Birtakım Acayiplikler, Birtakım Güzellikler


Murat Kızılca

Bu ay, sinema dünyasında karşımıza çıkan kimi alışılmadık olayları biraraya getiren bir köşe hazırlamak istedim. Bilhassa son iki mevzuun, sinemanın tanımından, film izleme kültürünün geçirdiği (ve öyle görünüyor ki hızla geçirmeye devam edeceği) köklü değişimlere kadar birçok konunun tartışıldığı sinema dünyasında ilginç gelişmelere yol açması muhtemel. İlk mevzu ise biraz sonuç gibi aslında. Haydi başlayalım.

 

La casa de papel Kaç Bölümden Oluşuyor?

 
Önce sosyal medyada sıkça karşılaştığım şu “kaç bölüm ya bu dizi” meselesine bir açıklık getirelim. İspanyol kanalı Antena 3 için çekilen La casa de papel (2017), her biri yaklaşık 70 dakika süren, 15 bölümlük tek bir sezon olarak tasarlandı. 2 Mayıs 2017’de ilk bölümü gösterilen diziye, 27 Haziran’daki dokuzuncu bölümden sonra bir ara verildi. (Hani şu Walking Dead’in meşhur sezon ortası araları gibi bir ara.) 16 Ekim’de tekrar gösterilmeye başlayan dizi, 23 Kasım’daki on beşinci bölümüyle sona erdi. Yani uzun lafın kısası La casa de papel 15 bölümden oluşan tek sezonluk bir dizi olarak yayınlandı. Bütün karışıklık, Netflix Aralık 2017’de diziyi uluslararası arenada göstermek için satın aldığında başladı. Bölüm sürelerini uzun bulan Netflix, İspanyol televizyonunda ara verilen dokuzuncu bölüme kadar olan kısmın bölüm sürelerini, “kırp diğerine ekle” yöntemiyle 40-50 dakika bandına çekerek 13 bölüme uzattı ve birinci sezon diye yayınlamaya başladı. Kalan altı bölümü de (muhtemelen yine benzer bir süre ayarlamasına gidip artık kaç bölüme uzatırlarsa) ikinci sezon olarak yayınlayacaklar. Şöyle bir de formüle biçimde yazalım da anlaşılmayan bir şey kalmasın:
 
Antena 3: 9 bölüm + (ara) + 6 bölüm = tek sezon, toplam 15 bölüm
Netflix: 13 bölüm (1. sezon) + x bölüm (2. sezon) = iki sezon, toplam 13+x bölümDiziye gelirsek; soygun filmlerinden/dizilerinden hoşlananlar kaçırmasın. Bir dolu mantık hatasına rağmen önceden tahmin edilmesi kolay olmayan sürprizlerle seyirciyi şaşırtmakta mahir bir dizi. İzleyeni “para nedir, ne değildir” üzerine kafa yormaya zorluyor. Ayrıca darphane, Avrupa Birliği ve birliğin ortak para birimi Euro gibi ana başlıklar üzerinden kapitalizmin çalışma şeklini (eğer varsa hâlâ farkında olmayanlara) farklı bir yöntemle izah etmeye soyunuyor.
 

Cloverfield Serisinden Bomba Yayın Sürprizi

 
Cloverfield serisini bilirsiniz. 2008 tarihli ilk film Cloverfield, buluntu film (found footage) formatında çekilmiş bir yaratık-canavar filmiydi. The Blair Witch Project (1999) ile birebir aynı şablonu kullanan film, hayatlarını kurtarmaya çalışan gençlerin elindeki devamlı sallanan kameradan aktarılan (ve asla sabitlenmeyen) görüntülerden başı dönmeden, midesi bulanmadan sağ salim kurtulmayı başaran seyirciyi, gizemli canavarı göstererek ödüllendiriyordu. Devam filmi olarak sunulan 10 Cloverfield Lane (2016), ilk filmle bağlantısız bir kaçırma ve sığınakta zorla alıkoyma hikâyesi anlatıyor gibiydi ama final sekansıyla seriye bariz biçimde bağlanmayı ihmal etmedi. Yapım şirketi Paramount, serinin üçüncü filminin isminin God Particle olduğunu ve filmin Nisan ayında gösterime sokulacağını açıklamıştı. Fakat 4 Şubat günü ABD’deki hemen herkesi ekran başına kilitleyen Super Bowl finali sırasında ilk fragmanı yayınlanan filmin isminin The Cloverfield Paradox olarak değiştirildiği ve finalden hemen sonra Netflix’te yayınlanacağı duyuruldu.Sürpriz karar birçoklarını şaşırttı ama kararın iki taraf için de hayırlı olduğu anlaşılıyor. Paramount’un Eylül 2017’de çekimleri tamamlanan filmden memnun olmadığı ve üzerinde birçok değişiklik yaptığı konuşuluyordu. Bütçesi 30 milyon dolar civarında olan filmin, bir de üzerine eklenecek ciddi reklam giderleri ile beraber, gişede dibe çakılabileceği de söylenenler arasındaydı. Böyle bir ortamda Netflix’in 50 milyon doları aştığı söylenen ve filmi bir çırpıda kâra geçiren teklifi, Paramount’a can simidi gibi gelmiş olmalı. Hem filmin Çin’deki gösterim ile ev sineması (DVD, vs.) hakları hâlâ Paramount’ta. Nitekim yazıyı kaleme aldığım esnada filmin Metacritic notu 36/100, Rotten Tomatoes notu ise %19 idi.
 
Öte yandan Netflix için de iyi bir hamle oldu. Serinin başta ABD olmak üzere bütün dünyada birçok hayranı bulunuyor. Yine J.J. Abrams imzalı Lost dizisinde olduğu gibi serideki filmlerin dışında üretilen ve yeni teorilere gebe viral videolar sayesinde günden güne genişleyen bir Cloverfield evreni yaratılmış durumda. Seri adına kurulmuş birçok forum sayfasında her gün yeni teoriler üretilmeye devam ediyor. Yani Netflix’in bu rüzgârdan faydalanma isteği çok da garipsenecek bir durum değil. Bakalım bu anlaşma, Hollywood ile online izleme platformları arasındaki gergin ilişkiyi nasıl etkileyecek?
 

Bir Yönetmen Yeni Filmini İnternetten Bedava Dağıttı

 
1958 doğumlu sinemacı Richard Schenkman’ın çok da kalabalık olmayan filmografisi vasat altı filmlerin işgali altındadır. Hatta ürettiği çöp filmlerle meşhur Asylum yapım şirketi için Abraham Lincoln vs. Zombies’i (2012) bile çekmiştir. Ancak arada bir yerde öyle bir film vardır ki Schenkman’ın isminin bütün dünyada bilinmesini sağlamıştır. Evet, kült film The Man from Earth’ten (2007) bahsediyorum. İşte bu filmin devam filmi The Man from Earth: Holocene (2017), 15 Ocak 2018’de bizzat yönetmeni tarafından meşhur dosya paylaşım sitesi Pirate Bay’e yüklenerek bedava dağıtılmaya başladı. Bu alışılmadık dağıtım yönteminin detaylarını incelemeden önce gelin ilk filmin nasıl bu denli meşhur olduğuna bakalım.On yıl kadar önce Hollywood ve dosya paylaşım siteleri arasındaki savaş çoktan başlamıştı. Filmlerin sinema salonunda izlenme oranlarını (dolayısıyla kârlarını) düşüreceğini iddia eden yapım şirketleri, eğer bir an önce önlem alınmazsa sinema endüstrisinin yok olabileceğinden bahsediyor, popüler dosya paylaşım sitelerini sırayla mahkemeye veriyordu. Ancak 2007 yılında, yapım şirketlerinin iddiasının aksine, torrent’lerin bambaşka bir gücü olabileceği de görüldü. Kendi halinde düşük bütçeli bir bağımsız film olan The Man from Earth, DVD olarak satışa sunulmadan birkaç hafta önce dosya paylaşım siteleri vasıtasıyla bütün dünyaya yayılmaya başlamıştı. Anlaşılan o ki kim olduğu bilinmeyen biri, filmin DVD “screener”ını ele geçirmiş, rip’leyerek dosya paylaşım sitelerine yüklemişti. Film daha satışa sunulmadan önce kulaktan kulağa yayılarak izlenmeye başlamış, beğenilmiş ve çeşitli sitelerde, forumlarda övülmeye başlamıştı bile. Akabinde filmin yapımcısı Eric Wilkinson tarafından bir açıklama gelmişti. Hayır, dosya paylaşım sitelerine çemkiren bir açıklama değildi, aksine filmi bu denli umulmadık bir şöhrete kavuşturan torrent kullanıcılarına teşekkür ediyordu: “Bağımsız filmimizin reklam için neredeyse hiç bütçesi yoktu ve öyle önemli bir satış yapabileceğimizi de düşünmüyorduk ama biri filmimizin ‘screener’ını rip’leyip herkesin indirebilmesi için internete yüklemiş. Bu sayede izleyen hemen herkes olumlu görüş bildirmiş. Filmin bu kadar çok kişiye ulaşmasını, beğenilmesini ve herkesin filmi konuşmasını sağlayan internet korsanlarına çok teşekkürler!”
 
Yönetmen Schenkman, büyük olasılıkla bu tecrübeden yola çıkarak devam filmini dağıtmak için ilginç bir yönteme başvurdu. Bu sefer işi şansa bırakmadan filmi kendi elleriyle internete yükledi ama filmin başına da bir not eklemeyi unutmadı: “Yeni filmimizi izlemek için vakit ayıran herkese çok teşekkürler. Filmi izlemek isteyen herkesin rahatça ulaşabildiğinden emin olmak için filmi dosya paylaşım sitelerine bizzat kendimiz yükledik. Ama bedavaya izliyorsunuz diye filmin bedavaya yapıldığını düşünmeyin. Bu yüzden filmi para ödemeden izleyen ve sonrasında da www.ManFromEarth.com sitesine gidip miktarı ne olursa olsun bağışta bulunan herkese çok minnettarız. Bu ahlak sistemi üzerine devrimci bir küresel deney. İnsanlara şunu soruyoruz: ‘Filmimizi izleyip beğendiyseniz, direkt filmi yapanlara herhangi bir miktarda ücret ödemek ister misiniz?’ Lütfen sadece bu film dosyasını paylaşın ve üzerinde herhangi bir değişiklik yapmayın. Ayrıca filmi YouTube ya da insanların para ödeyip film izledikleri sitelere yüklemeyin ki başka birileri film üzerinden para kazanamasın. Tekrar desteğiniz için teşekkür ediyor, filmimizi beğenmenizi umuyoruz.”
 
Schenkman’ın sıradışı çabasının ne kadar işe yarayacağını ya da geniş kitlelere ulaşamayan düşük bütçeli bağımsız filmlerin dağıtımı için ne gibi yeni yöntemlere zemin hazırlayacağını zaman gösterecek. Ama neresinden bakarsanız bakın cesur bir girişim. mkizilca@gmail.com