Tina
Kerem Oğuz
Bundan yıllar evvel bir sokak köpeğine bakıyordum. Simsiyah bir Belçika kurdu idi. Mahalledeki arkadaşlar adını “Tina” koymuşlardı. Tina’yı besleme günlerimiz vardı. Benimkisi Salı. Salı günü kasaptan artık kemik aldım ve onları anneme kaynattırdım. Sonra tencereyi dikkatli bir şekilde taşıyarak sokağa çıktım. Tina beni görünce sevinçten olduğu yerde dönmeye, sıçramaya başladı. Sonradan öğrenmiştim ki Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günleri görevlileri işlerini ihmal etmişler. Hayvan 3 gündür aç. Kapıcı su vermiyor olsa ölüp gidecek. Neyse, yemeği Tina’nın kabına boşalttım. Hayvan hızla kocaman bir kemik aldı fakat kemik hâlâ sıcak olduğu için onu yere fırlattı. Yaşım küçüktü, daha önce hayvan bakmamıştım, ona yemek ikram etmeden önce kemiğin soğuması gerektiğini düşünememiştim. “Soğuyunca yer,” diye düşünüp eve geri gittim. Sabah bir baktım ki –hem de 3 gündür- aç olan hayvan yemeğe dokunmamış. Neden, çünkü sıcaktan ağzı yandığı için bir daha ısırırsa yine aynısı olacağını düşünüyor. Köpeğin aklı bu noktada pes ediyormuş demek ki, o kemiğin soğuyabileceğini hesap edemiyor. Ağzının yanmaması için otomatik işleyen bir savunma mekanizması var, buraya kadar güzel. Fakat bu mekanizma ikinci hamleyi yapmasına engel oluyor ve hayvanı açlıktan ölme noktasına götürüyor.Sorum şu, sizin aklınız hangi noktada pes ediyor? Tina’dan daha akıllı olduğunuzu iddia edebilir misiniz?
Bana soracak olursanız cevabım, “Evet, bazen.” Bazen de bir bakıyorum ben de aynı Tina gibi, değişen şartları, farkılaşan kişileri, olayları, geçen zamanı, sevgi faktörünü vs, vs hiç bir şeyi hesap edemeden beni ürküten her kişiyi, her olayı bir torbaya atıp onu gömüyorum.
Bu konuda söylemek istediklerim bu kadar. evrandir@gmail.com