Her Yıl Böyle Olsa - 2013’te Buralardan Müzik
Nerden başlamalı, nasıl yapmalı, bu yıl öyle bereketli geçti ki, bunca albümü bu sayfalara nasıl sığdırmalı?
En iyisi bir an önce başlamak. Usulen bölümlere ayırma ihtiyacı hissettim. Bandrollü albümleri “yasal”, sadece dijital olarak sürüme verilen albümleri “dijital”, EP, demo vesaireleri de dijital ya da hard-copy üretilmelerine bakmaksızın “diğer” bölümünde yazacağım. Ve tabii ki burada yer al(a)mayan albümleri, çalışmaları ise tamamen kişisel zevkime göre eksiltmiş olduğumu belirtmek isterim.
Yasal Albümler
Geçen yılın son günlerinde çıkmış olması sebebiyle bu yılın albümü olarak etiketlenen ve çıktığında yıllardır ilk defa bir albümü CD player’dan hiç çıkartmaksızın üst üste, hem de günde birkaç kere olmak üzere haftalarca dinlememe sebep olan tek albüm olan Büyük Ev Ablukada’nın Full Faça’sını sizlere, “Senenin başındayız ama değil bu sene, daha uzun zaman bu albüme yaklaşacak bir prodüksiyonla karşılaşacağımızı sanmıyoruz. (…) şimdiden Full Faça’yı yılın en iyi albümü seçtik gitti,” gibi hayli iddialı ifadelerle tanıtmıştık. Sene boyunca Full Faça’yı zorlayacak prodüksiyonlarla karşılaştık açıkçası. Ama hâlâ aynı şeyi, Full Faça’nın yılın en iyi albümü olduğunu düşündüğüm için baş köşeye BEA kuruldu bu sene.
Yılın Duman’dan bile daha popüler olan ismi Mabel Matiz oldu. İlk albümüyle büyük bir çıkış yakalayan Mabel, ikinci albümü Yaşım Çocuk ile ülke genelinde çok büyük bir takipçi kitlesine ulaştı. Albümün pop listelerini alt-üst etmesi kimseyi kıllandırmasın, Kompile Karga 4: “Söz” albümünün de gözdesi şarkılarından ya da Künt grubundan da tanıyabileceğiniz Cihan Mürtezaoğlu ve Can Güngör’ün düzenlemeleri ve Mabel’in hem söz, hem de bestelerine kayıtsız kalınamaması çok doğal.
Erken gelen albümlerden bir diğeri de Melis Danişmend’in ikinci albümü Biraz Gülmek İstiyordum oldu. Solo kariyerine Daha Az Renk ile sakince geçen Melis’in müzikal olarak daha farklı yönlere uzandığı bir albüm bu. İlk albümdeki sakin öfkenin yerini belki biraz hüzün ama bolca ironi almış. Belli ki Melis emin adımlarla devam edecek kariyerine.
El emeği göz nuru albümleri ile sevdalısı olduğumuz kim ki o’nun Fransız Lentonia Records’dan Mart ayında hem CD hem plak olarak çıkan albümü Grounds için ikilinin en iyi albümü diyebiliriz. Artık 30’larında olmakla, ayaklarını bastığın zeminin, yaşadığın şehrin etüdünü yapmakla ilgili sözler, her zamanki hipnotik vuruşlar ve baslar. Albümü buralarda belli başlı (siz onları bilirsiniz) plak dükkânında bulabiliyoruz. Ayrıca dijital versiyonuna bandcamp üzerinden ulaşmak mümkün.
Gecikme artık her şeyi bitmiş albümlerin bile kaderi ama son yıllardaki en gecikmiş albüm herhalde Rashit’in İnsan Neslinin Sonu’dur. Nihayet Mart’ta çıktığında yeni arayışlar içinde bir Rashit bulduk karşımızda. Muhalif duruş aynen devam. Sözler belki de en iyileri, iyice olgunlaşmış. Ama zaten grubun bir süredir dile getirdiği “punk değil, rock ‘n roll grubuyuz” söyleminin iyiden iyiye hayata geçtiğini gördük bu albümde. Grubun bir tane daha “aynı” albüm yapmaktansa, dinleyici kaybını göze alarak yeni seslerin peşine düşmesi takdire şayan. Tavırlarının netliğinden olsa gerek, Rashit her daim müzisyenlerden bolca destek görmüştür. Keza bu albümde de Nazan Öncel, Göksel gibi isimlerle düetler yaptılar. Ama albümün en sönük anları da bu şarkıları dinlerken geçiyor.

Aylin Aslım’ın Zümrüdüanka’sını senenin en iyi albümlerinden biri olarak ayırdık bir kenara. 3,5 yıllık bir ara ve bu arada farklı kulvarlarda gerçekleştirilmiş üretimlerin ardından müziğe geri dönüş albümü diyebileceğimiz Zümrüdüanka, birikmiş anların, hissiyatların dökümü, gayet kişisel bir albüm olmuş. Atilla Özdemiroğlu’nun “Hasret”ini hatırlamamıza vesile olan, Aylin’in “İşte Sana Bir Tango” ya da “Usta” gibi arayışlarına tanık olduğumuz ve bu yılın en iyi şarkılarından biri olan “Küçük Bey”i de barındıran bir albüm.

Kayıt aşaması bir hayli uzun süren ama merakla beklenen ve nihayet bu yıl çıkan albümlerden biri de Hariçten Gazelciler’in II’si oldu. Memleketin en kendine has sound’una sahip grubu Gazelciler. Kendi yaptıkları sazlardan aldıkları sesleri başka bir yerde duymak mümkün değil çünkü. Kadro 3 kişiden 5 kişiye çıkınca entrümantasyon ve ses çeşitliliği de artmış doğal olarak. En çok buralardan ezgilere aşina olacağınız ama dinlerken Basra’ya da, Jamaika’ya da, Mississipi’ye de gidebileceğiniz müzikal bir sevüven Gazelcilerin ikinci albümü.

Gezi süreci öncesi çıkan ve tüm hayatımızın öznesi direnişe dönmüşken en yazık olan albüm, halbuki senenin de en iyilerinden biri olan Softa’nın Hunili Ayin’i oldu. Çok talihsiz bir grup Softa, çoook uzun zamandır bu albümün çıkmasını bekliyorlar. Ve albümün çıktığı hafta Gezi başlıyor. Gezi 2013’ü nasıl unutulmaz bir yıl, bir milad yaptıysa ve bize kattığı bunca şey ne kadar değerliyse de, Taksim esnafından sonra en çok müzisyenlerimiz bedel ödediler. Kimsenin bundan şikâyet ettiği falan yok. Ama Softa gibi bir hayli cesur, uçta bir müzik yapıyorsanız, yapabileceğiniz üç-beş tanıtım hamlesine ihtiyacınız vardır. İşte böyle güme gitti Hunili Ayin. Oysa türünün tek örneği Softa’nın yaptığı müzik. Saykodelik punk diyorlar kendileri, punk’ta teremin kullanımından. Solistimiz Ece Özey, uzunudur duyduğumuzu en punk ses. Ve sahnede de çok çok iyiler. Geri dönüp dönüp bakmak lazım bu albüme.

Piyasadaki Gezi arasından sonra çıkan ilk albümlerden biri olan KöK’ün Bilmece’si de yılın en merakla beklenen işlerinden biriydi. Cem Ömeroğlu’nun düzenlemeleri, trafikleri ve akor dizilimleriye benim diyen enstrümantaliste ter attıran şarkılarıyla / parçalarıyla, memleketin en iyi bas gitaristi diyebileceğimiz Kerem Öktem ve davulda Kaan Sezyum’un becerilerinin, performansın öne çıktığı bir albüm olan Bilmece, ilk dinleyişte, daha aşina olduğumuz KöK şarkılarının albümde yer almaması nedeniyle herhalde, hemen ısınamadığımız ama dinledikçe de tekrar tekrar dinlediğimiz, yüksek kalibre bir albüm.
Sonbaharın gelişiyle bir biri ardına çok iyi albümler çıkmaya ve senenin müzikal üretim seviyesini hem niteliksel hem de nicel olarak bir hayli yukarılara taşımaya başladı. Bu son düzlüğün en erken gelen albümlerinden biri Yüzyüzeyken Konuşuruz’un Evdekilere Selam’ı oldu. Kaan Boşnak’ın adını çok zikrediyoruz bu ara, çünkü eşine az rastlanır yetenekte bir söz yazarı. Zaten çok kısa sürede, seri halde sürüme verdiği şarkıları hayran kitlesini çığ gibi büyüttü. Ve benzeri müzisyenler arasında albüme ilk ulaşan isim de oldu. Ama albüm bir başka. Bu sefer grubun diğer sabit elemanı Engin Sevik’in döktürmesine şahit olduk. Tamam, çok iyi sözler, güzel hikâyeler, ama bildiğimiz bu şarkılar, albümde çok iyi düzenlemeler ve Engin’in harika gitarlarıyla bambaşka bir hale gelmiş. ’60 sonları, ’70 başlarındaki saykodelik Özdemir Erdoğan kafaları. Yılın en iyilerinden. İstim üstündeler, arayı açmayacak gibiler. İkinci albümü şimdiden çok merak ediyoruz.

Yüzyüzeyken konuşuruz gibi Gezi sıralarında çıkacakken sonbahara ertelenen bir diğer albüm de Ayyuka’dan geldi. Kiracı Odaları yıllardır beklediğimiz bir albüm. Grubun 2. Albümünün bu kadar gecikmesinin sebeplerini geçen sayı uzun uzun konuştuk. Burada albümden bir iki kelam edelim; ilkine göre daha sakin, oturmuş bir sound var. Bolca surf, western sosu, hatta vals, ama en çok Ayyuka’ya özgü buralardan tınıların harmanlanması.
Seneyi kapatmaya doğru iki başyapıt birbiri ardına çıktı. Önce Şirin Soysal’ın ikinci albümü Ziyaret geldi. Şirin Soysal, Şevket Akıncı ve Cansun Küçüktürk’ün elinden çıkan mükemmel düzenlemeler ve prodüksiyonla Ziyaret, müzikal bir zirve. Çok sofistike, çok katmanlı, çok enstürmanlı, çok iyi hikâyeler anlatan bir albüm. Şirin’e ilk albümüyle dikkat kesilmiştik. Bu albümünü ise hayranlıkla selamlıyoruz.
Senenin son incisi, Cenk Taner’den geldi. Yoldan Çıkmış Şarkılar, Kaptan’ın ikinci solo albümü. “Kent ozanı” tabirini en fazla hak eden isim olduğunu düşündüğüm Cenk, yine çok iyi sözler ve hikâyerlerle, dört başı mamur bir albüm yaptı. Ustalık dönemi mi demek lazım, bir başyapıt.
Çok uzmanı olmasam da dört tane caz albümünü de burada anmak isterim; Bilal Karaman’ın ne menem bir gitarist olduğunu anlamak için birebir Patika’sı, Selen Gülün’ün bestecilik ve piyanistliği yanında şarkılarını da seslendirdiği Başka’sı, Cengiz Baysal’ın bırakın caz klasmanını yılın en iyi albümleri arasında yer alan Baby Steps’i ve Atmosfer’den bildiğimiz Mustafa Dönmez’in Anadolu ezgileri ve Kuzey cazını bir kez daha ustalıkla fusion’a soktuğu ikinci solo albümü Kısa Öyküler’i, kurak geçen caz yılının en öne çıkan albümleri oldular.

Senenin yer darlığın nedeniyle bu yazıda bir paragraflık yer veremesek de anılması gereken diğer albümleri ise; Bajar’ın doğuyla İstanbul’u rock formunda tekrar buluşturduğu ikinci albümü B’xêr Hatî / Hoşgeldin’i, öncekilerden biraz farklı tınılar duymamıza vesile olan, Gezi sonrası biraz daha muhalifleşen sözlere de sahip olmasına rağmen dinlerken yine aynı albümü dinliyormuş hissinden kurtulamadığımız Duman’ın Darmaduman’ı, deneyselliği, post-rock, progressive-rock çizgisi yanında albüm süresinin kısalığıyla da Ada Müzik’ten çıkmasını garipsediğimiz ama sevindiğimiz Mauna Kea’nın Scales’i, İngilizce söyleyenlere alerjisi olanların bile hakkını teslim etmesi gereken, yeni indie kraliçemiz olabilecek Selin Damar’ın Loop’u, Gezi’de karambole giden bir başka albüm olan, konuk müzisyenleri ve ekibiyle de dikkat çeken Çiğdem Erken’in İstanbul Kızı, memleketin en iyi blues vokalistlerinden biri olmasına rağmen Kaybedenler Kulübü filminin soundtrack’inde yer alan şarkılarıyla popülerleşen ve bu popülerleşmeyle ilk albümünde piyasaya yönelerek, biraz da arabeske dönerek biraz hayal kırıklığı yaşamamıza neden olan Can Gox’un Yalnızım Ben’i, indie sahnesinin ve ilk albümüyle dans sahnesinin de yükselen değeri olacağını düşündüğüm Meriva’nın Hepberaberyalnız’ı.
Dijital Albümler
Öncelikle, bence yılın en iyi albümlerinden üçünün dijital platformlardan sürüme verildiğini belirteyim. Bu üç albümü sonraya bırakacağım. Albümlerini bir firma aracılığına ihtiyaç duymadan dijital platformlardan dağıtan, canları isterse hard-copy olarak da üretip dağıtımını üstlenen genç müzisyenlerimiz bolca artık. Bu yıl da bereketli geçti bu anlamda.
Ama eskilerden Fairuz Derin Bulut’un son albümü Patlantis’i dijital olarak yayınlaması işin renginin dönmekte olduğuna delalet elbet. Gerçi albüm plak ve CD olarak da yakında piyasada olacakmış diyorlar. Ama bahar aylarında sürüme verilen albümü takipçilerin hepsi dinledi ve indirdi zaten. Albümle alakalı olarak da Fairuz Derin Bulut’un ilk albümün saykodeliyasına geri dönmelerine çok sevindiğimizi belirtmiş olalım.
Bu yıl Roxy Müzik Günleri’nde aldığı 1.’lik ödülünden hemen önce kendi imkânlarıyla kaydettiği Derdi Neydi? albümüyle Emre Nalbantoğlu, yılın en iyi çıkış yapan müzisyenlerinden biri oldu. Bir hayli aktif olan ve ekibiyle Ankara, Eskişehir, İstanbul, Isparta demeden çalıp duran Emre’nin blues-rock, funk kulvarında giden dinamik şarkılarında anlattıkları konu olarak çok da acayip şeyler değil aslında konu olarak. Ama anlatışındaki fark ve sahnedeki inanılmaz çekim gücüyle daha adını çokca duyacağıza benziyor.
Ankaralı müzisyen Çağrı Raydemir de usul usul üçüncü albümünü çıkarttı. Albümlerindeki tüm sözler, müzikler, düzenlemeler, vokaller, enstrümanlar, kayıtlar, miksler, mastering’ler ve hatta kapak tasarımları kendisine ait olan Çağrı’nın yeni çalışması 3 – Sen, bir önceki albüme göre bir hayli sert bir içeriğe sahip. İlgiyi hak ediyor.
2011 sonlarında kurulan Foton Kuşağı, çok da beklemeden kendi imkânlarıyla ilk albümünü çıkarttı. S/T adını taşıyan 10 şarkılık albüm, grunge öncesi Amerikan bağımsız müzik sahnesinin pek çok grubundan izler taşıyan sound’u ve kaydıyla müzik âlemimize farklı bir seda eklemiş oldu. Sonbaharda geniş bir Avrupa turnesi yapan Foton Kuşağı, buralardaki izleyici sayısını da her geçen gün arttırıyor. Bu arada “Meet Me at Tek Büfe” isimli bir şarkıyla başlayan albümü şu sıralar Kadıköy’ün ıslak kaldırımlarında ayak sürterek yürürken dinlemek de iyi bir tecrübe olabilir.
Nekropsi’nin yılın ilk günü ilk parçasını sürüme vererek yayınlamaya başladığı ve yıl boyunca her ay bir parça ile gelişen, bu ay da tamamlanacak albümü Aylık’ı da, bu satırlar yazılırken tamamlanmamış olsa da bu klasmanda değerlendirmek gerekir. Gezi sürecinde ve Ekim ayında kişisel sebeplerle yayına ara verilmesiyle toplamda 10 parçanın yer alacağı bu en tuhaf Nekropsi albümü, grubun evlerde kaydettiği ve tamamen mail üzerinden yapılan parçaları, konser kayıtları, stüdyo doğaçlamalarından oluşuyor. Hepsinin ortak özelliği ise yayınlanmadan hemen önce bitirilmiş olmaları. Nekrop Paşalar yoğun adamlar, girip yeni bir albüm kaydedemiyorlarsa, buna da razıyız. Ki kayıtları peş peşe dinleyince gayet bütünlüklü bir albüm de oldular. Sadece efsane Borusan konserinden canlı “Dedikodu” kaydı bile yeter.

Gelelim dijital âlemin en iyilerine. Önce Komadub ve Derinbaz’dan başlayalım. Hybrid K., Zaffah ve Firuzaga üçlüsünün bağlama, bendir, cura, duduk gibi bu toprakların sazlarıyla en hasından bir dub sound’u icra ettikleri Derinbaz’la ilgili kişisel tecrübem, albümden ne zaman ve nerede bir parça çalmaya kalksam, mutlaka dikkatleri çekmesi ve birilerinin gelip “Bu çalan ne?” diye sorması. İstisnasız her seferinde oldu bu. Çünkü Komadub’ın müziğine kayıtsız kalmak bir hayli zor. Ama mutlaka iyi bir tesisatla dinleyiniz. Ya da basları kökleyiniz.
Eskişehirli hip hop kolektifi M4NM (music for non musicians), memleketin en üretken ekiplerinden biri. Kolektiften ve roadside.picnic’ten tanıdığımız Ağaçkakan, Grejuva ile birlikte Gezi sürecinde üretilen şarkılardan en iyilerinden biri olan “Molotoflu Vodvil”e de imza atmıştı zaten. Uyuyan Adam bir abstract hip hop albümü. Karanlık ritimler, tekinsiz ruh halleri ve Ağaçkakan’ın kafa açan sözleri. Çok zekice, tekrar tekrar dinledikçe daha iyi anlaşılan bir müzik Ağaçkakan’ın yaptığı. Mutlaka dinleyin.
Yılın sonunda Müzik Hayvanı’ndan, firmanın şimdiye kadar bastığı en uzun süreli albümlerden biri olarak çıkan Kutu’nun kendi adını taşıyan albümünü bu sayıda etraflıca yazmaya çalıştım. Yılın en büyük sürprizi bu albüm. Çok iyi, şaşırtıcı bir ilk albüm bu. Bunu da mutlaka dinleyin.

Diğerleri
Bu kategoride EP’ler, dikkat çeken demo’lar falan olacak ama başlangıcı Müzik Hayvanı ile yapmak isterim. Format olarak kısa albüme yakın duran sürelerle hem dijital olarak hem de sınırlı sayıda, numaralandırılmış hard-copy CD albümler çıkartan ve bağış sistemiyle varlığını sürdüren MH, bu sene coştu. Mast ve Örs alt label’larıyla müzikal kütüphanesini genişletmesi bir tarafa, bu yıl çıkarttığı 9 albüm ve A.K. Müzik’ten çıkan Müzik Hayvanı doc.bir toplamasıyla müzik hayatımıza çok ciddi katkılar sağladılar. doc.bir’de önceki yılların dokümantasyonu olduğu için burada ele almayacağım. Ama firmanın bahar aylarında peş peşe çıkarttığı albümler yıla damgasını vuracak cinstendi. Önce Belen Ünal & Ozan Tan’ın Erken Cennet’i, -ki 2003 yılına ait bir kayıt aslında- çıktı. Kadıköy’ün önemli müzikal şahsiyetlerinden Belen Ünal’ın adını yeniden duymak bile yeterli aslında. Ardından gelen Yok Öyle Kararlı Şeyler’in kendi adlarını taşıyan kısa albümü, İzmir çıkışlı grubun yılın en iyi çıkış yapan grubu olmasının önünü açtı. Öyle ki YÖKŞ yeni şarkı yapmak, kaydetmek için hız kesmezken, birbiri ardına ve her seferinde daha büyük sahnelerde çalmaya da başladı. Zekice sözlerle mütevazı rock yaptıklarını söyleyen grup, mütevazılıklarından eksiltmeden tırmanışını sürdürüyor. Aynı şekilde Başak Günak’ın solo projesi Ah’ Kosmos da Müzik Hayvanı’ndan Flesh adlı üç parçalık EP’yi çıkarttıktan sonra pek çok sahnede kendine yer buldu. Firmanın en sakin ve sessiz kalan grubu diyebileceğimiz Drama ise Yalnız Bir Duygu ile diskografiye eklenirken, müzikal tercihleri de karanlık sesler gibi görece gölgede kaldılar. Geçen yılın en iyilerinden Rehber de, kendi yapımları 2o11 albümünden şarkıların bir kısmını elden geçirip bir de yeni şarkı ekleyerek Türkçe Szölü Güzel Müzik ile Müzik Hayvanı ailesine katıldılar. Rehber’e sevgimiz sonsuz. Ama albüm yeni tek çalışma içerdiği için (ki o da 2o11 sınrasında yaptıkları ama grubun en bilinen şarkısı “Gerçek”) bu yıla aitmiş gibi gelmiyor. Lakin geçen yıl İzlenmemiş Filmler İçin Müzikler ile aklımızı alan Peygamber Vitesi, bahsi geçen demo’dan 3 şarkıya iki tane de yenisini ekleyerek kendi adlarını taşıyan bir EP’ile MH kataloğuna girerken, yılın en dikkat çekici işlerinden birini ortaya koymuş oldular. Hele Kompile Karga 4: “Söz”de de yer alan “Şüphe”, yılın en iyi şarkılarından biri. MH, seneyi “yeni müzik” klasmanından Not Trio McGowan & Büyükberber & Tüzün’ün Injured ve 37 dakikalık tek kayıttan oluşan Celal Kadri Kınoğlu & Şevket Akıncı’nın Nehirdeki Melek albümleriyle kapattı.
Tabii ki Müzik Hayvanı dışında da bağımsız kanaldan çok iyi üretimler çıktı. İlk akla gelen Fakap mesela. 12/12 adını verdikleri 4 parçalık EP’leri, math-rock dalında Manner dışında bir grubumuzun daha olması dışında, 4 ses mühendisinin, 4 ses ağır işçisinin, 4 önemli icracının elinden çıkma, yılın en parlak işlerinden biri olarak belleklerde yerini aldı.
Yılın sonunda, Gezi gecikmesinin ardından gelen The Free Licks’in Exit Plan’i de benim gibi bilmeyenler için büyük sürpriz oldu. yıllardır müzik piyasasının içinde olan, bir kısmı yaşamının önemli bölümünü yurt dışında müzik mesaisinde geçirmiş, dört yetkin müzisyenin elinden çıkma 5 şarkı, grubun farklı müzikal birikimlerini aynı potada eritirken yakaladıkları uyum yanında, bundan sonrasında karşılaşacaklarımızla ilgili bir hayli umut verici bir başlangıç.
Deli Gömleği de seneyi boş geçmedi ve Zaman EP’sinde yer alan altı yeni kayıtla geldi. Grubun alışageldiğimiz grunge, punk-rock kıvamını birkaç şarkıda daha fazla buralardan motiflere buladığı da kulaklardan kaçmadı. Belki yeni bir yolun başı Zaman da.
Balina’nın 4 parça ama 44 dakikalık Balina EP’si ise, İzmir çıkışlı grubun İstanbul’un alternatif sahnelerine hızlı bir giriş yapmasına yetti ve arttı. Okyanusun dibinden yükselen çiğ metal olarak tanımladıkları müziklerine şimdi burada etiket yapıştırmayalım. Ama iki kişi için çok büyük müzik yapıyorlar diye ekleyebiliriz.
Nekizm, yılların grubu. Ama hiç doğru düzgün kayıtları olamamıştı. Yılın başlarında Uzay isimli 5 parçalık kısa albümleriyle geldiler, “Nihayet,” dedik, çok sevindik. Ama sonra dağıldıkları haberi geldi. Sonra ise daha ilginç bir gelişme yaşandı. Nekizm ve Replikas’tan Barkın Engin’in doğaçlama süreci olarak başlayan kayıtlar, Pithoui’nin Boros EP’si olarak karşımıza çıktı. Ex-Nekizm Cem Kayıran ve Yankı Bıçakçı ile Barkın ve Umut Çetin, “Vay anasını,” dedirten 5 parçayla geldiler. Böyle de devam edecekler gibi gözüküyor.
Replikas’ın adı anılmışken, grubun bu yıl çıkarttığı box-set’e armağan EP No 1, box-set haricinde nasıl edinilir bilmiyorum ama bu bereketli yılın en keyifli kayıtlarından bir kısmını içerdiği kesin. Özellikle “Berlin” ve “Eskişehir”, Replikas’ı özleyenler için birebir. Grup ayrıca eldeki diğer kayıtlarını, ev doğaçlamalarını, deneysel elektroniklerini ve benzerlerini de soundcloud üzerinden sürüme vererek hayranlarını sevindirdi ve yılı bolca konserle birlikte bir hayli yoğun geçirdi.

Efendim, EP’ler bitmiyor. Memleketin en iyi gitaristlerinden ikisi, Sarp Keskiner ve Deniz Cuylan, yanlarına en iyi davulculardan ikisini alarak (Orçun Baştürk ve Berke Can Özcan) Great Republic Of South adıyla yılın en dikkate değer işlerinden birine imza attılar. Müzikal bir yeryüzü sofrası, tadı damakta kalan bir EP. Duyduğumuza göre daha elde kayıtlar varmış. Bu 6’sı bize yetmedi. Israrla bekliyoruz.

Ve Ankara’dan son yıllarda çıkan en orijinal seslerden biri olan Son Feci Bisiklet. Son Feci EP ile İstanbul’a taşınmadan önce adlarını iyice duyurmaya başladılar. Söz yazımında zihinlere yepyeni izlekler bıraktıkları kesin. Bu keyifli, hınzır ve zekâ dolu sözler iyi müzikle birleşince, grubun adını daha sık duyacağımızı düşünebiliriz. “Varoluşum Yokuşu”, “Uzaydan Geldiğine Göre Yorgun Olmalısın”, “Gaffola” gibi şarkı isimleri ne demek istediğimi biraz açıklar belki.

Bitti mi? Bitmedi. Ama yerimiz bitti. Kalanları da bir çırpıda sayayım. Albüm öncesi, bu sefer İngilizce üç şarkılı Tundra ile Sapan, bol efektli tek kişilik teremin orkestrası Meczup’un Sworn Mother’ı, dağıldıktan sonra elde kalan çalışmalarıyla Sakareller’in Yarı Ömür’ü, zımba gibi üç kayıtla Haossaa’nın İki’si, indie-dance sahnemizdeki Post Dial açığını kapatmaya aday Motto’nun Sen Gerçek Değilsin’i, sakin ama emin ve sürekli üretken Nihil Piraye’nin yine çok iyi hikâyeler anlatan Matmazel’i ve yılların Radical Noise’unun Gezi’yi haber veren “Salla Merkezi”ni de barındıran (aslında Get It Done ile split albüm olan) BoyVeriyorumGel EP’leri de cümle içinde kullanmazsak ayıp olacak işlerdi.
Yani bol bol müzik vardı bu yıl. Gezi arası deyip durdum ama sadece Gezi için yapılan yüzden fazla şarkı bile yeter aslında. 2014 daha da iyi olacak, hissediyorum.