KANLI BAHT


Nazlı Kalkan
Şans hayat tarafından sarılmak sarmalanmaktır. Rengârenk toplar ve ışıklarla süslenmiş bir çam ağacıdır. Çam ağacının etrafındaki hediye kutularıdır. Tepesindeki yıldızdır. Şefkatle gülümseyen gözlerdir. Sıcacık bir battaniyedir. Yumuşacık pijamalardır. Mis gibi yemek kokularıdır. Bir şöminenin olabilmesidir. Şöminenin üzerinden sarkan süslü çoraplardır. İmkânsız olanın mümkün hale gelmesidir. Her şeye yeniden başlayabilme ihtimalidir. “Artık bitti,” demektir. “Hepsi geçti,” demektir. “Yanındayım”dır. Şans herkes gibi olmamaktır. Hayat tarafından seçilmiş olmak demektir. Bir devlet sahibinin nazarıdır. Tanrı tarafından sevilmektir. Hürlüktür. Özelliktir. Hepsinin aynı anda olabilme ihtimalidir. Duyduklarınızın hepsi göğsünüzü daralttıysa efendim; sinirlendinizse bana, normal olmayan bir şans sizin kapınızı çalmamış belli ki. Yok eğer hassas kalbinizi inceden incittiyse, ağlattıysam sizi; belli ki çok yoruldunuz, geçin uzanın şöyle dinlenin birazcık.

İşte bu yüzden siz şanslıydınız efendim. Zira siz herkes gibi değildiniz. Henüz kırmızı yapışkan bir zerre-i miskalden ibaretken bile Tanrı sizin varlığınızı fark etmişti. Yüzlerce parazitin içinden bir parça kana dönüşmek için seçildiniz. Diğerleri gibi bir fon değil, karanlık ve dar bir odanın asıl deseni oldunuz. Yeni bir hikâyenin başrolü oldunuz. Siz Ulu İnsan! Kanlı canlı bir insan olmak üzere başlayan mücadelenizde yüzlercesi ile savaşı kazanmıştınız. Fakat ne yazıktır ki hikâyeniz yorgun bir halde, yuvarlak bir hücrenin içerisinde dinleneceğinizi zannettiğiniz mutlu bir sonla bitmiyordu.

Ya Macbeth?” diye bağırdı gece vakti ansızın uyanıp kafaya takılan yersiz ve can sıkıcı bir düşünce gibi açık kapının pervazından kafasını uzatan adam. “Sana bahsini yaptılar mı? Talihi kendisine müjdelendikten sonra omuzları kabardı. Kaderini kontrolüne almak ve dahi talihine hızla ulaşmak için didindi durdu. Bahsi talihiyle birlikte başlıyordu zavallı Macbeth’in. Talihi ayağına gelen birisi artık, gece yatağında rahat uyuyamaz; onu koruması gerekir. Zira birileri talihini kıskanabilir ve bir köpeğin bir lokma eti önünden kapıp götürmesi gibi talihini başından bir anda alıp gidebilir. Halbuki Macbeth özel birisiydi. Tanrı tarafından sevilmişti. Daha yükseğe çıkmak için seçilmişti. En yükseğe!

Bir parça kan pıhtısının başka bir vücut içinde, bambaşka bir vücut olmak üzere tutunması imkânsızdır. Başka bir imzaya sahip yabancı bir cisim olan kanın, ev sahibi vücut tarafından tespit edilerek, parçalanmak suretiyle atılması elzemdir. Ama siz efendim, pek iyi niyetli bir şekilde temiz ve yeni bir hayatı yeşertmek üzere orda bulunmuş olsanız da, Tanrı sizden haberdar olsa da, içinde bulunduğunuz vücut sizden bihaberdi. Kendisini yok edeceğinden korkan sağlıklı bu vücut tarafından yakalansaydınız oracıkta alaşağı edilir ve tıpkı bir dışkı gibi iki kolunuzdan tutularak fırlatılıp atılırdınız. Aslında normal olandı bu.

Peki, şans bu ya; şans neydi efendim? İyilikti, dostluktu, emekti. Şans normal olmayandı. Uzun menzilli projektörler bataklığın etrafını tararken siz bir yerlerde gömülüp saklanmaya çalıştınız. En azılı ajanlar tarafından aranırken şansınız yaver gitti. Hiçbir şey yapacak haliniz yoktu, yine de hiç birisi sizi fark etmedi. Çünkü hayat sizi sevmişti. Normal olmayan gerçekleşti. Birileri sizi korudu. Siz efendim, hayatta kalmayı başardınız.

Lakin birisi kötü bir oyun oynadı O’na. Kaderini kendi ellerinin içinde zannetti. Halbuki hiçbir şey yapmamalıydı. Talih her zaman kontrolün kendi elinde olmasını ister. Bunu bilmeyeninin talihi tersine döndü, lanetine sebep oldu. Macbeth de nereden çıktı? Henüz yeşeren vücuda kılcal damarlardan dolan ilk kanın bahsi, şahdamarından boşalan son kandan farklı mıdır?

İşte hepsi bir parça kan! Bataklığın altında saklanmış bir damla insan. Bir damla kandan vücut bulmuş şeffaf bir el, şeffaf bir ayak, ışığa tutsan arkası görünecek incecik bir gövde. Öylesine nahif ve kırılgan… Bağırsaklar dibinde yaşayan zavallı insan! Başparmağını minik bir ışığa dayayıp parmağından yanıp sönen kızıllıkta kandan bahtını seyreden insan…

Ve fakat siz efendim, siz öyle miydiniz? nazlikalkan8@gmail.com