Teneffüs Monoloğu
Burak Bayülgen
Eğitim süresince literatüre hâkim olmak için taradığınız ucu bucağı kesilmeyen, sınırsız kaynaklardan zevk alırken, bir zamanlar açılan kapıdan giren bir kadını yad ederek en korkunç sayılara kadar uzanan bir dönemi gözlerinizin önüne getirdiğinizi var sayalım. Hepsi de gözler önünde rezil olma korkusuyla dolu geçen bir on küsur senedir en fazla... O dönemlerde ilk defa okunan bir hikâye, yaşlı, tonton bir kadının sınıftaki öğrencilerini şeytana benzettiğinden hepsini tek tek bir odaya sokup öldürmesini de hatırlatıyor. Teneffüs zili, öğretmen taklidi yapmanın (açık açık) en doğru zamanına açılan bir sesken, kimisi şunu da fısıldamış olabilir -ki henüz bitmiş olan dersten çokça malzeme toplanmıştır:
“Teneffüs zili ne demek? Haydi fırla demek değil, öğretmene nazikçe dersin bittiğini, isterse öğrencilerini serbest bırakabileceğinin uyarısıdır…”
Bizzat duydum bunu ben. Demek ki; taklit mevzusunu ertelersek, kaleme alınmış kurgusal hikâye, sadece öğretmenin öğrencinin korkulu rüyası olabileceğini değil, öğrencinin de öğretmenin korkulu rüyası olabileceğini ve bu teneffüs zili monologu da belki de teneffüsü en çok hak edenin öğretmenin ta kendisi olduğunu vurgulamaktadır... “İstersen bırak...” Aslında sınıfı salmak için öğrencilerini bile gölgede bırakacak bir istek duymaktaysa da henüz o gölge, şeytan çıkartma ayinini layıkıyla yerine getirmemiştir.
-*-
Annenin sımsıcak kucağından sopsoğuk bir binaya teslim edildiğimde, anne yerine geçebilecek diğer bir figürü aramaya çalışırken, yan sınıfın öğretmeni daha tonton, daha öğrenciye kızmayan ve kızsa bile “onun kızmasına bile kurban olurum” dedirten biri gibi gözükmüştür benim gözüme hep. Kendi sınıf öğretmenimin benim bilemediğim ve hayat boyu bilemeyeceğim denklemi çözebilmem için yırtınıp durmasını, yan sınıfın öğretmeninin o tontonluğuna yeğlemezken, gözler henüz o hikâyeyi okumamıştı.
Yan sınıfın göze daha tonton gözüken öğretmeninin geçirdiği cinnet kurgusalına nazaran ben, gerçek anlamda öldürülüyordum öğretmenim tarafından bir puan daha fazlası için. Bir soru daha fazlası için. Bir kelime daha fazlası ve bir denklem daha fazlası için. Bunlar kurgu değildir. Öğretmenimizin içine şeytan meytan kaçmamıştır ya da kaçtıysa bile yan sınıfın öğretmeninin tontonluğu, bizim sınıf öğretmeninin şeytan çıkarma ayininden daha kurgusaldır. O kurgu yazarına göre ise kabus, karabasan, gece terörü, dehşet kapanı, elektrikli testere katliamı. Bize göre ise x’leri ve y’leri...
-*-
Halbuki, şimdi ben bunu yeğliyorum işte. Sınıfta rezil olmak istiyorum o denkleme kafam basmadığı için; ama öğretmenimin o denkleme kafamın basmadığını kabullenmemesini yeğliyorum. Kulağımdan tutarken aslında bir bakıma o şeytan çıkartma ayininde bilhassa kendine kızdığını, o acıtarak çekilen kulağın ya da bir tutam saçın alt metnindeki esasen elimden tutulmasını yeğliyorum. Artık taklidini gizlice teneffüs ziline saklamak değil, ders esnasında öğretmenin yüzüne karşı yapmak istiyorum.
Yaptım da. Ve onlar güldü, öyle güldüler ki her dakika beni yad eder oldular. Sonra bir gün ismim yad edilirken “o kimdi?... görsem kesin çıkarırım” dendi hakkımda. Benden fazlasıyla varmış demek ki... Ama okul numaramı söyleseydin, ismimi, soy ismimi ve aile seceremi çıkarırdı. Eminim. Ama ayin çoktan tamamlandı ve biz artçıl şoklarına rağmen buradayız.
burakbayulgen@gmail.com