Aysun Öner, 2009, “Profesyonelleşmenin Dikenli Yolları” adlı seri fotoğraf projesinden bir kare

AH BU “BEDEN/AKIL” DİKOTOMİSİNİ NERELERE KOŞSAK?


Aysun Öner
Okumaya doyamamış, lisans eğitimini takiben iki farklı yüksek lisans programını tamamladıktan sonra şimdi de iki doktora programını birlikte tamamlamaya çalışan, yıllardır mühendislik mesleğini icra eden ve yazın ve sanat alanında kimi çalışmalar yapmış bir kişi olarak, akrabalarımız ve geleneksel kekli börekli günler için evimize gelen teyzeler tarafından her zaman, “Aysun çok zekâlı canım, maşallah” vb. sözlerle takdir edildim. Annem ise “zekâlı” çocuğuna akraba ve diğer kimselerin nazarı değmesin diye antagonist olduğunu kendisine deklare etmiş kızına, yani bana, her sabah çeşitli duaları Whatsapp üzerinden yollar ve arada sırada muska yaptırıp, “Lütfen Aysun bak…” biçiminde tatlı ve baskı yaratıcı cümleler sarf ederek bu muskaları üzerime takmam konusunda ısrar eder.
 
Halbuki ben çok özel bir zekâm olduğunu düşünmüyorum. “Başarı için zekâ mı çalışma mı?” sorusuna yanıt bulmak için, İsviçreli bilim adamları bir çalışma yaptı mı ve yaptıysa hangi sonuca ulaştı bilmiyorum, ancak benim kendi deneyimim üzerinden bu soruya yanıtım “çalışma”. Yani, ben biraz yorgun düşünce, annemin “nazar”a yorduğu durumlar aslında hep çok çalışmaktan. Bir gün, takip ettiğim doktora programlarının birinde dersini aldığım bir hocam, “Hem iş hem doktora, neden bu kadar hırpalıyorsun kendini?” diye sordu. Düşündüm, evet, ben aslında kendimi bildim bileli, gece gündüz çalışan, didinen ve kendini hırpalayan biriyim.
 
Peki hocamın dediği gibi, acaba ben neden bunca kendimi hırpalıyorum? Yanıt basit esasında. Erkek egemen dünya ile bir derdim var da ondan! “Sen bir kadın olarak bir an evvel evlenip çocuk yapmalısın,” diyen sistem ile küçüklüğümden beri çekişiyorum. Bu sistemde benim bir kadın olarak asli başarım aile kurmamdan ve doğurabildiğimi dünya âleme göstermemden geçiyor. Ataerkil toplumun beklentilerine karşı duran bir hayat felsefesine sahip bir kadın olmam, kadın olduğum için pek çok alanda erkeklerin dayanışma ağı içine dahil olamamam, veyahut da yine kadın olduğum için, ailede kimi ev içi sorumluluklara sahip olmamdan ötürü, kendimi var etmek için erkeklere nazaran daha çok çalışmalıydım. Bir beyaz yakalı kadın, sanatçı ve yazar olarak, bu mecralarda var olma mücadelem içinde, “kadın” olduğum için bir iş yahut ürünü ortaya çıkarmak için verdiğim mücadelenin yanı sıra, kadın kimliğimden dolayı ilave enerji harcamam gereken hususlar hep oldu. Türkiyeli beyaz yakalı eşcinsel bireyler de eşcinsel kimliklerinden dolayı çoğu zaman daha ağır mücadeleleri yaşamın içinde veriyor ve onlar da biz kadınlar gibi “çalışkan olma stratejisi”ni kullanıyor (Öner, 2015). Çünkü, toplum bireyleri çalışkanlık ve başarısıyla takdir ettiğinde, bu takdir, kimi bağlamlarda toplumsal cinsiyet kimliğinin yarattığı dezavantajlı durumları konpanse edebiliyor. Aslında tüm bu “ayrımcılık” olarak nitelendirebileceğimiz olumsuz davranışlar ve bunca mücadelenin gereği, modernizmin neticesinde gelişen beden/akıl dikotomisinin yarattığı anlayıştan kaynaklanıyor.
 
Çünkü, modernizmin kartezyen düşünce mirasına dayalı ikilik anlayışıyla birlikte kadınlar ve eşcinseller gibi heteroseksüel erkek dışındaki tüm varoluşlar özel alan, beden ve cinselleştirilmiş olan ile özdeşleştirilir (Lister, 2002). İkili işbölümü anlayışı (1) yüzünden erkekler kamusal alanla, kadınlarsa özel alanla bağdaştırılır. Bunun yanında heteroseksist ideoloji; erkek, kadın ve cinsel azınlıklar için uygun meslekleri tanımlar. Bu bakış açısıyla, erkekler kamusal alanda tıp, hukuk gibi meslek dallarına uygun görülürken, kadınlar özel alanla ilişkilendirilen öğretmenlik ve hemşirelik gibi meslek dallarına uygun görülür. Geylerse, kadına uygun görülen belli başlı işlerle veya moda tasarımı ve sahne sanatları gibi birtakım özel meslek alanları ile ilişkilendirilir. Bu mesleki mecralarda gey ve lezbiyen bireylerin çalışması uygun ve “normal” olarak kabul edilir.
 
Bu dikatomik anlayışı kökten değiştirmek uzun soluklu bir mücadeleyi gerektirdiğinden, elimizden gelen mücadeleyi, aktivizm, yazın, sanat ve gündelik yaşam alanlarında vermeye devam etmemiz gerekse ve etsek de, Mazhar Alanson’un “Ah Bu Ben” adlı şarkısındaki gibi “Ah bu beden/akıl dikotomisini nerelere koşsak?” deyip, yaşamın içinde tutunmak için çalışkan olma dışında da çeşitli stratejiler üretmemiz gerekiyor. Kadınları ve diğer cinsel azınlıkları aşağılayan, ayrımcılığa maruz bırakan, dışlayan ve taciz eden heteroseksüel erkek egemenliği ile pazarlık etmek için kadınlar ve eşcinsel bireyler, örneğin, cinsiyetsizleşme (2) stratejisi uygulamaktadır. Kadınlar iş yaşamında feminenlikleri üzerinden “seks objeleri ancak diğer yandan şefkatli objeler, romantik objeler, ‘çocuğumun annesi’ objeleri, destek veren objeler (‘kadın işi’ tabiriyle örneklendiği gibi), iyi kadınlığın temsilcileri olarak görülürler” (Carol & Pollard, 1993, s. 47). Kadınların bu cinselleştirilmiş ve objeleştirilmiş pozisyonları erkekler tarafından kadınlarla rekabet etmek için kullanılmaktadır (Singh, Vinnicombe & James, 2006, s. 78). Kadınlar iş yaşamında cinsiyetsizleşme stratejisini anti-profesyonel yahut çekici olarak algılanmalarına sebebiyet veren kadınsı taraflarını göstermemek için kullanmaktadır (Singh vd. , 2006, s. 78). Kadınlar cinsiyetsizleşme stratejisini yükselmek için de kullanmakta, yöneticilik pozisyonlarının maskülen bir doğası olduğu için kadınlar da yönetici olmak adına maskülen olmayı tercih etmektedir (Schein & Mueller, 1992). Cinsiyetsizleşme stratejisi başarı getirirken aynı zamanda iş ortamından yalıtılmaya neden olmakta ve iş yerindeki karşı cinsten çalışanlarla duygusal ilişki kurma olasılığını düşürmektedir (Weitz, 2001). Beyaz yakalı eşcinsel bireylerse, kadınlar gibi, kimi bağlamlarda aseksüel görünme stratejisini uygularken, kimi bağlamlarda ise karşı cinse mensup olduklarını göstermek için, “karşı cinsle ilgileniyor gibi yapmak” ve “dört dörtlük bir heteroseksüel ilişki yaratmak” gibi stratejilere başvurabiliyor (Öner, 2015).
 

Kaynakça

Carol, A. & Pollard N. (1993). Changing Perceptions in the Feminist Debate. Assiter, A., & Carol, A. (Ed.). Bad girls and dirty pictures: the challenge to reclaim feminism. Pluto Press.
Lister, R. (2002). Sexual Citizenship. In E. F. Isin, & B. S. Turner (Ed.), Handbook of Citizenship Studies (s. 191-208). London: Sage Publication. Schein, V. E., & Mueller, R. (1992). Sex role stereotyping and requisite management characteristics: A cross cultural look. Journal of Organizational Behavior, 13(5), 439-447.
Singh, V., Vinnicombe, S., & James, K. (2006). Constructing a professional identity: how young female managers use role models. Women in Management Review, 21(1), 67-81.
Öner, A. (2015). Beyaz Yakalı Eşcinseller. İletişim Yayınları.
Weitz, R. (2001). Women and Their Hair Seeking Power through Resistance and Accommodation. Gender & Society, 15 (5), 667-686.

[1] İkili İşbölümü Anlayışı: Pek çok farklı yazar tarafından kullanılan Dichotomous understanding of division of labor kavramını Türkçe’ye bu şekilde çevirdim.
[2] Cinsiyetsizleşme: Desexualisation kavramını Türkçe’ye bu şekilde çevirdim.

aysunoner2005@yahoo.ca