Daha Çok “Cango” Gerek
Röp: Deniz Koloğlu
Geçen ay üçüncü ve son albümü “Cango”nun tanıtım gecesinde Karga’ya konuk ettiğimiz Akın Eldes, bu ay canlı performansla karga canlı’nın konuğu olacak. Gitarını alıp geldiği ve hatta çaldığı tanıtım gecesi öncesi, provada sıkıştırıp sorularımızı yönelttik. “Benim albümlerimi prestij için basarlar ancak,” demesi mütevaziliğini gösteriyor sadece. Onunkiler gibi albümlerin çoğalması gerek.
Öncelikle bir şey; albümünün (Cango) çıktığını duyduğumda kulaklarım dikildi! Ve Cango da çok iyi geldi...
Eksik olmayın..
Çok sık konser vermemenin sebebi gerçekten talep olmaması mı? (Bu senin sözün) dinleyicisizlik ihtimali midir etken? Ki bu çok yersiz olur...
Evet, maalesef pek talep yok. Bu durum başlarda beni biraz üzdü. Ama şimdi alıştım. Neticede kayıt ettiğimiz müzikler ilgi çekici olmayabilir. Bilemiyorum..
Cango’nun kitapçığında bahsettiğin, canlı kayıt hevesini kaçıran “mevcut şartlar” nasıl tanımlanır, nedir onlar?
Deminki soru ile bağlantılı... Kafi ve Türlü de parçaların düzenlemesini sahnede canlı çalacağımı hayal ederek yapmıştım. Dolayısı ile kayıtlar -istisnaları hariç- canlı çalınarak yapıldı. Sonra talep gelmeyince biraz küskünlüğümün, biraz da yeniliklere olan merakımın etkisi ile evde kendi başıma kayıt yapmaya yöneldim..
O sıralar seninle aynı kafada müzisyen mi yoktu etrafında... İlkin Deniz nasıl girdi devreye, yani seni nasıl ikna etti? İkna olmaya ihtiyaç duyacak kadar ümitsiz miydin?
Talep görmeyen bir şey için başkalarının zamanını istemek biraz zor bir duygu... İlkin daha Kafi’nin yayınlanmasından sonra albümü çok sevdiğini ve birlikte kayıt imkanı olursa memnuniyet ile çalmak istediğini Cem (Aksel) vasıtası ile iletmişti. Görüştüğümüzde bunu hatırlattı... Bir de tabii ki albüm denilen kavramı sorgulamaya başlamıştım. Bir dönüşüm sürecindeyiz. Dolayısı ile benim de kafam biraz karışık. Artık 9-10 parça birden yayınlamak gerekmiyor gibi...
Daha önce hiç birlikte çalmadınız. Peki albüm kayıtları nasıl gitti?
Aslında albüm kayıdı diye girmedik stüdyoya. Kayıt yapalım, bakalım neler oluyor dedik. 3 günümüz vardı. 3 parça ile gittim. Sesler ayarlandıktan 1.5 saat sonra daha yok mu diye sordular (gülüyor).
Bir parça üzerinde ortalama ne kadar çalıştınız? “Hızlılığının” dışında seni şaşırtan başka bir şey oldu mu?
O 3 günde “Çığ” hariç bütün parçaları kayıt ettik. Çığ’ı sonra Turgut (Alp Bekoğlu) ile çalıp üstüne bas gitarı kendim çaldım. Bu kayıt sürecinde bas gitar ve davul uyumunun ne demek olduğunu derinden hissetmiş oldum.
Albüm çalışmaları dışında, gündelik hayatında kimlerle birlikte çalıyorsun? Yani kimlerle takılıyorsun?
Pinhani ile... Ayrıca şu sıralar bas gitarda Sinan Kaynakçı ve davulda Hami Ünlü ile üçlü olarak benim parçaları çalışmaya ve çalmaya başladık. 11 Ocak’da burada, bir de yarı akustik ve biraz değişik bir yorum ile 23 Ocak’da Gitar Cafe’de çalacağım. Son 5 senede 5 konser çalmış olduğumu düşününce epey yoğunum...
Doğaçlama müzikle aran nasıl?
Müziğin doğaçlama kısmına epey kafa yormaya başladım. Bunun için belli bir alt yapının ve birikimin olması gerekiyor. Bu konuda çalışmalarımı sürdürüyorum. Bence doğaçlamasız müzik bir hatadır (gülüyor)
İlk ve son albümlerinin arasında gezindikten sonra caza daha çok yanaştığını söylemek yanlış mı olur? Cazla ilişkinden biraz bahsetsen...
Özellikle 1995-2005 arası oldukça yoğun olarak caz dinledim. Ve epey beslendim. Şimdi o kadar yoğun olmasa da beslenmemi sürdürüyorum. Kendimi cazcı olarak değil ama mantık olarak caza yakın birisi olarak tanımlayabilirim..
Daha önce çalıştığın grup ya da müzisyenlerle yaptığın müzik solo albümlerindekinden çok farklı. Yani bu müziklerin kafaları farklı. Müzikal evriminin ötesinde bu değişimi, farklılığı nasıl açıklıyorsun?
Doğaçlama mantığımı geliştirme çabalarıma bağlı olduğunu düşünüyorum. Dolayısı ile kendi müzikal bahçemi kurgulamam gerekiyor. Bir de duymayı istediğim, sevdiğim sesler, örgüler faktörü var tabii.
Popüler müziği hayatında, daha doğrusu kendi müziğinde nasıl konumlandırıyorsun? Bu iki kanalda nasıl yürüyor?
Dinlemek adına müziği sadece 2’ye ayırıyorum; iyi ve kötü. Çalmaya gelince, Pinhani’nin yaptığı müzik mantık olarak bana çok uzak değil, dolayısı ile kendimi rahat hissediyorum.
İlk albümünü bastırırken plak şirketi bulmakta zorlandığını söylemiştin... 2. ve 3.’sü daha mı kolay oldu ve bunu neye bağlıyorsun? Çünkü tüm bu süreçte senin müziğin zaten güzeldi. Yoksa Türkiye’nin müzik piyasasında umut vaat eden gelişmeler mi var?
Belki biraz daha kolay oldu ama yine de zor diyebilirim. Ayrıca müziğime yaptığınız iltifat için teşekkür ederim. Güzellik göreceli bir kavram neticede. Benim albümlerimi ancak prestij için -albümlerimin onlar için böyle bir anlamı olduğu takdirde- basmak isteyebileceklerini düşünüyorum.
Hayatını nasıl idame ediyorsun?
Turist rehberliği yaparak.. Son zamanlarda Pinhani’nin de katkısı var.
Gitar çalmanın dışında başka bir enstrüman tıngırdatıyor musun?
Biraz cümbüş, biraz buzuki, azıcıkda piyano. Ama sadece tıngırdatıyorum. Çünkü tınıları bana değişik ilhamlar veriyor. Cümbüş ve pianoda yaptığım 1-2 parça var. Gitarda onları düşünemezdim.
Şu sıralar ne dinliyorsun? Ben de dinleyeyim diye...
Kalan’ın arşiv serisinden Tamburi Cemil Bey, Necdet Yaşar, Ercüment Batanay ve adını hatırlayamadığım bazı yerel sanatçılar dinliyorum. Ama daha ziyade kendimi dinliyorum. Bitmemiş olan parçalar kafama üşüşüp duruyorlar sürekli (gülüyor).
kologlu@gmail.com