Birlikte Yaşamayı Öğrenmek için Dönüşmek ya da PARASYTE: THE MAXIM


Murat Kızılca

John Carpenter şahikaları They Live (1988) ve The Thing (1982) melezi bir anime dizi. Nasıl? Kulağa iştah açıcı geliyor, değil mi?


Parasyte: The Maxim, 1988-1995 yılları arasında yayınlanmış Parasyte isimli manga serisinden uyarlandı. Hitoshi Iwaaki tarafından yazılıp çizilen manga, dünya çapında popüler olunca İngilizceye çevrilerek Amerika’da da yayınlandı.

Her biri yaklaşık 20 dakika süren 24 bölümden oluşan anime dizi, Japon televizyonu NTV’de 8 Ekim 2014 ile 25 Mart 2015 tarihleri arasında yayınlandı. Anime dizileri takip edenler bilir, bölümlerin açılış ve kapanış parçaları da diziyle bağlantı kurmada önemli bir rol üstlenir. Japon elektronik / hardcore grubu Fear, and Loathing in Las Vegas’ın seslendirdiği “Let Me Hear”, açılış parçası görevini layıkıyla yerine getiriyor. Gaza getiren yapısıyla, bölümün duygu yoğunluğu ne olursa olsun, her defasında dinamik bir başlangıç yapılmasını sağlıyor. Daichi Miura’nın söylediği “It’s the Right Time” ise tipik bir kapanış parçası.

Parasyte: The Maxim’in ana hikâyesi, uzaydan gelen tehdit temalı bilim kurgularınkine benzer bir yapı üzerine inşa edilmiş. Dünyanın dört bir tarafında nereden ve nasıl geldiği belli olmayan tenis topu büyüklüğünde, yeşil, kozamsı “şeyler” ortaya çıkar. Kozanın içinden çıkan böceğe benzer yaratıklar, buldukları ilk insanların kulaklarından içeri girerek beyinlerini yer ve vücutlarını ele geçirerek, yarı parazit bir yaşam formuna dönüşür. İnsan vücudunu kullanan parazitler, konuşlandıkları kafa bölgesinin şeklini ve formunu dilediklerinde değiştirebilmekte ve insanları yiyerek beslenmektedir.

Animenin merkezinde sıradan bir lise öğrencisi olan Shinichi Izumi yer alıyor. Kozalardan çıkan yaratıklardan bir tanesi de ona musallat oluyor ama beynini değil sadece sağ kolunu ele geçirebiliyor. Kolunda yaşayan kanlı canlı bir parazit ile beraber yaşamak zorunda kalan Shinichi’nin başından geçenleri anlatan dizi, insanoğlunun dünya ve dünyada yaşamlarını sürdüren diğer canlılar ile ilişkilerine çok da yabancısı olmadığımız yorumlar getiriyor.

İlk bölümler daha çok Shinichi’nin, kolunda yaşayan paraziti daha yakından tanıyıp onunla beraber yaşamaya, birarada var olmaya çalışmasına odaklanıyor. İlk iş olarak ona bir isim veriyor ve sağ kolunda yaşamını sürdürdüğü için Japonca’da “sağ” anlamına gelen Migi’yi seçiyor. Migi, önce konuşmayı, sonra okumayı sökmesiyle beraber dünya ve insanlık tarihi ilgili her şeyi öğrenmeye ve insanoğlunu daha yakından tanımaya ve anlamaya çalışıyor. Ana amacı “hayatta kalmak” olan Migi için kalan her şey ikincil derecede önemli. Tamamen rasyonel düşünüyor ve duyguların yön verdiği hareketlere bir anlam veremiyor. Bu yönüyle Migi’yi bilim kurgu metinlerin vazgeçilmez öğelerinden robotlara benzetebiliriz ama Migi’nin, insanoğluna atfedilen duygulara sahip olmak gibi bir derdi ya da takıntısı yok. Birbirlerine alıştıkça beraber yaşama konusunda gelişme kaydetmelerini sağlayan birçok tecrübeler yaşayan ikili, birbirlerini önce dinlemeye, sonra anlamaya başlıyor.

Çeşitli yan karakterler anlatıyı zenginleştirmenin yanı sıra Shinichi ve Migi arasındaki rasyonalite-duygusallık savaşında taraflara eşsiz tecrübeler sunmaya da yardımcı oluyor. Örneğin Shinichi’nin annesi Nobuko ve babası Kazuyuki üzerinden aile sevgisi (ve sonradan intikam duygusu) ya da Shinichi’nin sınıf arkadaşı (ve sonradan sevgilisi) Satomi Murano üzerinden aşk gibi Migi’nin anlamlandıramadığı duygulara yakından tanık olması sağlanıyor.

Ve tabii ki parazitler. Onlar da insanların arasına karışıp kendi yaşamlarını sürdürmeye çalışmakta. Ana besin kaynağı insan olan parazitler, kontrolsüz bir şekilde beslenirlerse, artan cinayet (!) sayısıyla birlikte aşırı dikkat çektiklerini fark ediyorlar. Bunun üzerine kendi içlerinde örgütlenmeye gidip beslenmelerini gizlilik içinde devam ettirmeye ve kurallara uymayan parazitleri ortadan kaldırmaya başlıyorlar. Ryoko Tamiya (sonradan kimliğini değiştirip Reiko Tamura ismini alıyor), diğer parazitlerden farklı düşünce yapısıyla kısa sürede çoğunu etkilemeyi başarıyor. Parazit ve insan biyolojisi üzerine kafa yoran Ryoko, kendi türünün kökenini ve amacını anlamlandırmaya çalışıyor. Birlikte barış içinde yaşamayı öğrenen Shinichi ve Migi ile de yakından ilgilenen Ryoko, parazitlerin insanlarla birlikte yaşamlarına devam etmesinin yollarını arıyor. Ve Goto; beş ayrı parazitin aynı insan vücudunda biraraya getirilmesiyle oluşturulan Goto, Ryoko’nun deneylerinin bir sonucu. Diğer parazitlere göre çok daha güçlü ve zeki olan Goto, yenilmez bir görüntü çiziyor.

Parazitler birbirlerini telepatiye benzer bir uyarı sistemiyle hissedebiliyorlar. Shinichi de olağan zamanlarda dış görünüş olarak insanlardan farkı olmayan parazitleri Migi sayesinde ayırt edebiliyor. Yani Migi, They Live’de insan kılığına bürünen uzaylıları ayırt etmek için kullanılan özel güneş gözlüklerine benzer bir işlev üstleniyor. Parazitlerin savaştıkları ya da beslendikleri anlar ise müthiş dönüşümlere ev sahipliği yapıyor. Dilediklerince uzayıp kısalan parazitler, kimi zaman kılıç, mızrak ya da baltaya benzer keskin metal formlarına bürünüyorlar, kimi zaman da sivri dişli bir canavar ağzına dönüşüyorlar. The Thing bağlantısı da işte burada devreye giriyor. John Carpenter filmindeki şekil değiştiren organizma gibi davranan parazitler, birçok ortak yön barındırıyor.

22. bölümde alnından yaralanan Shinichi, üzerinde “philosophia” (felsefe) yazan kapüşonlu “sweat shirt”ü ve alnındaki yarası ile Harry Potter’ı fazlasıyla andırıyor. Bu aynı zamanda Potter’ın baş düşmanı Voldemort ile karşılaştığı Deathly Hallows bölümüne ithafen, Shinichi’nin de baş düşmanıyla karşılaşmasının kaçınılmaz olduğuna işaret eden hoş bir gönderme.

Parasyte: The Maxim, ilk bölümün sonunda yer alan “yaşam korunmak zorundadır” sözünü temel alan bir metin üzerinden insanoğlunun dünyada var olan (ya da parazitler özelinde olması muhtemel) diğer canlılarla ilişkisi üzerinde duruyor. Ayrıca Uragami isimli saf kötü bir seri katil ile insanın insana yaptığı anlamsız kötülüklere de değiniyor. Çemberi biraz daha genişletelim; tarih defteri birbirinden utanç verici kayıtlarla dolu insanoğlu, olan bitenden hâlâ hiçbir ders almamış (ve almayacak) gibi görünüyor ve en başta kendi varlığını tehdit eden kötülüklerine hız kesmeden devam ediyor.

Aynı manga serisinden uyarlanan ve yönetmenliğini Takashi Yamazaki’nin üstlendiği Parasyte: Part 1 (2014) ve Parasyte: Part 2 (2015) isimli iki bölümden oluşan sinema filminin çekildiğini de ekstra not olarak ekleyelim. mkizilca@gmail.com