Kılavuzu Karga Olanın...


Yayın
Arkadaşımız Hilmi Tezgör’ün İletişim Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı Bin Atlı Akınlarda Çocuklar, okullardaki Türkçe eğitiminin evrelerini; Türk şiirinin Cumhuriyet’ten günümüze kadar geçirdiği biçim ve içerik değişimlerini ve bunların ders kitaplarına yansımasını; söz konusu dönemleri, öne çıkan şair ve şiirleri göz önüne alarak ortaya koyuyor. Ortaokul Türkçe ders kitaplarının ve bu kitaplarda yer alan şairlerin / şiirlerin bir dökümünü yaparak “milli” eğitimin şiirdeki yansımalarını inceliyor. Şiirin eğitim dünyamızda nasıl var olduğu üzerine önemli bir inceleme. Eline sağlık Hilmi diyor ve sayfaları çevirmeye başlıyoruz.
 
Bugünlerde etrafımızda en çok gördüğümüz şey inşaatlar haliyle. Kentsel dönüşüm her açıdan hepimizin hayatlarının başköşesine yerleşmiş durumda. Ayşe Çavdar ve Pelin Tan’ın Sel Yayıncılık’tan KentSel serisi altında çıkan kitapları İstanbul: Müstesna Şehrin İstisna Hali'ndeki makaleler “kentsel dönüşüm” olgusunu, sermaye ve emeğin üretim süreçlerinin yeniden şekillendirilmesini; hukuksal çerçeveden dünya ölçeğindeki yerine, TOKİ’nin doğuşu ve bugün aldığı halden özellikle orta sınıfa pompalanan risk ve güvence eksenine, mevcut ve “yeni orta sınıf”ın site tipi yaşam deneyiminden farklı disiplinlerden biraraya gelişlerin yarattığı mücadele dinamiklerine kadar çok yönlü ve bütünlüklü olarak ele alıyor. Konunun teorik çerçevesinin yanında birbirini dışlayan, istemeyen, düşman edilen Sulukule, Tophane, Tarlabaşı, Bahçeşehir, Ayazma, Başakşehir, Küçükpazar sakinlerinin izini sürerek, karşı koyuş olanaklarının altını çiziyor. Bilmeliyiz.
 
Film
Amerika’nın az ve öz film yapan yönetmenlerinden Alexander Payne’in 2011’deki George Clooney’li The Descendants’tan sonraki yeni filmi Nebraska kariyerinin önemli basamaklarından biri olacağı izlenimini veriyor. Sideways ve About Schimdt gibi filmleri ile orta yaş ve yaşlı erkek karakterlerinin hayat muhasebelerini konu edinmeyi kendine görev bilen Payne’in yeni filminde usta aktör Bruce Dern ve şaşırtıcı bir seçim olan Saturday Night Live çıkışlı Will Forte, bir baba-oğulun Montana’dan Nebraska’ya olan maceralı yolculuklarını anlatıyor bize. Dern’ün Cannes’da en iyi erkek oyuncu ödülünü de aldığını hatırlatalım bu rolle. Payne’i en çok Sideways ile sevmiştik. Daha da sevmek isteriz.

 
Son yıllarda çektiği Shame ve Hunger gibi filmlerle son dönemin en etkileyici ve güzel isimli yönetmenlerinden Steve McQueen, yeni filminde bu kez tarihe bir yolculuğa çıkıyor ve 1808’de New York’ta özgür olarak doğup 12 yıl zorla kölelik yaptırılan Afrikalı-Amerikalı Solomon Northup’ın hikâyesini anlatıyor. Northup’un 1853 tarihli otobiyografisinden yola çıkılarak kotarılan filmde Northup’ı Nijerya asıllı İngiliz oyuncu Chiwetel Ejiofor canlandırıyor. McQueen’in daha önce de çalıştığı Michael Fassbender, yeni kuşağın yetenekli isimleri Paul Dano ve Benedict Cumberbatch de yapımda yer alıyor. Kendisi de siyahî olan Mc Queen’in bu filmde gözünü budaktan sakınmadığına eminiz. Bliyorsunuz McQueen ıskalamıyor.


Dizi
Breaking Bad artık hayatımızdan çıkarken kanalı AMC yeni arayışlara girdi bile. Low Winter Sun kanalın Ağustos’ta başlayan yeni iddialı yapımı. Amerika’nın bir zamanlarının Motor Kenti, şimdi iflasla uğraşan Detroit’i gayet başarılı bir şekilde fon olarak kullanan dizi bilidiğimiz polis dramalarından biraz farklı. Bir iki istisna dışında tamamen anti-kahramanlardan oluşan ekibimiz, suç çeteleri ve polislerin karmaşık ilişkileri ve ahlak çöküntüsünün içinde savruluyor. Başrolde pek sevilesi olmayan Mark Strong’a alışmak çok kolay olmasa da İngiltere’den transfer, özellikle Snatch’ten hatırladığımız Lennie James, teatral performansıyla diziye ayrı bir hava veriyor. Henüz ikinci sezonu olup olmayacağı belli değil ama eğer olursa casting’de biraz gelişme ile The Wire’ın tahtına gözünü dikebilecek bir potansiyelden bahsedebiliriz. Hayırlısı.

 
Albüm
Gezi direnişiyle kültüre giren ‘90 kuşağının dünyada müzikte en sıcak temsilcisi King Krule. 1994 doğumlu İngiliz Archy Marshall 2010’dan beri yayınladığı EP’leri sonunda ilk solo albümü olan 6 Feet Beneath the Moon ile taçlandırdı. Yılın kesinlikle en etkileyici çalışmalarından olan albüm biraz Tricky’nin gençlik yıllarını ve Maxinquaye albümünün atmosferini andırıyor. Tabii vokalin getirdiği net punk yaklaşım, caza, trip ve hip hop’a göz kırpmalar, hepsi yerli yerinde. Bu gençlik bir harika dostum!

 
Amerikalı şarkıyazarı ve gitarist Steve Gunn’ın yeni albümü Time Off müzisyenin kariyerinde bir dönüm noktası olacağa benzer. Bir ara Kurt Vile ile de çalışan New York’lu müzisyenin 15 yıllık kariyerinde ortaklıklar hep daha çok yer kapladı. 2009’daki Boerum Palace’tan 4 yıl sonra yayınladığı bu yeni albümü daha önce de ikili olarak albümler çıkardığı John Truscinski ve basta Justin Tripp’in de katkılarıyla en popüler işi olmaya aday. Robbie Basho ekolünden gelen Gunn yeni albümde bize biraz da Six Organs Of Admittance’ı hatırlatan, saykodeliya havaları sunuyor. Müzisyenin caza aşinalığı da yer yer kendini gösterdiğinde tadından yenmez oluyor. Seveceğinize eminiz.

 
Rock tarihinin en egzantrik adamlarından biridir Julian Cope. Liverpool’lu post-punk grubu The Teardrop Explodes ile geçirdiği zamanlardan sonra atıldığı solo kariyerinde 1990’ların başında yayınladığı Peggy Suicide ve Jehovakill ve 2000’lerin ortalarındaki Citizen Cain’d gibi albümler yeteneğinin başarılı örnekleriydi. Krautrock ve 2. Dünya Savaşı sonrası Japon deneysel müziği üzerine yazdığı müzikoloji kitaplarını da saymak lazım tabii. Cope 29. Stüdyo albümü olan yeni çalışması Revolutionary Suicide ile bayağı bir ses getireceğe benzer. Özellikle bizim memlekette de. Zira alümün epik parçası “The Armenian Genocide” 16 dakikalık bir kabul görme haykırışı. Diğer şarkı isimleri arasında “Russian Revolution Blues” ve “Destroy Religion”un bulunduğunu da düşünürsek fazla söze gerek yok deriz.


Trent Reznor son yıllardaki kariyer seçimleriyle kafa karıştırmaya devam ediyor. Social Network’e müzik yap, takım elbiselerle çık Oscar al, Nine Inch Nails’i dağıtıyorum de, evlen, eşinle git How To Destroy Angels diye bir grup kur ve albüm çıkar. Sonra birden NIN tekrar topla, Adrian Belew’ü gruba al, sonra anlaşama ve turne kadrosundan çıkar. Vallaha yorulduk takip etmekten. Konumuz ise tabii ki yeni NIN albümü. Grubun 8. Albümü ve 2008’deki The Slip’ten sonra ilk çalışma olan Hesitation Marks; Reznor’un son yıllarda uzmanlaştığı ve ögünleştiridiği elektronik tarafını eski ekol NIN tavrıyla birleştiren usta işi bir albüm. Aslında daha çok katkısı olması beklenen Belew’ün dokunuşları da hemen kendisini hissettiriyor. Peki sorun ne? Dedik ya yorulduk. Ve artık o eski ruh yok sanki. Sanki.

 
Konser
Organizasyonunu yeni oluşum Vayb’ın üstlendiği RE/TUNE serisi; müzisyen, DJ ve prodüktör Alec Empire’ın performansı ile başlıyor. Berlinli müzisyeni Atari Teenage Riot grubundan hatırlıyoruz. Onun dışında Bjork’e yaptığı remix’ler ve hakikaten elektronik müziğe getirdiği sıradışı yorumlar onu kulvarında dikkat çekici bir isim yapıyor. Yeni sezonun ilk kaçmaz performansı. 11 Ekim, Cuma, İndigo
 
İngiliz post-punk grubu Wire’ı İstanbul’da izleyecek olmak güzel bir ayrıcalık. 2010 tarihli Red Barked Tree albümleriyle memcuada da yer alan, bu sene 13. albümleri Change Becomes Us’ı yayınlayan ve yaşı kırka dayanan sitüasyonist grubun canlı performansları da efsanevi olarak anılmakta. Harbici post-punk her babayiğidin harcı değildir, Wire ise iyi karar. 30 Ekim, Çarşamba, Babylon
 
Sergi
Galeri G-art, Onston’un (Can Yeşiloğlu) “Ottomatik Düşler” sergisi ile 25 Eylül’de sezonu açıyor. Sanat hayatında 10 yılı demlendirmiş ve kendi düş dünyasını kurmayı başarmış genç sanatçı Can Yeşiloğlu / Onston, geçmişin Osmanlı imgesi ile bugünün megapol İstanbul’u arasında yeni köprüler kurarak bir paralel evren kuruyor. Bu düş âleminde; yapılar hayvanlarla, makineler insan bedenleri ile iç içe girip, yeni ve mutant diyebileceğimiz formlar yaratırlar. Bu dünyanın iş makineleri etsel formalara, fesli “neo Osmanlı” beyleri ise sokak punk’larına karışırlar.
Sergi 26 Eylül-13 Kasım 2013 tarihleri arasında Pazar ve Pazartesi dışında her gün 11:00-19:00 saatleri arasında, 2003 yılından bu yana galeri gelirinin tamamını AÇEV’e (Anne Çocuk Eğitim Vakfı) bağışlayan Galeri G-art’da gezilebilir.

Olgu Ülkenciler / “Zevkli Rezalet” / C.A.M. Galeri
Bir önceki sergisi “Das Fenomen”de modernist “büyük anlatı”yı konstrüktivist eğilimlerle, afiş sanatı etkileriyle günümüze yerleştiren Olgu Ülkenciler, dördüncü kişisel sergisi “Zevkli Rezalet”te odağını yine bugüne ayarlıyor ve güncel sanatın da artık bir “büyük anlatı” haline geldiğini ima ediyor. Artık bugünün güncel sanatı da vaktiyle eleştirerek yıktığı akademik yaklaşımlar gibi geç dönem sendromuna, tamamen kendi içine, kendi diline, ekonomisine, ezberine kapanmış durumdadır. Geç dönem barok ve rokoko gibi, kendi formüllerini kalıplaştırmış, dinamizmini tekrar ve taklitten almaya başlamış, bir temaşa ve şaşaa nesnesi haline gelmiş, kendi kitsch âleminde oyalanır hale gelmiştir. Bu âlem elbette “zevkli”dir. Fakat aynı zamanda bir “rezalet”tir, geç dönem barok ve rokokoyla kurduğu akrabalık sadece dekoratif düzeyde kalmaz, dekadansın toplumsal yasasını da hatırlatır: Sanatın parodi, zevk ve sefahat çağında, onunla ilişkisi hiç de az olmayan gerçek “canavar”lar da iş başındadır, bu sefer şehirden ağaçları, kuşları da kovarak… Ama her baroğun bir moderni de vardır! Ülkenciler’in sergisi 4-26 Ekim tarihleri arasında C.A.M. Galeri, Akaretler’de görülebilir.
 
Great Republic Of South (G.R.O.S) / Great Republic Of South EP
Sarp Keskiner’in mecmuanın Şubat 2008 tarihli “güney yarımküre” dosyasında yazdığı bir yazı vardır “Güneyin Büyük Cumhuriyetleri” başlıklı. Fikir o zaman da vardı muhtemelen ama Sarp, en azından beş yıldır, yanına kendi kadar yetenekli gitarist Deniz Cuylan’ı da alarak (memleketin en yetenekli gitaristlerinden ikisi de denilebilir), Great Republic Of South isimli bu projeyle uğraşıyordu. Bilenlerin uzun zamandır merakla beklediği kayıtlar nihayet yayınladı. 6 parçanın yer aldığı bu kısa albümde Sarp ve Deniz’e eşlik eden iki isim ise yine memleketin en iyi davulcuları arasında kafadan ilk sıralarda sayacağımız Orçun Baştürk ve Berke Can Özcan. Kadro böyle olunca yılın en kalburüstü çalışmalarından biriyle karşı karşıya olduğunuzu düşünebilirsiniz. Zaten öyle. Afrika, Latin Amerika, Orta Doğu, Türkiye, Balkan ve Akdeniz seslerinin büyük bir güveçte soul, funk ve electronica ile harmanlanarak servis edildiğini düşünün. Her parça da ayrı lezzetlerle büyük bir müzikal ziyafet. İlk konserini  Rock ‘n Coke’da veren ikiliyi bir daha sahnede görürseniz kaçırmayın. “Güneyin Büyük Cumhuriyeti, daha azıyla hayatta kalmayı ve zevkle direnmeyi bilen bütün insanların kurgusal anavatanı,” demişler. Daha ne diyelim… 


 
info@kargamecmua.org