Kılavuzu Karga Olanın
FİLM
Bilim kurgu sinemasının tavan yaptığı dönemlerdeyiz. Aralıksız post-apokaliptik, uzay filmleri yağıyor üzerimize. Bu kadar bolluk arasında da gerçekten iyi olanları bulmak kolay değil. 12 Mart’ta Netflix’ten yayınlanacak Annihilation’ın referansı iyi ve ilk gösterimleri de gayet iyi yorumlar aldı. 2015’teki başarılı yapay zekâ gerilimi Ex-Machina ile yönetmenlik kariyerine başlayan ama aslen 28 Days Later, Sunshine gibi kalburüstü bilim kurguların senaristi olarak tanıştığımız İngiliz sinemacı Alex Garland’ın yeni filmi, Jeff VanderMeer’in ekolojik-korku türündeki kitabından uyarlama. Konu biraz karışık olsa da Area X isimli bir bölgede kaybolan kocasını arayan bir biyologun hikâyesine odaklanıyor. Natalie Portman, Jennifer Jason Leigh ve Oscar Isaac gibi isimlerin yer aldığı yapım bu yıl adından çokça söz ettirecek gibi. Bu arada Garland’ın 8 bölümlük Devs isimli, gene bilim kurgu dalında bir dizi hazırladığını da belirtelim.Al Pacino ve o kuşağın aktörleri 2000’lerde çok iyi yaşlanmadılar. Proje seçimleri çok iyi olmadı ve iyi iş çıkardıkları filmler oldukça az. Paterno ise umut vaat eden bir yapım. Hollywood’un tecrübeli isimlerinden Barry Levinson’un yönetmenliğindeki yapım, günümüzde maalesef sıkça rastlanan çocuk tacizi vakaları üzerine. Penn State Amerikan Futbol takımının efsanevi koçu Joe Paterno’nun defans koçu Jerry Sandusky’nin tacizlerini örtbas ettiği iddiasıyla 2011’de kovulmasını konu alan yapımda, Al Pacino Paterno rolünü üstleniyor. 77 yaşındaki efsane aktörün gene Levinson’la televizyon için kotardığı ve ötenazi hakkı öncüsü Jack Kevorkian’ın hayatını anlatan You Don’t Know Jack gayet iyi sonuçlar vermişti. Paterno da aynı damardan umut vaat ediyor. Pacino’yu hâlâ izleyebiliyorken keyfini çıkarmak lazım.Yayınlanalı biraz vakit geçmiş olsa da Wheelman’in de bahsini geçirmek isteriz. Geçtiğimiz Kasım Netflix’ten yayınlanan ve Kaliforniyalı yönetmen Jeremy Rush’ın ilk uzun metrajı olan film, Tom Hardy’li Locke ve Nicolas Winding Refn’in Driver’ının leş bir birleşimi gibi. Ama bu da tam da bu tarz filmlerin sahip olması gereken bir özellik. 80 dakikalık yapımın çoğu arabada geçiyor ve başroldeki Frank Grillo’nun bu iş için biçilmiş kaftan olduğunu görüyoruz. Mafyaya şoförlük yaparak hayatını idame ettirmeye çalışan adamımızın iki mafyanın savaşının arasında kalmasıyla kendisinin ve ailesinin hayatını kurtarma çabalarını izliyoruz. Kısa ve öz.
DİZİ
Futurama finalini yapalı çok oldu, Rick and Morty’nin de araları açılmaya başladı diye hayıflananlardansanız Final Space ilginizi çekebilir. Şu ana kadar düşük bütçeli internet dizileriyle meşgul olan Olan Rodgers’ın ilk televizyon işi, uzay çizgi dizileri arasında iyi bir yere oturuyor. Kahramanımız, izansız astronot Gary Space’in istediğinde pek güçlü bir silaha dönüşebilen arkadaşı Mooncake ile maceralarını konu alan yapım estetiği, korkusuzca klişelere dalabilmesi ve hızıyla keyifli bir dizi. David Tennant, Fred Armisen, Steven Yeun gibi isimlerin seslendirmelerde yer aldığını da ekleyelim. Dediğimiz gibi Rick and Morty’nin yeni sezonuna kadar elimizdeki en iyi yedek bu.11 Eylül saldırılarıyla ilgili dizilerin de vakti gelmişti. İşin altyapısına ve ABD istihbaratı arasındaki çekişmelere dayalı The Looming Tower bu konuya eğilen en yüksek profilli yapım. Lawrence Wright’ın 2007 tarihli ve Pulitzer ödüllü aynı isimli kitabından; Capote ve Foxcatcher gibi senaryolarının yanı sıra oyunculuğu ile de tanıdığımız Dan Futterman ve geçen ay yeni belgesel serisi Dirty Money’i tanıttığımız usta belgeselci Alex Gibney’in uyarladığı yapımın kadrosunda Jeff Daniels, Peter Sarsgaard, Bill Camp gibi isimler yer alıyor. Hem iyi hem de kötü eleştiriler alan dizinin 11 Eylül’ün tartışmalı resmi açıklamasına ne kadar bağlı kalacağı merak konusu. Ama referansların iyi olduğu da gerçek.
ALBÜM
Wild Beasts dağılıyor. Vedalarını da canlı kayıt bir albümle yapıyorlar. Last Night All My Dreams Came True, 2017’de Londra’daki RAK Stüdyoları’nda kaydedilmiş. Bu albümde de canlı ne kadar yetenekli bir grup olduklarını görüyoruz. 8 senede 5 albümden oluşan külliyatlarındaki her albümden şarkılar almışlar. Hareketli şarkılarına ağırlık vermeleri bunu bir best of olarak saymamak gerektiğini gösteriyor. Son albümleri Boy King, Amerika’da kaydettikleri ve daha geniş kitlelere açılmaya hedefledikleri aşikâr olan, oldukça parlak, gürültülü bir pop çalışmaydı. Mecmuada o dönem bu kumaşın onlara uymadığından bahsetmiştik. Ve maalesef albüm de beklenen ilgiyi görmedi. Wild Beasts’in tavanı hiçbir zaman headliner’lık olamazdı. Çok satma isteği anlaşılabilir ama bunun için yanlış yol seçtiler. Gene de çok iyi vokale sahip bir grup olarak iyi hatırlanacaklardır. Solo işleri de olacaktır umarız.
Mgmt’nin enteresan bir kariyeri olduğunu söylemek lazım. 2007’deki debüt albümleri Oracular Spectacular ile büyük üne kavuşan Connecticut’lı ikili Ben Goldwasser ve Andrew VanWyngarden’ın devamında gelen deneysel, The Flaming Lips-vari ironik pop tarzındaki işleri yerin dibine batırılmıştı. 5 yıl aradan sonra gelen 4. albüm Little Dark Ages ise sağlam ve daha ciddiye alınabilir bir synth pop çalışma. Debütlerinden 10 yıl sonra çok özgün veya manalı olduklarını söylemek kolay değil ama albümün de sağlam sound’unu es geçemeyiz. Aynı damardan bir başka grup Hookworms’un yeni albümü ise yılın en çok tezahürat alan işlerinden biri şu ana kadar. İngiliz psych-rock’çıların ilk iki albümleri de iyi tezahürat almış olsa da 3. işleri Microshift, isimlerini çok da geniş kitlelere de duyuracak gibi duruyor. Hareketli, TV on the Radio’nun iyi zamanlarını hatırlatan şarkılarıyla 2000’lerde kalmış danslı indie-rock’ı hakkıyla sürdürebilen az sayıda isimden biri.
Dönemimizin en önemli elektronikçilerinden Nicolas Jaar’ın albüm yapması her zaman haberdir. Bir de bunu sürpriz bir şekilde yapıyorsa güzel bir haberdir. Jaar’ın Against All Logic mahlasıyla (ki farklı mahlaslar altında çokça müzik yayınladığını da biliyoruz) son 5 yılda kotardığı şarkılar A.L.L (2012-2017) adıyla albümleşti. Jaar’ın son işlerinden (2016’daki harika Sirens veya 2015’teki ambient film müziği Pomegranates) oldukça farklı, house bazlı dans müziğinden muhtelif çalışmayı şimdiden yılın en iyi elektronik albümlerinden biri olarak değerlendirebiliriz. Bolca sample, iç titreten muazzam baslar ve funky yapısıyla 28 yaşındaki yetenekli müzisyenden beklediğimiz her şeyi veriyor. Prodüksiyon oldukça modern tınlasa da ‘90’lara da göndermesi az değil. Bu güzel sürprize kayıtsız kalmamanızı tavsiye ederiz.
İngiltere pek yetenekli saksafoncu ve bestecilerinden Andy Sheppard yeni kuarteti güzel işler çıkarmaya devam ediyor. Ünlü gitarist Eivind Aarset, basçı Michel Benita ve davulcu Sebastien Rochford’dan oluşan dörtlü ilk işlerini 2015’te Surrounded by Sea adıyla yayınlamıştı. Şimdi ise elimizde Romaria var. Ambient dokunuşlarla dolu, sizi dingin ve pozitif bir ruh haline sokmaktan gocunmayan doğaçlamalardan oluşan albüm, usta müzisyenlerden güzel bir hediye.
SERGİ
Aralarında kargamecmua ya da kargART’a katkılarıyla gurur duyduğumuz Burak Beceren, Burak Şentürk, Cins, Dünya Atay, Erhan Cihangiroğlu, Ethem Onur Bilgiç, Murat Başol, Sadi Tekin, Sedat Girgin ve Tayfun Pekdemir gibi isimlerin de yer aldığı, genç kuşağın 32 illüstratörünü biraraya getiren “İllüstratörler Sergisi” bu ayın dikkat çekici etkinliklerinden biri. 15 Mart’ta Dada Salon’da açılacak sergi ile ilgili detaylı bilgiye ulaşamasak da, katılımcıların isimleri bir hayli cezbedici. Dada Salon, Fulya Mahallesi, Büyükdere Caddesi, Quasar Tower, No: 76, Şişli’de.