Merhaba! Benim Adım Gitar...


Murat Mrt Seçkin
Nereden, hangi albümle başladığını hatırlamıyorum ama gitar müziği dinlememin en önemli sebebi sanırım büyük ağabeğim. Seksenlerde evden eksik olmayan ve o zamanın Türkiye’sinde yeraltı sayılan Metallica, Slayer, Halloween, Tankard, Celtic Frost, Napalm Death gibi aslında birbirinden alakasız gruplar ile ortaokulu bitirdik. Yine de tüm bunların içinde Slayer bambaşka bir yere kondu. Öyle ki ki hâlâ içimden banyoya kapanıp koluma jiletle Slayer yazasım gelir. Bu hızlı grubun bana verdiği en önemli ödül ise aniden gelen ve sıkıcı olmayan, sakız gibi uzamayan gitar soloları oldu. Hâlâ da bir şarkıda virtüozlük numarası yapan gitar sesi duyduğumda ister istemez soğurum birazcık.
 
Zaman geçtikçe bambaşka gitar sesleri ile de tanıştım. Robin Guthrie, Matt Johnson, The Edge, John Frusciante, Justin Broadrick veya Derek Bailey gibi isimler bu enstrümanın rock dışında da nasıl tınladığını anlattılar bana. Hatta bazılarını dinlemekte de oldukça geç kalmıştım. Böylece solo gitaristlere olan tavrım (uzun ve sıkıcı virtüöz soloları hariç) değişmiş oldu. Böylece Viggo Mortensen, Guns’N Roses, Bill Laswell, Mike Patton, Q-Bert, Primus, Snoop Dog, Red Hot Chili Peppers ve John Zorn gibi isimlerin arasında ortak bir bağ kurabileceğim bir isimle de tanışmış oldum. Neredeyse tüm kariyerini (bence) ürkütücü imajı, turuncu tulumu ve kafasından eksik etmediği KFC kovası ile geçirmiş bir adam: Brian Patrick Caroll ya da nam-ı diğer Buckethead.
 
İlk gitarına 12 yaşında sahip olan, yaşadıkları şehirden taşınana kadar oyuncağını o kadar da ciddiye almayan 1969 doğumlu Brian, Paul Gilbert ve Mark Hammond gibi isimlerden özel ders alarak yeteneğini ilerletti. İlk grubu Class-X ile bağlarını koparıp seksenli yılların sonunda katıldığı bir yarışma ile deyim yerindeyse piyasaya balıklama giren Buckethead, gitar tekniği ve farklı kişiliği ile bir anda olmasa da zamanla dilden dile dolaşmaya başladı. İşin ilginç yanı rock ve metal camiası “Vay, ne güzel çalıyor,” derken, ilk esas çıkışını John Zorn’un firmasından çıkarttığı Bucketheadland albümü ile yaptı. Çıkış derken yanlış anlaşılmasın. Albüm öyle delicesine satış rakamlarına ulaşmadı. Benim pek sevdiğim ama diskografisi içinde öyle çok göze batmayan bir albümdür. Yine de John Zorn ve ortağı güzel insan Bill Laswell sayesinde farklı projelerde müzik dünyasının yetenekli isimleri ile biraraya gelerek aranan bir gitarist olma yolunda emin adımlarla ilerledi.
 
Onlarca güzel isim ile çalışan Buckethead’in popülerleşmesi ise Guns’n Roses kadrosuna girdiği Chinese Democracy albümü ile oldu. Slash sonrası Axl amca nasıl bir gitarist bulur artık derken onun kendini beğenmişliğini bir de Jason Voorhees ürkütücülüğü ile birleştiren bu enteresan gitaristi seçti. Her ne kadar sahnedeki ilgi çekici duruşu ve tartışılmaz gitar yeteneği -ki bas, piyano ve davulda da aynı başarıya sahip- olsa da, iddialara göre dengesiz ve can sıkıcı kişiliği ile “Bucket bu dünyanın adamı değil” diyen Axl ve arkadaşlarına oldukça zor anlar yaşatmış. Hoş Axl amcanın oldukça kendini bilir, olgun kişiliği ve tavırları ile bu konuda ne kadar objektif düşündüğü tartışılır. İşin ilginç yanı bazı insanlar Buckethead’in, söylediği onca laftan sonra utandığı ve tükürdüğünü yalamak istemediği için gizli gizli Guns’da çalmaya devam eden Slash olduğuna bile kendini inandırmıştır. Buckethead’in gizemli kişiliği camiada da oldukça meşhur. İşin ilginç yanı aynı Axl gibi sanki kendisi ak sütten çıkmış kaşıkmış gibi davranan Ozzy Osbourne’da Ozzfest’te çaldırmak istediği gitaristten son anda vazgeçmiştir. Neden mi? Çünkü kendisi ile tanışmıştır. Bu festival kadrosundan çıkartması için yeterli olmuş. Aslında Buckethead’in yaptığı tek şey Ozzy’nin onu bu alt kişiliği ile kabul etmesi idi. Sonuçta Brian’la değil Buckethead ile çalışacaktı.
 
Tüm bu magazin hallerin dışında Buckethead’in, belki de ona tüm bu ilginç yolu açan proje canavarı Bill Laswell’in etkisi ile buradaki sayfalara sığdıramayacağımız kadar işte imzası olan bir yaratıcı zekâ olduğunu kabullenelim. Oldukça can sıkıcı pop seslerden, deneyselin cılkını çıkarttığı işlere kadar her suda çekinmeden yüzebilen hatta dalan bir müzisyen. Oyun ve film müziklerinden ortak çalışmalardan süper grup projelerine, yüzün üzerinde albüme olan katkısı ve çalıştığı dudak ısırtan müzisyenler ile kıskanılası bir adam kendisi.
 
İşte bu adam bu sene daha da zıvanadan çıkarak 19 adet albüm çıkarttı. İşin doğrusu bunca albümü yazacak değiliz. Ama Buckethead’i dergiye koymak için iyi bir bahane oldu bize. Hastalığı ya da sakatlığı nedeni ile uzunca ara verip birden yine bolca iş ile dönen, nunçaku (mumçika’da diyeniniz vardır) ile yaptığı sahne şovu ile hayran bıraktıran, robot dansının zamansız bir tarz olduğunu bize kabul ettiren bu ilginç gitaristi takip ediniz. Binlerce şarkıdan birinde illaki size göre birşey bulursunuz diye düşünüyorum.



  muratmrtseckin@gmail.com