King Krule : Küçük Prens


Utkan Çınar
’90 kuşağı, Y kuşağı, internet kuşağı vs...Yazdan beri üstüne konuştuğumuz muhabbetler. Bizim gibi X kuşağı (öff!) üyelerinin de bu duruma karşı “Kim lan Bu tıfıllar, biz daha süperdik!” duygusunu içten içe hissedip de dışa vurmadığını da görebiliyoruz. Konuya buradan girmemin sebebi, birazdan bahsedeceğim ismin 1994’lü bir tıfıl olması. Bu sayfalara konuk ettiğimiz en genç isim belki de. Bir kaç senedir uzaktan uzaktan takip ettiğimiz Archie Marshall ya da bildiğimiz mahlasıyla King Krule ilk solo albümü 6 Feet Beneath The Moon’u 19. yaşgününde yayınladı ve beni farklı duygulara gark etti. Nasıl mı? Anlatayım.

Öncelikle tanışmamızdan bahsetmeli. Henüz 16’sında Zoo Kid olarak ismini duyuran Marshall’ın dikkatleri çekmesi zor olmadı. 2011’deki King Krule EP kesinlikle enteresan birşeyle karşı karşıya olduğumuzu kanıtlıyordu. Durumu şimdi 33’ünde olan ve 15’inde ilk kayıtlarını yayınlamaay başladığında “yeni Bob Dylan” olarak adlandırılan Conor Oberst’i hatırlatıyor. Oberst yeni Dylan olamadı tabi. Krule ne? “Yeni biri”nden çok sadece yeni. 2000’lerde başımıza yıkılan tarzlara göre müzikal ayrım işinin tamamen çöktüğünü kanıtlıyor, “şu tarz dinliyorum” mantığını yokediyor  ve tüm türlere açık olmadan artık bir şey yapılamayacağını kafamıza kazıyor. (Böyle bir dövme mi yaptırmalı? No Styles!)

Bu ilk gördüğümde tipi bana Küçük Prens’i hatırlatan gencin Ağustos sonunda yayınlanan ilk solo albümü 6 Feet Beneath The Moon ile ilgili yurtdışında, basında yayınlanan eleştirileri okuduğunuzda her yazıda birbirinden oldukça alakasız referanslar duyuyorsunuz. Şöyle bir toplama yapmak gerekirse:  Tom Waits, Morrissey, Edwyn Collins, Modest Mouse, Joe Strummer, Pete Doherty, Tricky, The Streets vb...Tarz olarak ise darkwave, jazz-rap, avant-jazz, ghost-dub vs.. Mantıklı geliyor mu? Aslında geliyor. Demin de bahsettiğim gibi King Krule yeni, özgün, taze ve hiçbir şeye benzemiyor. Hiçbir şey de ona benzemeyecek muhtemelen.  Ama bu uzun listeye ben de eklemeler yapmak isterim. Tazelik alanında Tricky’nin debütü Maxinquaye erhalde en yakın referans ama Tricky bile 27’sindeysi o albüm çıktığında. Bu da artık 2000’lerde müzik yapıp yayınlamadaki kolaylığı kanıtlıyor. Albümün ilk tınılarını “Easy easy”den duyduğumda ise Billy Bragg geliyor gözümün önüne. Dizzie Rascal’a aksansal göndermelerinin yanında neredeyse tüm hip hop kültürünü, sunduğunun bir köşesine yerleştirmiş olduğunu seziyorsunuz. Çatlak ergen sesi  Joe Strummer referansını çıkarsa da ortaya bana Jim Morrison’un yaptığı işten en keyif aldığı zamanları andırıyor. “A Lizard State” diye de harika bir şarkı bulunduğunu söylemeli albümde. Morrison 2010’da yaşasa böyle bir şarkı yapardı belki. Benzetmeler zorlasak daha çook çıkar. Biraz da kayıt tarzına bakalım.

Krule’nin bir atmosfer yaratmak için reverb’ün gücünden daha fazla bir şeye bel bağlamaması bence çok etkileyici. Kaybolmayan ve suratına çarpan vokaller. Neredeyse hiç efektsiz gitarlar. Son bir iki yıldır müzik ve sinema eleştirisi yazarken en çok kullanılan kelime olması gerektiğine inandığım “minimal” kelimesi burada da kendini belli ediyor. Şarkıların belli belirsiz ve adeta ritimsiz sonlanışları ise onun alamet-i farikası. Çatlak sesi ise hala modernlik arayanları braz rahatsız edebilir ama punk’ın değişmeyen estetik ruhunu bilenler buna takılmayacaktır. Elektronik ritimler ise her belirdiğinde zafer anları yaşatıyor, ki örnek olarak da “Foreign 2” verilebilir
.
Evet beyler, karşımızda şöyle ya da böyle anında-klasik bir debüt var. Krule buna benzeyen 3-4 tane daha albüm yapsa ikinci albüm sendromu sorusu aklımıza bile gelmez. Ki sesinin de daha kendin bulacağını düşünürsek. Y kuşağı böyle takılacaksa... Evet o muazzam ’40’lı doğumlu jenerasyndan bir çok ölüm haberi alacağız kaçınılmaz olarak önümüzdeki 10 yılda. Ama sanırım kutlayacak ve onları huzur içinde yatıracak da birçok müzik duyacağız. Onların da atası Krule ve bu albüm olacak sanırım.


 

  khgv@hotmail.com