Soğuk Ormanın Ardında Buz Kesmiş Dağ: Peygamber Vitesi; Ulu
Murat Mrt Seçkin
Tam da havalardan bahsediyorduk. Kış hiç gelmeyecek, yaz ise hiç bitmeyecek gibi hissettirirken birdenbire kırıcı bir sonbahara büründük. Nemin üşüten keskinliği ile bulut arkasına saklanmış, kendini gösterse kimbilir ne neşeler saçacak güneş bulanık ışığını yaymaya çalışıyor. Öğlen ışığı derken şafak gerginliği, sabah ferahlığı derken alacakaranlığın acılığı. Artık yaşadığımız mevsim bu sanki.1.
Dolu bir şehir büyüdükçe boşalır. Biz insan kalabalığına kafayı takarken, insan kalabalığını içine alacak şehir, insanın var olması adına daha çok yer kaplar. Yapılar arttıkça insanlar çoğalsa da yapı bir insanın ihtiyacı olandan en az 40 metrekare fazla olacağı için aslında genişleyen alandaki kalabalık gittikçe küçülür. Beton orman bir insana beş beton fidan bağışlar ve aradaki fark hiç bitmez, azalmaz, kim bilir belki de artar.
Gri ve kırmızı arasında giden gök renginde sıkışıp kaldıkça doğa kavramımız da yenilenmeye başlar. Bir ağacın ululuğunu bir binanın veya belki bir kulenin büyüklüğü ile karşılaştırmak zorunda kalabiliriz. Bireyin boyunu geçen her şey ondan büyüktür oysa ki. Senden büyük her tabiat varlığı zaten uludur.
Doğaya, kırsala hasret olmanın bir tarza, yaşamanın ise genel olarak bohem bir seçime dönüştüğü zamanımızda kendi ellerimizle yarattığımız şehri reddetmek ile üstüne bastığın ya da yaşadığın toprağın aslında su olduğunu söylemek arasında hiçbir fark yok. Kaçmak için kilometrelerce öteye gitmeye de. Aslında pencerenden baktığında karşındaki bina yüzünden göremediğin arka mahalle sana en yakın ormandan daha uzak. Hatta bazen kaçmak için sadece bir oda değiştirmen yeterli. Çünkü mesafe dediğimiz şey 1 mikron ile trilyon kilometre arasında değişen, akışkan bir ulaşım birimi.
Sen yine de dışarı çıkacaksan doğru havayı bekle her zaman. Ruhuna yapıştırılmış “yaz güzeldir” sakızının eninde sonunda şekeri kaçacak. O zamana kadar keyif aldığını düşündüğün sıcak ve aydınlığa minnet göstermeye devam et. Keyfin kaçtığında, karanlık geldiğinde, ağzında çirkin tatlar biriktiğinde kış insanlarının arasına düşeceksin.
2.
Şehrin ortasında birikmiş dağa ulaşman için geçmen gereken koca bir orman var. Delirmiş sincaplar misali baldırına değip giden araçlar her daim seni engelleyecek ama sen boşver, yürü.
Bazıları yaşlı, kimisi genç ağaçların yanından geçeceksin. Tuhaftır genç olanlar taze görünümleri altında hiçbir yenilik sunmayan, hep aynı yavan meyveyi veren ağaçlar. Yaşlılar ise ölüme yaklaşmanın saldığı koku yerine deneyimin bıraktığı tatlı esans ile sana daha yakın duracaklar. Genç ağaçlar seni ayaklarından çekmeye çalışırken yaşlı olanlar elini tutacaklar. O yüzden sen boşver, adım atmaya devam et.
Toprak eğer ayağının altından kaymıyor ise insan yapımıdır. İnsan yapımı zemin senin, ruhunun kök salmasına engeldir. Zordur beton ormanda hareketli bir zemin bulmak. Bazen aynı şekil verilmiş binlerce taş, bazen karalar bağlamış asfalt. Hepsi dipsiz kuyusuna çekip bedeninin dengesizce sallanmasını izleyecektir. Toprak yine de orada bir yerlerde, hiç olmadı hepsinin altında, kazarsan ulaşırsın. İşte o yüzden yürümeye devam et.
Beton ormanda rüzgâr sürekli dırdır eden bir dost gibidir. Binaların kestiği serinlik anında durgun bir kışa dönüştürür. İstanbul’un orta yeri Grönland olabilir bir anda. Karşına çıkan ilk dört yol ağzında rüzgâr sağlı sollu yakalamaya çalışır seni. Aslında ne de güzeldir kafayı hafif eğip önünü göremeden, bilmeden yürümek. Belki hiç bilmediğin bir uçurumun içine düşmek. Rüzgârın seni almasına izin ver, korunaklı yürüyüş dört duvar arasında olur. Sen yürümeye devam et, bile bile zorlayarak kendini.
Dağa ulaştığında anlayacaksın aslında her yerin bir, her yerin gri ama bir o kadar da farklı ve renkli olduğunu. Karanlık tonları bizden uzak tutan mutluluk tüccarlarını küfür ede ede şikâyet etmek isteyeceksin tüketici derneklerine. Umut ve umutsuzluk kol kola girdiği zaman hayat çekilir hale gelir. O yüzden sen dağa çıktıktan sonra da yürümeye devam et. Belki tek, belki birken bine bölünmüş dostlarınla. Dev bedenin gittikçe kaybolurken derin kuyularda, büyümek için çıkacağın dağlarda fark edeceksin aslında ne kadar küçük olduğunu.Sen yine de ayaklarını sürüyerek de olsa yürümeye devam et.
3.
Ulu şu anda aktif olmayan Peygamber Vitesi’nin 2014 yılında Müzik Hayvanı etiketi altında çıkarttığı ikinci kaydı. Albüm bir ayının hikâyesi üzerine, hatta ayının varlığının kutsanması üzerine yapılanmış, genel deyişle konsept bir iş. Beş anlatıdan oluşan bu kırgın hikâyeyi ise Kutay Soyocak, Utku Öğüt, Yaren Eren Budak’tan oluşan kadro anlatıyor. İlk albüm ile (İsimsiz / 2013 / Müzik Hayvanı) yeterince bağlayan hikâye anlatıcılığının bu albümde daha da derine inen bir ses yapısı ile ne güzel bir yere geldiğini duymak ve hatta o anlatım sayesinde görmek ayrı bir deneyim.
Baskı standartlarına göre görece kısa ama tek bir şarkı için yeterince uzun bu albümü Müzik Hayvanı resmi sitesinden ücretsiz olarak temin edebilirsiniz. muratmrtseckin@gmail.com