dinamiklerini inşa etmeye başlamasına şahit olacağız. Alışık olduğumuz, bize dayatılan iş hayatı, eğitim, aile yapısı, kültürel normlar... hepsi, hepsi değişmeye başladı. Ve bu değişimin ilerlemesiyle yepyeni tartışmalar, yepyeni bir yaşam biçimi bekliyor bizleri. Sistem bütün gücüyle buna direnecek. Ama bu değişimle kendini dönüştürecek. 8 senede olup bitmeyecek bunlar. Ama değişimin birçok etkisini göreceğiz.
2023’te dünyayı ’88 kuşağı yönetiyor olacak. Nam-ı diğer X kuşağı, kayıp kuşak. Bak burası bayağı eğlenceli. Öncellerine göre en depresif, en apolitik ve en bireysel kuşağın yönetici olduğu bir dünya. İyi olabilir.

Sanata bakarsak da, özellikle sanatın tecrübe edilmesi, sanatçının paylaşım ve telif gibi sorunlarının çözümü konusunda gelişmeler olacaktır. Sanatın algılanması, değerlendirilmesi ve tüketiminde, çok like alanın, tıklananın veya daha çok insan tanıyanın yanında; kaliteli, yenilikçi, özgün işlerin işaret edilebilmesi ayrımı zorlaşacak. Çizgilerin iyice flulaşması tehlikesini sezmek de zor değil. Ama internetin hayatımıza kattığı bu çokluk ve hemen tüketme ortamında spesifik beğenilerini bulma ve takip etme konusunda uzmanlaşan bilinçli tüketicinin artışı, 8 yıl sonra taşların iyice yerine oturacağını düşündürebilir bizlere. Ve bu alanda da umutsuz olmaya gerek yok. Girdabın içindeyiz her alandaki gibi. Yavaş yavaş...
Daha fazla ve kaliteli konser salonları, daha saygılı seyirciler dilediklerimiz arasında. Seyirci konusunda çok da umutlu değiliz. Ama elbet 8 yılda bu konuda da çözümler denenecektir. Sinemayı sinemada seyretme tecrübesi ise tamamen nostaljik bir eylem haline gelebilir.
Memlekete dönersek, önümüzde bir deprem kabusu var. 2023’e kadar ya da sonrasında, tahminen 100 bin kayıp vereceğimiz bir Marmara Depremi bekliyor bizi. Bunu hiç unutmayalım.
Demokrasi, siyaset, özgürlükler mücadelesi ya da adını ne koyarsanız koyun, gündelik başarılara endeksli olamaz. Seçimlere ve politikaya bile bağlı değildir. 2023 insanı, yaşamını siyasete dönüştürmek zorunda. Bu işin menzili yok. Yaşam biçimi olmak zorunda. Dolayısıyla ne yersiz umutlar beslemeli, ne de enseyi karartmalı. Yapmaya devam. info@kargamecmua.org