Eğitmene Not


Gülşah Aykaç
Ö:  Benim sana verebilecek neyim var? Sana verebileceğim çok sağlam bir eğitim sistemim var.
Ö: Ben tiyatro eğitmeniyim. Benden öğreneceğin çok şey var. Mesela nefes. Aktif nefes nedir biliyor musun?
İç sesim: Hayır bilmiyorum ve bilmek istemiyorum. Bence nefes kontrol edilmez. Nefes doğal rahat olur. Ben tam da kendiliğinden, doğal ve rahat hareketin peşindeyim. Bunları anlatamıyorum sana Ö. Çünkü dinlemiyorsun…
 
Ö’nün sesindeki yükselme ve alçalmalar teatral halini kaybediyor ve gitgide sıradanlaşıyordu. O kadar inançlıydı ki, bu inancı kırmak ya da ona katılmak istemedim. İnanç güzel, samimi, zararsız bir şey olabilir diye düşündüm içimden.
 
Bana göre bazen eğitim sadece bir paylaşımdır. Güçlü bir paylaşım… Karşılıklı bir paylaşım… Usta çırak ilişkisiyle sanat, felsefe, mimarlık ve hatta matematik gerçek anlamıyla öğretilir mi? Eğiten de bir şeyler öğrenemiyorsa nereye kadar eğitebilir?
 
Ö kendini kendi rolüne hapsetmiş bir tiyatro sanatçısı ve ben onun için endişeliyim.
 
F ve İ mimarlık eğitimini nasıl gerçekleştirmişti? Onlar ödevler yerine deneyler verdiler, stüdyodaki öğrencilerin önüne tanımlar yerine kelimeler koydular, yöntemler belirlemek yerine bir araçlar çokluğu olduğunu gösterdiler. Sonuçta hep beraber şaşırdık üretilenlere. Kimse not vermedi. Herkes denedi, yaptı, bozdu, kafa patlattı, dinledi, konuştu. Herkes, hatta F ve İ de, elini kâğıda, kaleme, boyaya, makete, çizime, videoya bulaştırdı.
 
Öğrenmek bir keşifse eğitim de -eğiten ve eğitilenin bir olduğu- gerçek bir keşif yolculuğu olabilir.
 
*Eğiten kişi!
Hadi cümlelerinizi patlatın…
Hadi dili bombalayın ve kelimelerinizi kaybedin…
Ses tonunuzu kaybedin…
Bizim felsefeye, sanata, bizim bilime, bizim keşfe ihtiyacımız var!
 
* Kendini eğitilen olarak gören kişi için de geçerlidir. gulsahaykac@gmail.com