Fena mı Oldu?


Tayfun Polat
Karga’nın karanlık gecelerinden birinde Özer yanıma yaklaşıp “Dergi çıkartacağız, senin de bir şeyler yapmanı isterim,” diyeli 3 yılı geçmiş. İçimden “Hı, hı, çok gördük biz dergi çıkartanları,” demiştim. İki yıl dolandı durdu bu laf, ara ara kulağıma yeniden çalınarak. Koray bu iki yılın son demlerinde baskıyı arttırmış olacak ki, ufaktan toplantılar yapılmaya başladı. Bir, iki derken, Ocak 2007’de çıkacak ilk sayının nasıl olacağını konuşur olduk. Hâlâ da inanmıyordum ya bu derginin çıkacağına, ama istiyordum; istiyorduk. Velhasıl toplantıların zalim polemikçileri Oral, Koray, Özer ve İlyas’ın yanında Melisa ve Bahadır suskunlarıyla ocak sayısı 16 sayfa ve kuşe kağıda basıldı. Koray tasarlar biz tartışırken ortaya çıkan ürün hiç kimseyi kesmedi ama yine de “Vay bee,” idi. Çıkmıştı işte.
 
Bir sonraki sayı, ortaya çıkan ürün her bir yana çekiştirerek ve eleştirilerek 32 sayfa çıktı. Hrant Dink’in ölümüyle sarsılmıştık ve moralimiz bozulmuştu. Elimizdeki mecmuanın hoşnutsuzluğumuzu dile getirmek için en iyi araç olduğunun farkındaydık. Ama henüz bu aracı iyi kullanamıyorduk. Yine de kalabalıklaşmıştık. Şuşut, mecmuamızın hâlâ çok özlediği ilk cut-up metin ve tasarım çalışması “Bardan Tanışıyoruz”u Şubat’ta yaptı. Mehmet Arif Derbend abimiz 2 sayfamızı yazdı ve tasarladı. Hilmi “Iskalanmış Albümler” yazmaya başladı. Zeynep yaman soru sorma kabiliyetini DANdadaDAN üzerinde uyguladı. Bendeniz de mecmuaya ilk yazımı verdim. Açık Radyo, !f İstanbul ve ayın diğer kültür sanat etkinlikleri diğer konularımızdı.
 
Hararetli mecmua toplantıları sonunda Mart sayısı da 32 sayfa ama bu sefer ve artık hep 1. hamur kağıda basılı olarak çıktı. Mecmuanın sabit ekibi İlyas, Bahadır, Melisa, Özer ve Koray’a bir yeni eleman daha eklendi; ben, geçici editör olarak. Şuşut, Zeynep, Hilmi ve Arif abiye Musa Amca katıldı Karga’da yaptığı “Peçete Sohbetleri”yle. Bir de Raife imdada yetişip sünmüş ve bir türlü yetiştirilemeyen “Rast-gele” performansı kritiğini bir günde yazıp yolladı, ki yazma pratiği nedir konusunda ders verdi bize.
 
Toplantılarda ısrarla “her sayının editörü ayrı olsun,” fikrim ilgi görmeyince editörlük işi üzerime kaldı ve mecmuada kadrolu çalışmaya başladım Nisan ayında. Koray’la saatler ve günler boyu msn log’ları ve dosya paylaşımları yapmaktan ofis ortamına geçmek biraz rahatlık sağladı tabii. Seçkin Uysal’ın “Uyuyan Güzel” isimli sergisi açılacaktı KargART’ta. Seçkin çöpler ve atıklardan bulduğu estetiği karelemişti. Biz de çöpü dosya konusu olarak seçtik. Altan Bal, bol ödüllü bekar odaları serisiyle tanıştığı kağıt toplayıcılar üzerine bir yazı yazdı ve fotograflarını verdi. Psychoacoustic programları, müzisyenliği ve muhabirliğiyle bildiğimiz Osman Kaytazoğlu, ilk gündelik felsefe yazısını Nisan’da verdi ve “Limitoloji” sayfasının sahibi oldu. Karga’nın kolu kanadı Bach, yıllardır afiş, broşür, katalog tasarlar dururdu müzik direktörlüğünün yanında. Uzun süren bir kaçma kovalamacanın sonunda yazmaya da ikna oldu ve ilk “Dahiliye Servisi”ni de o ay teslim etti. Nisan’ın bir güzelliği de bizim sağa sola bakınmamız dışında ilk defa bir yazarın bizi bulup “Ben de yazmak istiyorum,” demesiydi. Zekeriya’da (Zack) aramıza böyle katıldı işte, “Meraklısına” ile. Ve bir yılın sonunda tüm yazılarını gereğinden bile önce teslim eden tek yazarımız olmayı sürdürüyor hâlâ. Bir de tabii film festivali vardı Nisan’da. Uygar ulusal sinemayı yazdı. Sonradan saplantı derecesinde ısrar edeceğimiz “öznel değerlendirme” kısmını Zeynep yazamayınca Deniz K.’yı zorladık. Özer bir yandan ben bir yandan, ablukaya dayanamayıp yazdı. Ne iyi de oldu. Nekropsi’nin yılın en iyi albümüne imza atması şerefine Nisan’da konuğumuz olduğunu ve internette dolaşıp duran Ron Mueck heykellerinin değerlendirmesini Ömer’in yaptığını ve Nurgül’ün nöbetçi fotografçı olarak çalıştığını da ekleyelim Nisan için.
 
Mayıs ayında KargART’ın geleneksel sezon kapanış sergisi “Kargaşa” olduğundan, dosya konusu olarak kargaşayı seçtik bu sefer. E, güzel konuydu. İştahla saldırdık biz de. Gayet merakımızı celbeden Sokak Sanatı kargaşaya çok uygundu. Yaman üstlendi bu kısmı sağolsun. Oral’ın elinden tutup getirdiği Serkan Kafalı ise “Nabza Göre Kargaşa” ile aramıza katıldı ve sürekli yazarımız oldu daha sonra. Sokaktaki kargaşa ve mücadeleyi verebilmek için, “yapma”nın öneminin altını çizebilmek için bize bir aktivist gerekiyordu. Özgürcüğüm de tek tabanca eylemlerini anlatarak aramıza katıldı. Bir diğer yeni yazarımız da, eski dost Sarp oldu. Mayıs sayısında hem kargaşa hem de “Ses Salatası” yazdı ki, tadı baki kaldı mecmuamızda. Her sayıda yazmaya da devam etti. Nurgül Magnum Sergisi’ni kendince yazdı. Bir diğer eski dost ve komşu MRT, Liman Kahvesi’nden mecmuaya her ay konuk olmaya bu sayıda başladı. Zeynep’in köşeye sıkıştırdığı Cem Akaş’tı o ay. Çok eğlendikleri belliydi söyleşirken, biz de eğlendik okurken. O sıralar hâlâ emekliyor ve yazı bulmakta zorluk çekiyorduk. İş başa düşüyordu çokça. Erkan Özekan ve Rıfat Akçe isimli dostlarımın adını soyadını karıştırıp iki yazar uydurmam da bundandır. Mayıs, aynı zamanda kapağımızın fikslendiği sayı da oldu. Sayının içeriğini kapağa yazmamaya ikna ettik sonunda herkesi. İkna da şu şekilde oldu; Koray’la böyle olmasını istiyorduk. Bu sayıda olsun dedik, oldu. Bir de Mayıs sayısına bakınca nasıl kaotik bir ruh halinde olduğumuzu gördüm, “Yapmak” yazısını baştan okuyunca. Yaptıkça böyle yazılar yazmaya da gerek kalmadı. Ha, bir de Mayıs sayısında 36 sayfaya çıktık artık.
 
1 Mayıs sabahı Özer’de sabahlıyoruz, Ömer Orhun’la laflarken Haziran sayısında yaz geliyor, bir rehber falan hazırlayalım diye konuşuyoruz. Ömer abi “esrikler için, esintili bir yaz rehberi,” lafını ortaya attı. O laf döndü “Şehirde Kalanlara İstanbul Kullanma Kılavuzu” oldu; dolayısıyla da Haziran sayısının dosya konusu. Sarp, Yaman, Serkan esintili yazılar yazdılar dosyaya. İlhami abi de bir Boğaz Turu hazırladı, fotograflı motograflı. Haziran’ın sivil itaatsizi Löker oldu. Ömer abi de yazı ve fotograf verdi en sonunda. Volkan ve Nurgül’le yaptığımız Tiger Lillies röportajıyla ecnebilerle röportaj yapmayı da başarıp başımızı göğe erdirdik. Deniz, Osman, Şuşut, Oral, Zack devam. Zeynep ve MRT firari. Bach, kızı olduğundan mazeretli.
 
Temmuz ayından itibaren o kadar çok müzik festivali olacaktı ki memlekette, biz de bir müzik sayısı yaptık. Mayıs ayında kaybettiğimiz dostumuz Genco Erensel’in anısına armağan ettiğimiz Temmuz sayısında; artık eskilerden Sarp, Raife, ben, Zack ve MRT’ye yeni ve sürekli yazarlarımız Utkan ve Ertan eklendi. Didem de Barışarock röportajını yaparak, hep verdiği desteği muhabirliğe kadar getirdi. Deniz ve İlhami abi foto-denemelerine, Osman sayfasına devam etti. Ayaklı kütüphane Lu, en sonunda fırsat bulup dağarcığından bize de bahşetti. Bir de Karga’nın her biri birbirinden acayip çalışanlarının maceralarını dizileştirme çabamız oldu Emrah’la. Ama gerisini getiremedik. Ama Necati’de Dirty Three’yi önce Karga’ya getirdi, sonra Warren Ellis ile güzel bir röportaj yaptı. Bach ve Zeynep yine firari. Şuşut’a ne oluyorsa, o da.
 
Ağustos-Eylül ortak sayısına geçmeden, Melisa uçtu aramızdan, yeni maceralara doğru. Yerine Oya başladı. Yeni sayı iki aylık olacaktı, 48 sayfa olacaktı ve 5000 adet basılacaktı. Hedefe doğru ilerliyorduk ve atış serbestti. İlhami abi, Sarp, Utkan, Deniz, Osman, MRT, Zack, Oral ve Ömer devam. Oya hızlı bir başlangıç yaparak benim yazmam gereken sayfaları azaltıyor. Ayşegül, Saltuk, dolayısıyla Reggie ve Ertan aramıza yeni katılanlar. Bir de Özer Bey şiir lütfetti. Sayfa sayımız artınca, ne zamandır istediğimiz Kadıköy sayfalarını da katabildik mecmuaya. Artık Osman da firari.
 
Mecmua’ya mail yoluyla başvuran ikinci yazarımız Serdar kısa film yazmaya, Emre sabit Sokak Sanatı sayfaları yapmaya başladı Ekim’de. Bir de Ali en sonunda bitirdi yazısını ve katıldı aramıza. Sona ve Yenal da aramıza katılan diğer yazarlar. Fazla bir değişiklik olmadı Ekim’de. Osman, Şuşut, Zeynep, Bach firari. Bahadır’ın başından beri Karga ve KargART sayfalarını ve ara sıra arka kapağı tasarladığını belirteyim tabi. Yazmadığı için firari. Diğer yazarlar tam kadro.
 
Kasım sayısı için “köprü”yü dosya konusu olarak aldık ama yeterince iyi işleyemedik. Gelen yazılardan yana bir derdimiz yok. Ama birkaç bakış açısı daha çıksa iyi olacaktı. Bir de iki kişi, bir tasarımcı 48 sayfa dergi yapmanın pek de kolay bir iş olmadığını da iyice ortaya çıktı. Gecikme rekorumuzu kırdık. Aramıza Serkan Sanç, Ferhat ve Özlem katıldı ayrıca.
 
Rekor demişken, Aralık ayını ayrı bir yere koymak lazım. Utanmasak çıkartmayacaktık mecmuayı. Ama bu işler gönüllü işler. Kimse kimseye bozulmasın. Ben yeterince bozuluyorum zaten. Toplumsal miyopluk idi dosya konumuz. Ne yalan söyleyeyim, bir yıl debelendik, ama en yapmak istediğimiz gibi sayı Aralık sayısı oldu. Onu da ayın ortasında çıkarttık. Gökhan Akçura, Avi Haligua, Ayça Yürük ve Ali Yüce de aramıza son katılanlar.
 
Şimdi 1. yıl yazısını yazarken bakıyorum da, böyle bir yazıya ne gerek vardı ya da bu yazı böyle mi yazılır diye düşünüyorum. kargamecmua’ya elverenlerin sayısı 60’ı geçmiş. Evet, daha iyi bir birinci yıl yazısı yazılabilirdi. Ama ben becerebildiğimce bu bir yıl boyunca mecmuaya destek verenleri anmak istedim. İşin arkaplanında hikaye çok tabi. Burası yetmez anlatmaya. Ha, yazıda ismi geçmeyenler olabilir. Pardon. Ama birkaç isim daha anmak gerek; Vedat ve Fahri’yi Özer’le beraber böyle bir işi ortaya çıkarmamıza izin verdikleri için, Berk’i de emekleri için.
 
Eh, kardeşler, fena mı oldu, mecmuamız oldu.
tayfunpolat@hotmail.com