Başkalarının Sağlaması: Şans
Sena Hayta
Seni senden iyi tanıyan bir arama motorunun altında yer alan bu kutucuğu sen de görmüşsündür: “Kendimi Şanslı Hissediyorum”. Google Amca, kaç yıldır aradığın şansı sana bu manasız butonla buldurduğunu zannettiriyor. Yaptığın geçmiş aramalara göre, aradığın konuyla ilgili en çok girilen sayfaya seni reklamsız olarak, direkt yönlendiriyor. Böylece kendini şanslı hissedecek bir bahanen oluyor. Çünkü gerçekten seçenekleri görmek büyük “talihsizlik”. Oysa açık açık bunu satıyor! Ama bu jesti kabul etmekten de kendini alamıyorsun. Milyonlarca data, milyonlarca bağlantı, milyonlarca reklam ve bile isteye fütursuzca tüketmek! Facebook da benzer soruların peşinde. O da seni keşfetmeye çok meraklı. Seni daha iyi tanıyıp sana göre tüketim ürünlerini “tesadüfen” karşına çıkarmaya bayılıyor. Peki “Bugün kendini nasıl hissediyorsun?” Sorma ya, şanslı hissetmediğim kesin, insanlar yaptığı aktiviteleri bir bir paylaşıyor, ben ise bilgisayarımın minicik penceresine moron gibi yapışıp onların ne kadar şanslı olduğunu hissediyorum. Fark ettim ki insanlar ancak kendi sağlamasını başkasına yaptırınca kendini şanslı hissediyor. Tüm sosyal medya bunun üzerine kurulu değil mi aslında? Klavye hepimizin gizli silahı; kalem kadar gerçekçi değil, yalan söylemek için ideal. El yazını gizlemek, karakterini gizlemek demektir. Kimse bana sosyal medyayı günlük gibi kullandığını, yaşadıklarını olduğu gibi paylaştığını söylemesin. Gerçekleri söylemeye cesaretimiz yok. Kaygılarla dolu ve distopyaları andıran yaşantımızda hayatta kaldığımız için mi şanslı olmalıyız, yoksa dayatılan, muhteşem sanal yaşamlarımız için mi? Yani “Kendimi Şanslı Hissediyorum” en azından bazılarımız için sadece dijital bir butondan ibaret olabilir. Çözüm? Kaçmak? Mantıklı!Hayatımızı butonlara indirgemekte üzerimize yok. Her beğeni butonu etkileşimi ile sağlamalar yapmamız da aslında bir nevi kaçmak. Günlük hayatımızdan, sorunlarımızdan, şansızlıklarımızdan uzaklaşmak için başkasının onayına sığınıyoruz. Hislerimizden kaçmak gerçek anlamda kurulu düzenimizden kaçmaktan daha kolay geliyor. Ancak sanal dünyada ideal benliğimiz parlatılıp cilalanıyor. Peki bu süreçten kurtulup nasıl gerçek şansımızı bulacağız? Milli Piyango kazanmaktan bahsetmiyorum. Mutluluk dolu sosyal medya pozlarımızı sahiden nasıl yaşayacağız? Sadece en iyi fotoğrafı seçmediğimiz, temsili şansların değil, dengeli bir mutluluğun olduğu tutarlı bir yaşam elde etmek mümkün mü? Yine en başa geldik, kendimize geldik, keşfetmeye, Aristoteles’in de dediği gibi “Kendini bilmek, tüm bilgeliğin başlangıcıdır” sözüne geldik. Ancak kendimize tamamen doğru olunca sanal olmayan bir şans yüzümüze gülebilir. Kadercilik değil de yolculuk ve seçimler bizi tatmin edebilir. Kimi zaman taklit ettiğimiz onca rutin sizin de midenizi bulandırmıyor mu? Sürünün değil de sizin bulduğunuz patika her zaman daha büyüleyici ve yeni keşiflere açık. Hiç kimsenin gitmediği sağlamasız bir yol daha da umut dolu. Bunu yapmak için tek ihtiyacımız olan bir adet cesaret, iki bardak bilinç ve bir tutam seçim. haytasena@gmail.com