Fotoğraflar: Nurgül Polat

Tarihe Tanık Olmak


Tayfun Polat
Çocukluk anılarımda kasetler var benim. Adamın biri ben 7 yaşındayken bababım bütün plak arşivini hacıladığından (nasıl, ama nasıl bütün plaklarını “Bi dinleyip geri vereyim,” diyen birine verebilirsin baba!) kasetler var. Bazılarının sırtlarında babamın kaligrafik yazısıyla “Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği” ve “Aranjmanlar” yazan karışık kasetler. Cici Kızlar, Erol Evgin, İskender Doğan ve Beyaz Kelebekler favorim. Bir de isimlerini bilmediğim (kasetlerin üstünde hiçbir şey yazmazdı), hatta bayıldığım iki şarkının onların olduğunu da bilmediğim birileri var. Şarkılardan biri “Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği” kasetlerinden; “Faydası yoktur, gözlerdeki yaşın, gitmeden önce, iyi düşün taşın” sözleriyle başlıyor. İlkokula giden bir çocuk için pek bir şey ifade etmiyor ama ben zaten şarkının girişinden itibaren gitara hastayım. Diğeri de “Aranjmanlar” kasetlerinden birinde, evin içinde “Seni seni aşk çiçeğiiim,” diye dolaşmama neden olan şarkı. Yıllar sonra grubun adını (ve esasında bir grup olduklarını) öğrendim, Mavi Işıklar. Mavi Işıklar’ı keşfedeli yaklaşık 40 yıl olmuş. Geçen ay, kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir şey oldu; Mavi Işıklar konseri izledim.

Konseri anlatacağım. Ama olur da Mavi Işıklar’ı duymamış birileri varsa (ki ayıptır) kısaca bilgi vereyim. 1964’te kurulan grup, ertesi yıl devrin en mühim müzik olayı olan Altın Mikrofon Müzik Yarışması’na katılarak ikinci (halkın gözünde ise birinci) olurlar. Ertesi yıl yarışmaya tekrar katılır ve yine ikinci olurlar. Başlangıçtan itibaren hem devrin favori rock ‘n roll şarkılarını çalan ya da uyarlayan (mesela en meşhur olanı “Aşk Çiçeği” / “Send Me A Postcard” bir Shocking Blue şarkısıdır) hem de türküleri ya da kendi yazdıkları sözlerle Anadolu ezgilerini (“Fındık Dalları”, “Pınarbaşı”, “Helvacı”, “Kananam”) rock ‘n roll’a tedavül eden ilk gruplardan olurlar. Aranjmanlarıyla dikkat çeken Mavi Işıklar, bazen jilet gibi takımlarla ilk dönem Beatle’lara benzer, bazen de pijamayla sahneye çıkabilecek kadar uçarıdırlar. “Ankara Rüzgarı”, 1966’da listelere giren nadir Türkçe şarkılardan biri olur.

‘70’lerin başından itibaren grup üyelerinin uzun soluklu yurt dışı serüvenleri ve yine uzun süren askerlik görevleri nedeniyle grubun üretimi rölantiye girer. Yeniden biraraya geldiklerinde devir değişmiş ve başka müzikler popüler olmuştur. Ve nokta koyarlar. 1990’da tekrar biraraya gelerek eskisi gibi çalmaya devam ederler. 1968 tarihli kendi isimlerini taşıyan albümlerinin 2002’de tekrar basımıyla da kendilerini 40 yıl sonra yeni dinleyicilere tanıtmayı başarırlar.

Gelelim konsere. Konser COOP’ta. Salon bu tarihi olay için fazlasıyla boş. Yaklaşık iki yüz kişiyiz. Ama içerideki hemen herkesin fan olduğunu söyleyebilirim. Önce Mavi Işıklar’ın günümüzdeki mirasçıları The Ringo Jets sahne alıp tozu dumana katıyor. “Yahu abilerden önce biraz sert mi kaçtı,” diye düşünüyorum. Neticede 70’li yaşlarında ihtiyarlardan oluşan bir grup dinleyeceğiz birazdan. Sonra Murat Meriç güzel bir sunuşla Mavi Işıklar’ı sahneye davet ediyor. İnanın kimisi zor çıkıyor sahnenin basamaklarını. Ama sahneye çıktıkları anda gençleşiyorlar. Ve hatta devleşiyorlar. Davulcu Atila Şimşek metalci selamı (m/) çakıyor kitleye. İlk önce sahneye pasta geliyor. Aslında grup kurulalı 52 sene olmuş durumda. Ama 50. yıl pastasını kesmek bu güne kısmetmiş. Aynı zamanda solist Nejat Toksoy’un da doğum günüymüş. Sahneden eşine dönüp “Kaç oldum ben şimdi, 60 mı, 70 mi?” diye soruyor. Pasta merasiminden sonra başlıyorlar. Yahu neler oluyor? Birden hepsinin çehresi değişiyor. Nejat Abi mikrofon ayağına tutunup dans etmeye, her biri 50 yıl önceye dönüyor. Hayret verici bir enerjiyle “Wolly Bully”yi çalmaya başlıyorlar. Gece yarısı başlayıp 2,5 saat ara vermeden sahnede kaldıklarını söylesem bile yeterli Mavi Işıklar’ın 50. yıl konserinin nasıl geçtiğini anlatmak için. Ama hayır, öyle hisler yaşatıyorlar ki, biraz daha anlatmalıyım.

Çaldıkları her şarkının hikâyesini anlatıyorlar. Çoğunlukla Nejat Abi. Ama laf atmalar, sataşmalar, makara kukaralar ile hem tarih dersi hem de stand-up şovu birarada. Misal sürekli hor gördükleri, çömez muhabbeti yaptıkları Atila Abi, tutamayıp kendini açıklama yapıyor, “Ben grubun en yenisiyim de, ondan böyle davranıyorlar. Sadece 46 yıldır gruptayım.” Tabii repertuvarın geldiği noktalarda artık aramızda olamayanlara rahmet okumayı eksik etmiyorlar. Konserin ortalarına geldiğimizde Nejat Abi “Geldik 1968’e. O senelerde elimize bir plak geçti. Bilirsiniz, The Doors. Çok etkilendik. Çalmaya başladık. Tabii Jim Morrison’a da Allah rahmet eylesin,” diyor. Sonra bir “Roadhouse Blues” giriyorlar, salondaki herkesin dahil olduğu bir ayin başlıyor ve onlar da ayini yöneten şamanlar. Eksiksiz herkes kafasını sallıyor. Vecd ile yükseliyoruz. Bir ara yanımdaki arkadaşım “Farkında mısın, klavyeciyle basçı birbirlerini duymuyor, alakasız şeyler çalıyorlar,” diyor. Gülüyorum. “Abi ne diyorsun, adamlar 70 yaşında,” diyorum. Zaten konser boyunca 5-6 kez Nejat Abi “Yahu beni duyuyor musunuz?” diye soruyor. Bütün salon “Eveeeettt,” diye bağırıyor. “Allah Allah, ben niye hiçbir şey duymuyorum,” deyip devam ediyor. Doğruya doğru, sesler çoğu zaman uyumsuz. Ama kime ne? Çalıyor işte adamlar. Duymuyorlar belki, ama çalıyorlar. Ve enerjileri hepimize tesir ediyor. Konserin sonları geldiğinde üst üste en bilindik şarkılar geliyor; “Yine Yeşillendi”, “İyi Düşün Taşın”, “Aşk Çiçeği”. Rüya olmalı. Ağlıyorum. Kesinlikle kaçırılmaması gereken bir konser oluyor.

Bir daha ne zaman çalarlar bilmiyorum. Sahnedeyken ortalama 3 yılda bir konser verdiklerini, 75. yıl konserine kadar kaç konser daha verebileceklerini hesaplamaya çalışıyorlar. Böyle bir yaşam enerjisi. Sadece tek bir şey düşünüyorum, hepimiz böyle yaşlanabilmeliyiz.

COOP, Seyyal Taner, Erkut Taçkın, Mavi Işıklar, Derdiyoklar konserleriyle çok önemli bir seri yaptı. Sırada 8 Nisan’daki Özdemir Erdoğan konseri var. COOP’ta bu geceleri kaçırmamak lazım, çok benzersiz ruh halleri yaşayabilirsiniz. tayfunpolat@hotmail.com