Allah Korkusu
Röp: Oya Yalçın
10 Kasım – 2 Aralık 2007 tarihleri arasında Hafriyat’ta sergilenen “Allah Korkusu” afiş sergisi, bilindiği üzere, aldığı tehditler, sergiyi konumak üzere göreve gelen emniyet güçlerinin sergi hakkında soruşturma açması ve nihayetinde medyanın bu civcivli duruma balıklama atlamasıyla gündeme fazlaca gelmişti. Onlara fazla hissettiremesek de duygu kardeşlerimiz olarak gördüğümüz Hafriyatçılara soralım bir de dedik, ne olup bittiğini.
“Allah Korkusu” afiş sergisinin kuramsal çerçevesi nasıl ortaya çıktı?
Extramücadele: Hafriyat’tan biarkadaşımın seneler öncesinden gelen bir sergi fikriydi “Allah Korkusu”. Ben ona bu tema başlıklı bir afiş sergisi düzenlemek istediğimi söyleyince “hemen yap,” dedi. 
Tabi ki yanımda Hafriyat olduğu için daha doğrusu ben Hafriyat Mektebinde olduğum için çok daha kolay her şey.Böyle bir sergiyi hayal etmek ve beraber düzenlemek. Bu sergiyi Hafriyat ve ben düzenledik. “Alternatif Seçim Afişleri”nden sonra Hafriyat Karaköy’deki ikinci afiş sergisi “Allah Korkusu”. Afiş sergileri devam edecek.
Sergi daha açılmadan sadece ismiyle bile dikkatleri çekti. Bu muhtemelen öngördüğünüz bir tepkiydi. Buna rağmen sizi şaşırtan sonuçları oldu mu?
Deniz Erbaş: Serginin ismiyle dikkat çekmesini ve merak uyandırmasını amaçlamıştık fakat böylesi bir tepkiyi –Vakit gazetesinde çıkan yalan haberi kastediyoruz- öngörmemiştik. Öngörmemiş olduğumuzdan dolayı da biraz afalladık en başta. Medya da bu süreçte sansasyon kokusu aldığından çok üzerimize geldi; inanın her gelene röportaj vermiş olsaydık televizyon da dahil medyada bunun iki üç katı fazla yer işgal etmiş olacaktık. Yıllardır belirli bir çevre ve izleyici profili içerisinde bulunmaya alıştığımızdan bu ilgi bizi oldukça şaşırttı. Fakat bizi en çok şaşırtan ve sevindiren, bu mekanı açtığımızdan beri insanların bize gösterdiği ilgi, güven ve destek.
Sizce serginin ismi, içeriğini bastırdı mı veya farklı bir ismi olsaydı yansımaları daha mı sınırlı kalacaktı? Kısaca serginin ismi kime sesleniyordu?
DE: Serginin ismi aslında oldukça doğrudan, sıradan ve basit olduğu kadar merak uyandırıcı da.
Sergi ismini belirlerken bu özellikleri bizi cezbetti. Allah Korkusu’nu görmeye gelecek ziyaretçilerde bir merak uyandırma ve onları korkunun değişik boyutlarıyla karşılayıp şaşırtma imkanı tanıdı bize. Serginin adının içeriğini bastırmasından çok, sergi çevresinde basın merkezli gelişen olayların isim ve içerik de dahil her şeyi bastırması söz konusu oldu bu süreçte.
Ex: Serginin adı “Tanrı Korkusu” olsaydı her şey daha az sorunlu olurdu. Bazen “keşke adını böyle koysaydık,” dediğim oldu. Fakat şunu da düşünün ki tasarımcıların ve sanatçıların “Allah Korkusu” ile ilgili yaptıkları görsel bir araştırma bu. Bilinçaltına yolculuk. Ve tam tersi ekonomik bir okuma da istiyor bizden: Dünyanın yeni düzenine, zengin ülkelerin fakir ülkeler ve toplumlar üzerine saldıkları korkuyla da ilgili. Geleceğini korkuyla kuranlar ve geleceğini akıl ile kuranların adil olmayan komşulukları. Tabii böyle bir okuma ne yazık ki yapılmadı. Hep beraber emekleme dönemini yaşıyoruz. Ya da bir tür II. Cahiliye Devri. Kendi kendimize kaynıyoruz kazanda. Biraz yukardan baksak, kazanı, ateşi körükleyeni, keyifle seyredeni göreceğiz. En acımasızını söyleyeyim, kendimizi göreceğiz. Nerede olduğumuzu? Kazan, ateş ve biz nerdeyiz?
Sergiye katılım nasıl oldu?
DE: Daha önceki afiş sergimizde de olduğu gibi çevremizde tanıdığımız, söyleyecek sözü olduğunu düşündüğümüz herkese mail yoluyla açık çağrıda bulunduk. Bu çağrıda serginin isminin yanı sıra, konuyu ne şekillerde ele alabilecekleriyle ilgili olarak sınırlayıcı olmayan bilgiler de verdik. Bu açık çağrı yöntemi bize hem mekanımızı, hem de söylemimizi paylaşma imkanı sağlıyor ve sergi çerçevesinde en tanınmışından alaylısına kadar herkesin yanyana durabildiği demokratik bir ortam oluşturuyor. Sonuçta katılım ne kadar geniş olursa, serginin içeriği de o oranda zenginleşiyor. Çağrımıza cevap veren 59 tasarımcı ve sanatçının toplam 74 afişini sergiledik.
Aslında sergide birçok tabu / korku işleniyor. Söz konusu Türkiye’de yaşayan insanların korkularının / tabularının işlenmesiyse, serginin ismi ve içeriği kişileri bu tabularını sorgulamaya itti mi sizce?
DE: Öncelikle sergiye katılan insanlar kendi korkuları ve tabularıyla yüzleştikleri işlerini yolladılar bize. Bu şekilde ortaya çıkan sergi ise ziyaretçilerin de benzer bir süreç yaşamasına yol açtı. Sonuçta manevi dünyalarımızın ötesinde, toplumsal ve bireysel bilinçaltımız, aile ve sosyal çevrenin şekillendirdiği korkular, toplumsal olarak korkularımızın yoğunlaştığı imgeler, dünya düzeninin işleyişinde korku duygusunun nasıl işletildiği gibi korkunun farklı boyutları bir araya gelmiş oldu. Bu yönüyle sergi amaçladığı gibi tabu olan korkuları hedef aldı ve ziyaretçilere belli bir sorgulama süreci yaşattırdı diyebiliriz.
Ex: Katılımcılardan araştırmalarını istediğim farklı bir okuma şekli de biraz önce bahsettiğim işin global boyutuydu. Ne yazık ki bu bakış açısıyla yorumlanmış pek afiş gelmedi. Benim kafamda bu sergiyle ilgili eksik kalmış ve olmamış tek şey budur; küçülen dünya ve global ekonomi içinde Allah korkusu. Nedir bu derseniz kısaca:
Yerkürede zenginlik ile akıl, fakirlik ile korku birbirine sıkı sıkıya bağlı.
Geleceği AKIL’la kuranlar. Geleceği KORKU’yla kuranlar.
Zengin ülkelerin bu dünya halinden ne tür çıkarları var?
Bir kaç sene önce yabancı bir dergide gördüğüm tablo ülkeleri Fakirlik / Zenginlik ve Korku / Akıl eksenleri üzerinde konumlandırıyor ve aslında pek çok şey fısıldıyordu. Hafızamda kaldığı kadarıyla şöyle bir şeydi:
Medya’nın tüm bu süreci işleyiş biçimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
DE: Medyanın haber seçerken en önemli kriterinin sansasyon olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Sergi biçim ve içeriğiyle -bazı istisnaların dışında- medyada yer bulamadı. Buna karşın sergi sürecinde medyanın yarattığı spekülasyonlar, yalan haberler ve abartmalar yine medya eliyle beslendi. Biz ne kadar serginin içeriğinden, hedeflerinden söz etmek istediysek de, medya konuyu yine kendi niyetleri doğrultusunda sansasyonel ve spekülatif olarak yansıtmayı başardı.
Ex: Üzücü.
Tüm bu süreçten çıkardığınız deneyim, sanatı değerlendirme biçiminizde bir farklılık yarattı mı?
DE: Bu sergi bizim için bir sınır deneyimi oldu aslında. Sanatın hangi konularda ne kadar söz söyleyebileceğini deneyimlemiş olduk. Hangi noktalarda karşımıza nasıl duvarların ve engellerin çıkabileceğini ancak cesaret ederek, deneyimleyerek öğrenebiliyoruz ve bu noktada bize dayatılmaya çalışılan sınırları genişletmeyi başardığımızı söyleyebiliriz.
Ex: Yaşıyoruz, konuşuyoruz, çiziyoruz, gösteriyoruz... Ardından ne yaptığımızı anlıyoruz. Ortak bir duygu oluşuyor. Sonra iyi, kötü eleştirilerle tekrar kağıdın başına geçiyorsun. Bu defa işin daha zor. Seneler önce bir arkadaşım “Nedir bu gösterme isteği? Sergiler, dergiler? Çizmek ne güzel de bu başkalarına göstermeyi anlamıyorum,” demişti. Ne güzel cümle. Ne nihilist bir soru. Bir yanıyla ben de anlamıyorum, katılıyorum bu fikre. Fakat bir taraftan düşünün, insanların görmediği, üzerine bir çift laf etmediği fikirler, resimler, sorular, şeyler nereye giderler? Bu daha korkunç bir soru değil mi? Ha, ayrıca grafik tasarımı sadece ticaret motive etmez. Bu ne berbat bir denklem: Pazarlama ve tasarım elele.
Bir görüş tasarımın geleceği yıktığına ve insanların dimağına, aklına, hayallerine mutsuzluk tohumları ektiğini söylüyor. 
Grafik tasarım kökenli biri olarak bu önermedeki doğruluk payını gördüğümde sahipsiz ve müşterisiz tasarımın olabileceği gibi kimilerine ütopik gelen bir güzergahın benim sanatımı aydınlattığını görüyorum.Biz çocuklarımıza daha özgür bir Türkiye için buradayız. Benim anladığım Hafriyat bu.
Bundan sonraki projelerinizden bahsedebilir misiniz?
DE: Hafriyat Karaköy’ün kuruluş sürecinde mekanı ve duruşunu tanıtmak için Hafriyat sanatçı grubunun sergi projeleri ağırlıkta oldu. Afiş sergileri gibi benzer projeler gelecekte de devam edecek ama artık mekanı daha farklı kişilerin sergilerine açmak istiyoruz. Bu noktada önceliğimiz en başta genç sanatçıların bir araya gelerek oluşturacakları kendi sergi projeleri olacak. Bu doğrultuda aralık ayında üç genç video sanatçısının “Tatlı İtaat” isimli sergisini ağırlayacağız. Ayrıca 19 Ocak inisiyatifi, Lambda gibi sivil oluşumların sergi projeleri de bu mekanda hayata geçirilecek. Hafriyat Karaköy bağımsız duruşuyla kurumsal yapıların içerisinde kendine yer bulamayan ya da bu yapıların içerisinde olmayı tercih etmeyen projeler için alternatif bir mekan olma kimliğini 6 ay gibi kısa bir sürede inşa etmeyi başardı.
Ex: Ne güzel konuştun.


Teşekkürler.
info@kargamecmua.org