KOKUSU ÇIKMIŞ ŞEYLER: Bahçeden Şişeye
Vedat Ozan
Şah Cihan, 1612 yılında, yani saray müneccimleri tarafından önerilen tarihte, 14 yaşındayken nişanlandığı ve bizlerin Mümtaz Mahal ismiyle bildiği Ercüment Banu Begüm ile ikinci evliliğini yapıyor. Çift 19 yıl evli kalıyor ve bu süre içinde 14 çocukları oluyor. Ne var ki Mümtaz Mahal’in 14. doğumu oldukça zor bir doğum oluyor ve yaklaşık otuz saat sürüyor. Otuz saatin sonunda da bebek dünyaya geliyor gelmesine ama anne kan kaybından hayatını kaybediyor. Hikâyenin devamını muhtemelen biliyorsunuzdur; eşinin ölümüne çok üzülen Şah Cihan onun anısına bir anıt-mezar yaptırmaya karar veriyor ve 22 yıllık bir inşaat süreci sonunda “Dünyanın Yeni Yedi Harikası”ndan biri olan Tac Mahal ortaya çıkıyor.Şah Cihan’ın Moğol-Hint mimarisine kazandırdığı tek örnek Tac Mahal değil. Lahor’da (Pakistan) bir cennet bahçesi simülasyonu olan Shalimar Bahçeleri de gene onun dönemindeki önemli mimari eserlerden. Seksen dönüm araziye yayılan ve üç teras halinde oluşturulan bu bahçelerde geniş meyve, bitki ve çiçek seçkisinin yanı sıra 410 adet mermer havuzlu fıskiye, yapay şelâleler ve üzerinde teknelerle dolaşılabilen su yolları bulunuyor. Sıcak coğrafyada sularla serinletilmiş yeşil bir vaha sanki yani bu bahçeler.
Rivayet o ki, Shalimar Bahçeleri bize gülyağının nasıl bir tesadüfle ortaya çıktığını da kendilerince anlatıyorlar. Söylentiye göre bahçelerdeki yüzeyi gül yapraklarıyla bezeli su yollarında kayıklarla dolaşmak pek bir keyifli oluyor. Hele ki güneşin tam tepeye oturup ortamı iyice ısıttığı öğlen saatlerinde, gül taçyapraklarıyla doldurulmuş suyun üzerinde tarifi mümkün olmayan hoşlukta bir koku oluşuyor. Kayıkların içindeki şanslı muhteremler de, suyu yararak giden teknelerden ellerini uzatıp suya değdirdiklerinde, yüzeyde oluşmuş ince tabakadan parmaklarına bulaşan yağsı doku ve o dokuyla beraber taşınan kokudan mest oluyorlar. “Rivayet” dedik ya, sözde bu yağsı tabaka su yüzeyindeki gül taçyaprakların esansiyel yağlarının yüksek ısıyla beraber suya aktarımı, yani bir nevi buhar damıtmasından sebep oluşuyor. Aslında güneş ısısının açık alanda elbette böyle bir doğal “distilasyon” yaratabilecek gücü yok, üstelik tarih olarak da Arap kayıtlarında esansiyel yağ damıtıma örnekleri çok daha önceleri yer alıyor. Ancak hikâye hoş, kurgulanmış görsellik de cezbedici. Eh, o zaman biz de mahsusçuktan inanıverelim bu hikâyeye, ne olur yani?
Hikâyeyi daha da zenginleştirenler var. Demem o ki, bahsedilen gülyağını Şah Cihan ile Mümtaz Mahal’in bahçelerde kayıkla gezerek birbirlerine kur yaparken keşfettikleri de söyleniyor. Söyleniyor ama, bahçelerin inşaatının tamamlanma tarihiyle Mümtaz Mahal’in yaşadığı tarihler birbirini tutmuyor, o da ayrı konu. Dediğim gibi, hikâye hoşsa sorgulayıp da keyif kaçırmanın anlamı yok.
Bu hikâyeleri tabii ki sadece bizler dinlemiyoruz. Guerlain Parfümevi’nin gelmiş geçmiş en yetenekli ve üretken parfümörü olan Jacques Guerlain da hem Şah Cihan ile Mümtaz Mahal aşkını hem de Shalimar Bahçeleriyle ilgili söylentileri 1920’li yıllarda Paris’te tesadüfen tanıştığı bir Hintli prensten öğreniyor ve çok etkileniyor. İşi de koku tasarlamak ya muhteremin, “Mimarî olarak bir nevi ölümsüzlüğe kavuşan bu aşkı acaba kokuyla da ölümsüzleştirmek mümkün müdür?” diye düşünüyor ve “Şah Cihan hayatta olup da aşklarını ölümsüzleştirmek üzere eşine verilecek bir parfüm yapılmasını emretseydi, nasıl kokabilirdi acaba?” diye soruyor kendine. Bu sorunun cevabı da Guerlain markasının en efsanevi parfümü olan Shalimar’ın doğumunun sebebi oluyor.Doğulu şeylere ilgisiyle maruf Jacques Guerlain’ın kokulu bir kayıt düşmek üzere tasarladığı parfümün formülünün ortaya çıkışı da bir başka tesadüfler manzumesi. Günlerden bir gün atölyesinde çalışmakta olan Jacques Bey’in kapısı çalınıyor. Gelen, eczane ve doktorları dolaşan ilaç firması mümessilleri gibi elde çanta gezerek ürün tanıtan bir esans şirketi satıcısı. Klasik bir “Abicim nasılsın? İşler nasıl?” ve cevaben “Bildiğin gibi be koçum, Allah’a şükür. Akmasa da damlıyor işte. Sizde ne var ne yok? Yaw bu arada bi çayımızı içiver yiğenim, yeni demledik” muhabbetleri oluyor önce. Devamında satıcı “Bak Jak ağbi, bunu yeni yaptık. Vanilinden beş kat güçlü kokan yeni bir ürün. Bi denesen be abicim, hazır ben buradayken?” diyor ve çantasından içinde açık renkli kristaller bulunan minik bir şişe çıkarıyor.
Jacques, gerçekten de vanilinden beş kat daha güçlü bir kokuya sahip yeni yapay koku molekülünün, etil vanilin’in şişesini eline alıyor. Önce açıp kristalleri kokluyor, sonra masasının üzerinde müteveffa amcası Aimé Guerlain’in 1889 yılında tasarlamış olduğu ve Guerlain markasının yaygın bir üne kavuşmasına sebep olan meşhur Jicky parfümlerini görüyor. Elindeki numune şişesinin muhteviyatını yeni hammaddenin etkisini denemek amacıyla o Jicky’lerden birinin içine boca ediveriyor. Ortaya çıkan sonuç hem kendisini hem de çevresindekileri ziyadesiyle memnun ediyor ve tabir caizse, iki dakika içerisinde bir el hareketiyle yeni bir parfüm efsanesi yaratılıyor. Bu hoş kokusal izlenim üzerine Jacques Bey, amcasının formül defterini bulup Jicky ‘nin formülünü önüne çekiyor ve içine etil vanilin’i sorunsuzca ve kokusal bir denge oluşturacak şekilde pek çok kez yeniden yazarak bilindik Shalimar formülüne ulaşıyor.
İyi de, bu kadar da tesadüf olur mu, tarihe geçmiş ve ikonikleşmiş bir parfüm, şans eseri yeni bir hammaddenin o an orada bulunan eski bir parfüme ilavesiyle ortaya çıkar mı? Dedik ya, hikâye hoşsa gerisini sorgulamanın pek anlamı kalmıyor. Biyolojik gereklerimizin dışında kalan ama satın almamız istenen her ürün de önümüze ona eklemlenen bir hikâyeyle beraber geliyor.
Unutmadan; Shalimar Bahçeleri’ndeki sütunların üstteki eğimli birleşimlerinin, Shalimar şişesinin formuna da ilham kaynağı olduğu söyleniyor. vedato@yahoo.com