ÖZEL MUAMELE


Nazlı Kalkan

Bayan F.’nin odası akşam üzeri güneş alırdı. Akşam üzeri Bayan F.’nin odasındaki siklamen çiçeğinin üzerine düşen sıcak Şubat güneşi, odanın içindeki karanlık ve kasvetli havayı 20 dakikalığına da olsa dağıtır; sıcaklığıyla çiçeği ısıtarak, böbrek şeklindeki yaprakları için bir kış tesellisi olurdu. O gün günlerden perşembeydi. Bay H.M.’nin randevu saatinin gelmesine 20 dakika vardı. Bayan F. bir sigara yaktı kendisine, siklamen çiçeğinin yanına oturdu. Karanlık yüzü Şubat güneşiyle 20 dakikalığına da olsa aydınlandı. 20 dakika sonra Bay H.M. geldi. Bay H. M. içeri girdiğinde, Bayan F. yerini almıştı bile. Bay H.M. birazcık gerindi. Merdivenleri çıkarken yorulmuş olacaktı ki; birkaç derin soluk aldı. Ceketini çıkardı. Yüzünü oğuşturdu. Göbeğini sıkan pantolon kemerini gevşetti. Süslü divana uzandı.

 

Eğer kapı açılmazsa da sen çalmaya devam et. İçeri gir. İçerisini gez. Sabırlı ol, acele etme, sakince izle. Bir müddet sonra duvarlardan birinde bir pencere açılacak. Pencereden dışarı bak, seyret. Anlat bana, dünya nasıl bir yer?

 

Büyük ve ihtişamlı toplantı salonunun tavanından kristal avizeler sarkıyordu. Parlak ışıkların altındaki yuvarlak masalarda oturan süslü bayanlar; mücevherleri, parlak, hafif ve ipekli kıyafetleri ile göz kamaştırıyorlardı. Baylar, parlak frakları içinde çok asil görünüyorlardı. Konuşmayı yapacak olan adam bu göz kamaştırıcı misafirlerin içinden geçerek heyecan içinde sahneye ulaştı. Asil Bay ve Bayanları iltifat dolu sözlerle çağırdı. Konuşmasını saygıyla eğilerek açtı. Uzun bir müddet konuştu. Konuştukça adamın ağzı kurumaya başladı. Anlattıkça takatten düştü. Konuştukça susadı, anlattıkça yoruldu. Dik tutamadığı bedenini, güçlükle dik tutmaya çalışır hale geldi. Bay ve Bayanlar, gittikçe takatten düşen ve iki büklüm olan adamı şaşkınlıkla seyretti. Artık ayakta duramayan adam, iyi geleceği umuduyla, aslan ayaklı masanın üzerinde duran kristal sürahiden kendisine bir bardak su doldurdu. Saygıyla eğilerek, Bay ve Bayanlardan, bir yudum su içmek üzere müsaade istedi. Sahnede duran süslü divanın üzerine oturdu suyundan aldığı bir yudumu yutacakken, bir yudum su boğazına takıldı. Boğazından ağzına geri dönen su, ağzını kapatan diş ve dudak kapılarını baskılayarak kristal avizelerin altındaki Bay ve Bayanların üzerine püskürdü. Püskürmenin etkisiyle avizelerin ışığı birden söndü. Aydınlık yüzlü, asil Bay ve Bayanların yüzü birden karanlığa büründü. Bir müddet donakaldılar. Her şey birdenbire oldu. Artık yüzü karanlığa bürünmüş Bayanlardan birisi, adama doğru tükürerek bir müddet süren bu donukluğa bir son verdi. Sanki harekete geçmek için bir komut bekliyorlarmış gibi hepsi birlikte tükürmeye ve ardından öfkeyle bağırmaya başladı. Bağırdıkça ateşli ve zehirli bir hastalığa yakalanmışlar gibi hararetleri daha da artıyor, ağızlarından köpükler çıkıyordu. Masaların üzerine çıkıyorlar, üzerlerindeki kıyafetleri parçalıyorlar, sahnedeki adama çatallarını fırlatıyorlardı. Baylar ve Bayanların çatallarını fırlatmasıyla, ortalık kan, tükürük ve balgama boğuluyordu. Kan, balgam ve tükürük yığını, odadaki her şeyi içine çeken bir anafor gibi hareket ediyordu. Kontrol edilemez biçimde  artan ve hızlanan bu kan, balgam ve tükürük yığını en sonunda, toplantı odasındaki her cismin içinde yüzdüğü kanlı bir sele dönüştü. Kanlı sel, odanın büyük ve etten kapılarını baskılayarak kapılardan dışarı doğru püskürdü. Odadaki her şey sel ile birlikte kapılardan dışarıya sürüklendi. Adam bomboş toplantı salonunda kıvrımlı beyaz yumuşak ve etten bir zeminin üzerinde, çıplak vücüduyla yerden yükselen demir direklere tutunmuş bir vaziyette, titriyorken buldu kendisini.

 

Neydi en kuytudaki? Bademciklerinden gelen cerahatin kokusu mu? Koltuk altındaki ter mi? Vajinandan gelen kan mıydı seni rezil eden? Bir türlü dikleşmeyen, takatten düşmüş penisin miydi süslü kıyafetlerinin altında sakladığın? Lenf bezlerinde oluşmuş kıllı, sümüklü, kanlı bir topak mıydı üzeri ipekten şallarla örtülen? Anlat bana, dünya nasıl bir yer?

 

Adam durduğu yerden, üzerinde bulunduğu kıvrımlı etten oluşan zeminin, kırmızı çizgilerle 4 bölüme ayrıldığını farketti. Her bir bölümün üzerinde bir isim yazılıydı: Frontis, Parieta, Oksibella, Tempürita. Adam doğrularak zeminin üzerinde yürümeye başladı. Zeminin üzerinde attığı her adımla birlikte vücudu başka bir reaksiyon gösteriyordu. Frontiste attığı bir adımla birlikte bir anda tükürmeye başlıyordu. Ayağı Parieta’nın bir yerine değdiği an, sol kolu birden yukarı kalkıyordu. Başka bir adım, bacaklarını havaya zıplatıyordu, bir başka adım vücudunu yere seriyor, başka bir adım bir anda doğrultuyordu. Böylece düşerek ve doğrularak Oksibella’ya ulaştığı. Başka bir adımla gözünün önünde şimşekler çakıyordu, başka bir adımla beyaz tavşanlar oradan oraya koşuyorlardı. Bütün bu devinim ve davranış kargaşası içerisinde zemin üzerinde yürümeye çalışırken, Oksibella’dan çıkarak, Parieta’nın üzerinden, Tempürita’nın sınır çizgisinin olduğu o kısımda ayağı çok yumuşak, ıslak ve kanlı bir yere dokundu. Birden bir hassasiyet çöktü üzerine, odanın manzarası değişti, evin bodrumunda büyüklerinin kendisini bulması için saklanan küçücük bir çocuğa dönüştü. Ellerini oğuşturarak heyecan içinde bekleyen bu çocuğu kimse bulamamıştı, çocuk saklandığı yerde unutulup kalmıştı.

 

Kalbi derinden sızlamaya başladı. Yapayalnız hissediyordu.

 

Ne kadar da kırılgandı.

 

O kılıçların arkasında gizlenen şey de neydi öyle? Yatak odasının beyaz çarşafları üzerindeki kan lekeleri mi? Meme uçlarından fışkıran tuzlu süt mü? Işıklı evin karanlık bodrumundan gelen ceset kokusu mu? O korktuğun neydi? Karanlıkta gizlenen saldırmaya hazır bir devasa canavar mıydı? Ne? Küflenmiş bir çocuk iskeleti mi? Anlat, dünya nasıl bir yer?

 

Marketin güney yönüne denk gelen deterjan reyonu sabahları güneş alırdı. Bayan F. Deterjan reyonlarının arasında gezinirken; arkadaşıyla bu güneşli Şubat gününün tadını çıkaran Bay H.M. ile karşılaştı. Bay H.M., Bayan F.’ye hiç selam vermedi. Bayan F., Bay H.M.’yi hiç tanımadı. Deterjanların arasında, birbirlerinin alışveriş sepetlerinin yanlarından geçip gittiler.

 

Kimse duymasın. Anlat bana, dünya nasıl bir yer?

nazlikalkan8@gmail.com