Yurtsuz Zekâ
Emre Eryılmaz
Yurtsuz John, bu, Magna Carta sözleşmesini 1215 yılında imzalayan İngilizlerin kralı, özellikle döneminde kimseye yaranamamıştır. Ne Papa, ne monarşi, ne teba hiç düzgün kelime etmemişler ne yüzüne ne ardına. Aradan yaklaşık dört yüzyıl geçince, Shakespeare, ulusalcılığa örnek olarak Yurtsuz’un hikâyesini bol miktarda vatanseverlik vurgusu içinde anlatır. Kralın hayatı için en pozitif anlamda değerlendirme bu olmuştur herhalde. Demir, deri ve çamurun kan ile kaynaştığı, biraz daha mübalağa ile şöyle sağdan soldan geçen ok vızıltılarına aşina olunan, doğmaların tavan yaptığı, eften püften korkuların gerginlik yarattığı bir dönem ve John o, bu, şu şartlar sonucunda krallık konumunu kısıtlayan yasayı uygulamaya sokmuştur. (Böylece çok önceden aldığı “yurtsuz” sıfatının kendisine artık tam oturduğu söylenegelmiştir).
Günümüzden bakışla ilk anayasal hükümlere sahip sözleşme olarak medeniyet tarihinde yer eder. Pekala, bir anayasanın devlet eşrafı için ve devlet dışı unsurlar için ne demek olduğunu biliyoruz. Kurallar ve kurallar, uygulanılası kurallar…
Bu deneme yazısında bakılmak istenen açı; halkıyla, kurumlarıyla ve bilumum öğeleriyle yaratılan “devlet kuramı”na ait zekânın göstergesinin anayasa sözleşmesi olduğu yönündeki fikirdir.
Basitçe, “Uygulanan anayasalar, devletlerin zekâlarını ölçmemize yarar,” demekten geri kalmayalım. Ve diyelim ki “Kuralları birbirleri ile bağlayan öğe onun mantalitesini oluşturur”.
Mantaliteden kastın ne olduğunu örneklendirmek gerekirse, mesela; monarşi aptallıktır, oligarşi korkaklıktır, şu zaten tam samanlıktır vb. diyerek kesip atmayalım ve önce düşünce biçimini vurgulayalım.
Aristo monarşiyi önerirken (bu demokrasiyi yazan adam) doğaya baktı ve fiziki olarak hayvan olan insan cinsine “Ormanın kralı, âlemin dayısı, Batı’nın kralı, Doğu’nun sultanı kişi monarşinin başıdır ve doğa göz önünde iken doğal olarak doğru olan uygulama budur,” dedi. (Atina’nın dönem demokrasisi içinde ihanet olarak karşılık bulan bir söylev oldu. Fakat düzenin günümüze tekabül etmesine engel olmadı tabii). Monarşi tek kanın kuruculuğuna biat ederek onun yüceltilmesi ve onun öncelenmesi durumudur diyebiliriz. Yani kana olan yakınlığın senin hayatını döndürmekte. Besin zincirinde onun önceliği senin önceliğinden yeğdir ve tam tersidir. Pratik olarak gerekirse seni gıda olarak seçmelerine ses çıkartmayacağın yasal sözleşmeye sahipsindir.
Burada durup halkın yığın haline gelişi üzerine laf çarpacak değiliz. Ne dedik, kuralları bağlayan öğe ve oluşan mantalite. Monarşi için bağlayıcı öğe, canlı ve süreğen muhataba, hamiye sahip olmaktan geçer. Kurallar muhatabın onayıyla belirlenir, uygulanır, gelenekleşir. Ve devlet anayasal olarak monarşiyi korumak için kurulduğunu bildirir.
Yani var olan ve olacak kanunların öğesi monarşi ve devlet monarşiyi yücelemek için vardır. Tabii olarak, şartlarla belirlenen teba, ekonomi ve siyaset çarkı içinde faal edilir. Bir miktar; dün yaşadın, bugün savaş, yarın ölürsün gibi. (Durum bu iken Yurtsuz John’un monarşi tarafından beceriksiz olarak görülmesi ve vurgulanması anlaşılır hale geliyor.)
“Geri” kalan düzenlere tek tek bakacak deneme yazısında değiliz.
Lakin yazıyı tamamlamak ve anlam haline gelmesi için birkaç lakırtı daha etmek gerekir.
Bu yüzden bir misal ile… o da ne olsun?.. Pratik olarak monarşinin karşıtı cumhuriyet olabilir. Ayrıntılar budandığında elimizde halkı oluşturan insan kavramı bağlayıcı öğe olarak kalıyor. Gerisi bildik, efendime söyleyeyim devlet, insan yaşayışını kolaylaştırmak ve sürdürülebilir kılmak üzere vardır ve halkın onayladığı çözümler devlet güvencesi ile halk için uygulanır, tarzı düstur.
Sonuç olarak yönetim sistemleri ne ile ilgiliyse onu temele bağlar ve anayasaları sayesinde zekâlarını ölçebilir ve değere alabiliriz.
İnsanların çeşitli evrelerden geçerek oluşturmayı başardıkları medeniyete sahibiz. Ve kendi insan cinsimiz dışında bu medeniyete son verebilecek canlı türü henüz karşımıza çıkmadı. Tabii ki gidişatın çok parlak görülmediğine dair düşünceler var. Neyse ki konumuz bu değil.
Şöyle bir cümle ile diyebiliriz ki; kurucularının doğa ve insan olduğu bir medeniyette, kuralların bağlayıcı öğesinin bu ikili olması dışında kalanlara zekâ olarak çok da güvenmemek gerektiğidir.
Kalın sağlıcakla. sefahat@hotmail.com