İcat edilmedi, Keşfedildi


Burak Bayülgen

Çizen: Levent Kavak


HAKİKAT: YİTİP GİDEN NEDİR?

Goethe ''genel olarak doğanın özelde insan doğası biçimiyle üretmeye eğilim duyduğunu ve imkan bulduğunda güzelliği yöneten yasaları anlamaktan'''(1) bahsettiğinde daha önce söylenmemiş bir üslubun açıklık ilkesiyle özdeşleşmesi, somut bir tabanda yanıt bulmayı öngörüyor ki, o da hakikat... Hakikat ile kastedilenleri kompozitör Hans Eisler, Hegel ile örneklerken eğer şarkı içimizde bir ağıt duygusu, bir yitiğe yakınma duygusu uyandırıyorsa, hemen soru belirir: Yitip giden nedir?(2) sorunun yanıtının da somut olması gerektiğini Beethoven'dan bir örnek vererek yanıtlaması şaşırtıcı değildir:

 

''Barış dileği, savaşçı karakterli bir müzik tarafından kesilir. Böylece biz yalnızca iç huzurunun ya da Tanrı'nın inayetinin değil, yeryüzündeki barışın kastedildiğini anlayabiliriz ve hissedebiliriz.''(3)

 

Yitip gidenin somut yanıtını ararken özün; doğanın izin verdiği iki yapının birbirinden resmice ayrılışına gereksinim var: Kulağı; keşfeden ''kültür''ün rahatsız ettiği ama doğanın içinde henüz söylenmemiş üslup sayesinde barınan, somut yitip giden ama yine de ürküten ile gözyaşı dökmeye sebep olan, yitip gidene dair artık kazınması zor somut yanıt. Ve de yüksek sanat nerede anlaşılabilir kıldındı ile nerede anlaşılmadı ki arasındaki somut topluluklar. Yitip giden kağıt parçaları veya yitip giden snopça bir indirgeme, karşısına aldığı bir ifade biçiminden ilkel doğanın işitsel mahreminden yetkin olana ve yeniden ilkele dönüşe doğru daha önce söylenmemiş olan ile imtihan ediyor toplulukları ve ''kültür'' keşfediyor ve Hans Eisler müziğin evlere girmesiyle, evlerde pratik kazanıp sosyal bir aktivite olarak icra edilmesiyle ve ilgi alanı olmasıyla konser salonlarında icra edilen müziğin yetkin, anlaşılabilir ve yüksek sanat kabul edilebileceğini hakikate, yaşamsal ihtiyaca armağan eder.

 

MÜDAHALE

 

İcat edilmedi, keşfedildi denirken henüz sadece sınırlara varıldığına mı yoksa açıklık ilkesinin kimi kulaklarda bir uyak yaratmamasının daha önce söylenmemiş üslup ile daha da mı yüceldiğini sorgularken ister istemez evde, güvende hissedilebilecek bir kaçamak -ki bu da bir mahrem; gizli bir bahçe var ama daha önce denenmemiş bir üslup, doğanın işitsel mahreminde zaten mevcut olduğundan ve yanıt buraya girmekle bulunduğundan, bu ahlaka uygun düşerek denenmemiş olanı deneyimlememek de müziğin sadece kağıtta yazılı durmasının ama icra edilmemesinin; hatta bunun yeğlenmesinin bir parodisi. Çünkü Webern de notaların işitme duyusuyla ilgili doğal yasalar olduğunu belirtirken(4), insanın doğanın nimetlerini daha çok değerlendirebilmesini(5) icat edilmedi, keşfedildi diyerek haklı çıkarıyordu. Simulacrum da bir yüksek sanat; kilise gamları, majör ve minör gamlar ve on iki ton; son kez duyacak olanın elinde binlerce yıllık bir hayalet. Kimi yerde biyografi, kimi yerde de otobiyografi, bir söylem ve yeri geldiğinde biçimciliğe karşı gerçek bir müdahaleydi:

 

''İnsanlık tarihinde ilk kez, Devlet, halkın müzik kültürünün mevcut durumunun ve gelişmesinin sorumluluğunu üstlendi. (...) Sanatı emekçi yığınların bağrında yaşayan ve olanaksızlar yüzünden henüz kendi yeteneklerinin farkında olmayan sanatçıları uyandırmalı ve onları geliştirmelidir.'' (Şostakoviç, 1949) Ama Şostakoviç'in şartı da gerçekçi anlayış; biçimci anlayışa karşı sert bir tutumdu.(6)

 

DOĞANIN MAHREMİNDE İCAT EDİLMEYEN vs. İCRA EDİLMEYEN

 

Müzikal düşüncenin anlaşılabilirlik ilkesi, konser salonundan evlere, burjuvanın elinde tuttuğu yazılı nota kağıtlarının icra edilmese de olurundan sosyal aktivite olarak çalgı gruplarına sıçramadıkça müzik kendinin ne doğanın mahreminden keşfedilen, ne de ''kültür''ün bu mahremi icat edememe, yalnızca keşfedebilme gerçeğine dönüşünü sağlayabilir... Doğanın mahreminde icra edilmeyenin, yazılı olup da icra gereksinimi duymayana biçimcilik adı altında tolere etme kaprisine boyun eğmeyeceğini Eisler'in Hegel'den yaptığı alıntıyla aynen buraya ekleyerek belirtmek lazım:

 

''Neyse ki Prometheus, Hephaistos ile Athena'nın sanatlarını icra ettikleri ortak bölmeye gizlice girer ve Hephaistos'un ateş sanatı ile Athena'nın dokuma sanatını çaldıktan sonra bunları insanlara armağan eder. Böylece insanların yaşamsal ihtiyaçlara sahip olmaları sonucu doğar.''(7)  

 


 

(1)     Webern, Anton: Yeni Müziğe Doğru. Çev: Ali Bucak, Pan Yayınları, 1998. sf. 13

(2)     Müzik Üzerine Tartışmalar, Derleme, Eisler, Hans: Batı Almanya’ya Mektup, 1951, Çev: Yılmaz Onay, Evrensel Basım Yayın, 2006. sf. 45

(3)     A.g.e sf. 45

(4)     Webern, Anton, sf. 15

(5)     A.g.e sf: 21

(6)     Müzik Üzerine Tartışmalar, Şostakoviç: Barış İçin Çabalarımızı Birleştirmek Zorundayız, 1949, Çev: Mehmet Erdal, 2006. sf: 183-184.

(7)     Eisler, Hans. A.g.e sf: 68

 
burakbayulgen@gmail.com