Ya Korkulacak Ya Korkulacak
Serkan Kafalı
Bir canlı olmanın doğal sonuçlarından biri olsa da korkuyu gerekçelendirmek gerekir hep ya da daha insan içine çıkabilir görünen bir şekle sokmak. Ama en nihayetinde can sahibi olmakla başlar can sahibinin korku tarihi. Can havliyle normalde kalkışılması düşünülmeyecek şeylerin altından kalkılabilir. Ancak kalkışılan şeyde tökezleyip can vermek hamlenin gereksiz bir cesaret gösterisi olarak görülmesine sebebiyet verebilecekken, başarı kutsanacak bir kahramanlık payesi edinir kısa yoldan; hem de bu kahramanlığın içinde korkunun payından hiç bahsedilmeden, gönüllü ya da gönülsüz, içine düşülmüş bir bataktan yegane çıkışın can havliyle yapılacaklara bağlı olduğu hiç de ciddiye alınmadan.Tarihi muzafferlerin yazdığı söylenir; mağlupların ya dünyayı terk ettiği, ya da yazıyla uğraşmaktan daha öncelikli dertleri olacağı düşünülürse bu pek anlaşılmaz bir durum değil. Ancak, herhalde içinde yaşadığımız zaman kadar, ne niyetle söylenirse o olabilen bir garip başarı kavramının fetiş nesnesi olduğu bir zaman olmadı sanırım. Bu koca insanlık tarihini küçümseyip kendi yaşadığı üç onluk seneyi biricik, benzersiz görme budalalığıyla söylenmiş bir şey değil. Kıt zekalı ebeveynlerin her yaptığında bir keramet, bir boncuk buldukları çocukları gibi, insanlar kendi kendilerinin şapşal ebeveynleri olup, sonsuz bir özgüvenle kendi yaptıkları beş para etmez boncuklarına kaşıkçı elması muamelesi yapmaları bir alıklık nişanesi değil, bilakis normalliğin göstergesi; mütevazılık eziklikle eşitlenirken. Sahip olunabilen her şey böylesi oransız bir iltifatla kucaklandığında korkunun çehresi de değişiyor doğal olarak. Can havlinden çok mal havliyle dillendirilen postmodern zamanların cesaret “motto”su “kaybedecek neyim var ki zaten, şansımı denedim”, pek çok şeyi açıklıyor zaten. Ve bu halet-i ruhiyenin odağının darlığı her şeyi, seçenekleri kazanmak / ele geçirmek ya da kaybetmek olan kıt bir test sorusuna dönüştürdüğünden, doğru cevap işaretlenemediğinde yapılacak tek şey, bir sonraki soruya geçmek oluyor; imkanlarla kaynayan ve fırsat avcılığından mahir olanın makbul olduğu bu zamanda.
Cilalanıp gösterilebilme potansiyeli olan bir şeye sahip olmanın böylesi önemli olduğu bir iklimde statüko kayıtsız şartsız bir cennet bahçesidir. Aslında haydut ve beş para etmez olduğu aşikar olan bir kocaya evliliğin kutsal olduğundan, tatminsizliği paçalarından akan bir patrona işin aslanın ağzında olduğundan, ölçüsüzce pragmatist ve şoven de olabileceğini göstermiş bir hükümete de istikrarın ekonomi için gerekli olduğundan dem vurularak tahammül edilmesi öğütlenebilir. Puslu havadan haz eden sadece kurtlarken, statükoya Gollum’un yüzüğe baktığı tutkuyla bakanlardan oluşan bir toplumun pusundan hem yerleşik düzenin pragmatistleri hem de korku fabrikatörleri hoşnuttur. Bu ortamda değirmenin suyu bir nehir istikrarıyla sağlanır, öcülere karşı hikmetlerinden sual olunmayacak şövalyeler beslenir, bedeli düşünülmeden. Hem istikrarla yola devam edilmeli, hem de statükonun bekası için esas duruş ihmal edilmemelidir. Mazallah, tehlikenin farkında olmayan ve yeterince korkmayanları ya cin çarpar ya da milli refleks. werelon@gmail.com