Türkiye’de Punk Hareketi mi Varmış?
Röp: Tayfun Polat
Rashit’ten Keçi Tolga Karga’ya uğradığında kitaptan bahsedip Tolga’nın telefonunu verince hemen bağlantıya geçip önce kitabı edindim. Kitabı elime alınca o kadar heyecanlandım ki; hem çok iyi bir tasarım ve sunumu vardı, hem de sayfaları karıştırdıkça ne denli büyük bir işin ortaya çıktığı anlaşılıyordu. Kitap “Türkiye’de Punk ve Yeraltı Kaynaklarının Kesintili Tarihi 1978-1999” adını taşıyor. Yayıncısı BAS. Yayına hazırlayanlardan Sezgin Boynik yurtdışında olduğu için görüşemedik. Ama Tolga Güldallı ile konuyu enine boyuna konuşmaya çalıştık.
Öncelikle tebrikler. Çok iyi bir iş ortaya çıkardınız. Akın Ok’un Anodolu Rock ve arabesk, Naim Dilmener ve Murat Meriç’in pop müzik tarihleri ve Pan Yayınevi’nden çıkan roman müziği, Klasik Türk Sanat Müziği vb. kitapları dışında, ülkedeki müzik tarihi kitapları hâlâ bu alandaki açığı kapatmaya yetmiyor. Rock müzik konusunda bile bir tarihçe çıkmamışken punk’ın ve underground müziğin böyle kapsamlı bir tarihçesiyle karşılaşmak sürpriz oldu. Bu maceraya soyunma fikri nasıl gelişti?
Açıkçası müzik yazarı veya eleştirmeni olmadığımız ya da Türkiye’deki genel müzik tarihine katkıda bulunmak gibi genel bir misyonumuz olmadığı için, diğer müzik kitaplarından ayrıldığımızı düşünüyorum. Amacımız içinde yer aldığımız punk sahnesini ve yaşadığımız bir dönemi belgelemek, kendi hikayemizi anlatmaktı.
Kitabı elimde gören bir arkadaşım “Türkiye’de punk hareketi mi varmış?” diye sordu. Kitabın adında “kesintili tarih” ibaresi geçmesinin nedeniyle, punk hareketinin algılanmasındaki bu yanlış intiba örtüşüyor mu?
İlk kez 1978 yılında Tünay Akdeniz ve Çığrışım’ın plak kapağında yer alan “Punk Rock” ibaresinden günümüze kadarki süreçte Türkiye’de punk tarihi diğer benzer alt kültürlerde olduğu gibi, kendini yaşatabilecek, paylaşabileceği ortak bir alan bulamaması, ekonomik ve toplumsal baskılar gibi birçok nedenle “kesinti”ye uğradı. Bu nedenle Türkiye’de organize, tavır sahibi, kitlesel bir punk hareketinden bahsetmenin mümkün olduğunu düşünmüyorum.
Kitabın ‘78 yılından başlamasının nedeni belli. Ama ‘99’da bitirilmesinin nedeni nedir? Günümüzde de punk hareketini devam ettiren birkaç iyi grup var gençlerden…

1999 yılı aslında sembolik bir tarih olarak da düşünülebilir. ‘99 yılı ilk yasal punk albümü kabul edilen Rashit’in “Telaşa Mahal Yok” albümünün çıkış yılı. Aynı zamanda Türkiye’de alternatif müzik piyasasının gelişmesi, alternatif müziğin de paketlenip satılabilir bir hale gelerek samimiyetin ve amatör ruhun yitirilmeye başlandığı, internet’in yaygınlaşmasıyla o üretken ve aktif dönemin sonuna gelindiği bir dönem.
Sadece müzik grupları ya da punk tayfası değil, fanzinleriyle, mekanlarıyla, yakın müzikal kardeşleriyle ele almışsınız dönemi. Ama benim en fazla ilgimi çeken bölümlerden biri de “Dışarıdan Bakanlar” bölümü oldu. Halil Turhanlı ve Murat Beşer’in pek dışarıdan baktığı da söylenemez aslında ama bu bölümdeki isimleri nasıl belirlediniz?
Kitapta yer alan “Dışarıdan Bakanlar” ve “İçeriden Bakanlar” bölümlerini aslında hem gerçek hem mecazi hem de ironi anlamlarında kullandık. Halil Turhanlı, Murat Beşer veya Murat Belge’yi “Dışarıdan Bakanlar” olarak belirlememizin nedeni direkt aktif olarak punk camiası içerisinde yer almamaları, konuya daha farklı ve genel bir açıdan bakıyor olmalarıdır.
Kitaptaki ilginç durumlardan biri de, konuşulan isimlerin çoğunun heavy metal mazisi. 90’lardaki punk grupları hariç hemen herkeste bir metalci dönem olmuş. Satır aralarında heavy metal’den punk’a dönmenin nedenleri gayet açıkça gözüküyor. Ama kitabı henüz okumayanlar için bu durumu nasıl açıklarsınız?
80’li yıllar, 70’li yılların ikinci yarısında doğan ve patlamasını gerçekleştiren punk’ın yeraltına, kendi iletişim ve dağıtım kanallarına çekildiği bir dönemdi. Bunun için zaten Türkiye’de genel anlamda müziğe erişilebilecek kaynaklar oldukça sınırlıyken kitlesel olarak punk müziğe ulaşmak imkansızdı. 80’li yıllar aynı zamanda Heavy Metal’in yurtdışında patlama yaşadığı yıllardı. Haliyle Türkiye’de de bir ilgiyle karşılandı ve kaynaklar sınırlı da olsa alternatif gençliğin dinleyebileceği daha doğrusu erişebileceği tek müzik kaynağı oldu. Yani Türkiye’de punk ve hardcore bir müzik tarzı olarak heavy metal dinleyecileri tarafından keşfedilmiş oldu. Bu nedenle özellikle 90 öncesinde, bu tarz müziklerle ilgilenen insanlar için heavy metal dinlemelerini doğal bir süreç olarak görüyorum.
Kitapta bahsi geçen konserlerden bir kısmını düzenlemiş birisi olarak, özellikle 90’larda söz konusu olanın punk olmak değil, birlikte bir şeyler yapmak olduğunu söyleyebilirim. En azından hardcore punk sahnesine Kadıköy’den katılan gruplar için geçerli bu. Aslında biraz da ne yapıldığının farkında olunmadığını düşünüyorum. Sizin gözleminiz nedir?
Bu Kadıköy’lü gruplara özgü bir durum değil aslında. Genel olarak 90’lı yıllarda yeraltı sahnesinde varolmanın gerektirdiği şartlardan biriydi. İmkansızlıklar ve yokluklar, ortaya birşeyler koymak isteyenleri daha aktif ve üretken olmaya itmişti. Şu an internet sayesinde dünyanın her yeriyle anında zahmetsiz bir şekilde iletişim kurulabilmesine rağmen, 90’larda harçlıklardan arttırılan paralarla, pulların, zarfların çeşitli geri kazanım yöntemleriyle kurulmaya çalışılan iletişimin, şimdikinden çok daha yapıcı ve uluslararası olduğunu söyleyebilirim. Farkındalıktan çok, o zamanlar aktif ve üretken olan birçok kimsenin kendi yaptıklarına değer vermediklerini ve bu nedenle günümüze kadar gelemediklerini düşünüyorum.

“Suratına İşemek İstiyorum”, “Dinazor Taşağı” gibi punk’ın öfkesini ve fütursuzluğunu gösteren kayıtların yanında, “Serbest Kalmış Anarşi”, “Hitler’in Köpekleri” gibi politik tavırların aynı beş yıl içerisinde çıkmasını neye bağlamak lazım?
Ben hiçbirinin sözlerinin içeriğinden dolayı birbirinden daha az veya daha çok politik olduğunu düşünmüyorum. 86, 87 yıllarında yazılmış ve bestelenmiş olan “Suratına İşemek İstiyorum” şarkısının sahibi olan Headbangers’in veya insanların eline ulaşabilen bir kaydı olmamasına rağmen dilden dile halen şarkıları söylenen, hatta şu anki Rashit grubunun sırtını yasladığı “Dinazor Taşağı” şarkısının sahibi olan CMUK’un varlığı bence başlı başına bir tavırdır.
DIY felsefesi ve o dönem uluslararası yazışmalarla camianın beslenmesi, karışık kasetler, derken demolar ve toplama albümler kitapta sürekli karşımıza çıkıyor. Bu toplama albümlerin iletişim ve tanıtımda önemi büyüktü. Kitapta toplama albümlere bir bölüm ayırmayı neden düşünmediniz? Mesela “Telaşa Mahal Yok” gibi bir toplamanın içinde kimlerin yer aldığını hatırlamak istiyor insan…
Her ne kadar kitapta ağırlıklı olarak müzik gruplarına yer verdiysek de, Türk punk portfolyosunu toparlamak veya grupların diskografisini vermekten çok, o zamanlar taşıdıkları ruhu ve punk’ın kendileri için ne ifade ettiğini öğrenebilmek, bir dönemin resmini çizebilmekti ilgimizi çeken. Kitapla birlikte verdiğimiz ve içinde kitapta yer alan grupların yer aldığı tamamlayıcı CD sanırım müzikal anlamda bir ihtiyacı karşılıyordur.

Rashit’ten Gökhan Tunçişler’in kitapta sarfettiği “Türkiye’de Punk ile Rashit özdeşleşmiştir” cümlesine katılıyor musunuz?
Tarzı ve elemanlarıyla yeni ve eski olmak üzere iki tane farklı Rashit varken, Gökhan’ın hangi Rashit’i kastederek bunu söylediğini öğrenmek gerekir. Rashit’in “Telaşa Mahal Yok” albümü ilk resmi punk albümü kabul edildiği için belki Türkiye’de punk denince akla Rashit geliyor olabilir ama kişisel olarak ne tavır ne de tarz olarak punk’ı Rashit ile özdeşleştiremiyorum.
Kitabın önemi ortada. Tanınırlığını ve kitabın daha fazla okuyucuya ulaşmasını nasıl sağlamayı düşünüyorsunuz?
Kitabı basan BAS, bağımsız ve küçük bir oluşum olduğu için, dağıtım alanlarımız sınırlı. Bu nedenle kitabın tanıtımını daha çok kendimiz yapmaya çalışıyoruz. Kitap hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler kitabın http://www.turkiyedepunkveyeraltikaynaklarininkesintilitarihi.com/ web adresini takip edebilirler.
tayfunpolat@hotmail.com