Beyinlerin TOKİ’si
Sena Hayta
Öyle portakala kadar gitmeye gerek yok, anksiyete dolu ilk okul yıllarınızı hatırlamanız yeterli. “O yaşta anksiyete mi olur?” demeyin, bal gibi de oluyor. Birdenbire taramalı tüfek gibi karşısındakini kayırmaksızın arka arkaya gelen bilgiler hayatımızda var oluyor. Senin neyi ve nasıl öğreneceğini sorgulamadan, tüm bilgiler, “müfredata” göre ders kitaplarından beyinlere hücum ediyor. Bu bilgileri alırken, uygulanan sıkı okul kuralları her şeyi daha da zorlaştırıyor. Bir de bunlar yetmezmiş gibi kıyaslanma, yarış halinde olma ve hep “O” en “zeki” ve uslu çocuğun kıstas alındığı suçlamalar.Farklılıklarımızı keşfetmenin elzem ve heyecanlı olduğu çocuk yaşlarda tek tipleştirilmek için yapılan hummalı bir çalışmaya alet oluyoruz. Temeli sağlam atılmayan kentsel dönüşüm projeleri gibiyiz. Bunun sonucu olarak da günün trend’ine ayak uyduran beyinlerimiz, beğenilerimiz, takıntılarımız var. Biz çocukken, eğitime açık beyinlerimizin zekâ gelişimi, olması gerektiği gibi bize özel olarak değil, sistemin dayattığı TOKİ mantığı ile şekilleniyor. Sadece eğitim sistemini suçlayacak değiliz, aileler de kıyaslama, at yarışı misali komşuya hava atma suretiyle az laf sokmamıştır çocuklarına.
Okul döneminde ders boş diye sevindiğimiz rehberlik saatleri olurdu. Bireysel olarak neyi, nasıl algılayacağımız, hangi öğrenme şekli ile yatkın olduğumuz alanda zekâmızı nasıl geliştireceğimize dair bazı sonuçlara ulaşılırdı. Ancak çıkan sonuçlar, katı sınav sıkacağı sistemimizde paramparça edilirdi. Öğrenme değil de ezber, hız ve kısa yollar her zaman daha önemliydi. Cevap kağıdı üzerinde işaretlenen her yuvarlak, beton bloklar gibi hızlı ve seri bir şekilde ilerliyordu.
Türkçe ve matematik arasına sıkışmış başarı oranları birçok jenerasyonu klasik mesleklere sıkıştırdı. Tek tip sınavların meyvesi olan bizler, beynimizin neye yatkın olduğunu anlayamadan masa başına geçtik. Büyüdüğümüzde edindiğimiz hobilerde aradığımız zekâ kırıntıları artık pelte olmuş beyinlerimize birkaç beden küçük gelmeye başladı. Kırıntıların fark edilip besleneceği zaman çoktan geçmiş, çoğumuz sevdiğimiz işi yapmaya 2 beden uzağız.
Maddi durumları oldukça iyi blogger anneler tarafından öğretilmeye çalışılan trend çocuk geliştirme tüyoları da var. Özel okullardaki ders çeşitliliği, çocuk atölyeleri, müzikle ilgili enstrüman keşifleri, çocuk tiyatroları, KidzMondo gibi mesleki keşif ve eğlence parkları… Yani büyük şehirlerde belli standartlara sahip ailelerin yapabileceği aktiviteler. Orta halli, şehirlerinde böyle imkânları olmayan, biraz da geleneksel ailelerin çocuklarının zekâsı yine aynı ev-okul döngüsünde TOKİ mimarisi kıvamında pelteleşiyor.
Çevremizin betonlaştığını görüp üzülürken, beyinlerimizi düzleştiren mentalitenin de kurbanı oluyoruz. İnsanoğlunu piramidin en üstüne taşıyan zekâyı gün geçtikçe tek tipleştirerek, bireyleri belirli bir ideolojinin GDO’lu meyvelerine dönüştürüyoruz.
Aziz Nesin’in söylediği muhteşem bir söz ile yazıyı kapatmak istiyorum:
“Çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine, dünyaya daha iyi çocuklar bıraksanız, sorun kendiliğinden çözülecek aslında. haytasena@gmail.com