Oyuncu : Michael Shannon
Utkan Çınar
Bu aydan itibaren yeni kuşak aktörler üzerine bir seri başlıyor mecmuada. Can cekişen Hollywood’u şu sıralar ve önümüzdeki yıllarda kurtarabilecek birtakım umut veren, hatta hali hazırda çok iyi işlere imza atmış isimler bunlar. Hepsi 35-40 yaş arası. Aktörlükte kariyerin, popülaritenin ve oyunculuk zirevsinin 40-60 yaşları arası olduğunu düşünürsek beklenitler daha kolay anlaşılabilir. İlk konuğumuz Michael Shannon. Kimdir?
Kentucky’li ’74’lü bir abi. Boşanmış bir ailenin Chicago-Kentucky arası mekik dokuyarak büyüyen oğlu.
İlk Nerde?
Dikkatli gözler Tom Cruise’lü Vanilla Sky’da gördü onu ilk. Birkaç saniyelik bekçi rolünde bile etkileyici tavrı seziliyordu. 8 Mile, Pearl Harbor gibi filmlerde de ufak rollerde karşımızdaydı.
Repütasyon:
Boardwalk Empire desek yanlış olmaz herhalde. Van Alden karakteri onun tarzına çok uygundu. Kendi deyimiyle “Hiçbir filme hayır demeyen” biri olan Shannon’un doğru rolleri bulması için biraz zaman gerekti. Ama hem Van Alden karakteri hem de Revolutionary Road’daki performansı (DiCaprio ve Winslet’ı da yükselten) onun uluslararası alanda da ciddiye alınmasını sağladı.
Şovu:
Werner Herzog’un filmi My Son My Son What Have You Done? David Lynch’in yapımcılığını üstlendiği film pek iyi eleştiriler almasa da Herzog Bad Lieutenant’da da beraber çalıştığı Shannon’ı nasıl kullanacağını biliyordu. Shannon oynadığı birçok karaktere senaryo-hikâye dışı bir derinlik katabiliyor ve aslında deneysel işler için biçilmiş kaftan. Herzog bir kapı açtı, gerisini beklemedeyiz.
Lafı:
“There’s a Storm Coming!” (Fırtına Geliyor!) Amerikan sinemasının son yıllardaki yeteneklerinden ve her filminde Shannon’la çalışan Jeff Nichols filmi Take Shelter’dan. Shannon ilk başrolleri de diyebileceğimiz Nichols filmleri, Shannon için en konforlu alanlar. Take Shelter’da ise felaket paranoyasından muzdarip sessiz, çalışkan bir aile babasının geçirdiği travmalar hakikaten zevkle izleniyor.
Artı / Eksi:
İkisi de aynı aslında. Henüz çok fazla başrolü olan bir aktör olmasa da yardımcı rollerde gözüktüğü sahnelerde karakterine verdiği belki de aşırı derinlik hem o karakteri çok yükseltiyor ama yanındakileri de sallamıyor gibi gözüküyor. Bir tarz meselesi belki de. Man Of Steel’de bile Şekspir oynar gibi durması da bu yüzden belki. Diyaloğa girdiği karakterle bazen hiç alakası olmuyor. “Benim olayım, derdim başka” duruşu. Bu The Iceman gibi başrollerinde filmi çok rahat taşımasını sağlarken Nichols ile yaptığı son film Mud’daki yan rolü kısıtlanmaya pek gelemediğini de anlatıyor. Kötü değil ama hep daha fazlasını istetiyor insana.
Beklenti:
Daha fazla hayır demesi belki de. Man Of Steel’de (Marvel’a bir, DC’ye iki) eğlendiğini tahmin edebiliyoruz ama gene de gelecekte daha seçici olması ve şu aralar formunda olmayan Hollywood ile beraber kendini de aşağıya çekmemesi lazım. The Iceman ve Take Shelter gibi işlerini hazırlık olarak sayıyor ve Taxi Driver seviyesinde bir efsane filmin, onun adını akılara kazıyacak bir işin çok da uzakta olmadığını umuyoruz.
khgv@hotmail.com