Kılavuzu Karga Olanın...
“Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür” - Depo
“Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür” sergisi, geçmişle yüzleşme deneyimlerini ve özür dileme eylemini, toplumların ortak demokrasi kültürünü oluşturma mücadelesi bağlamında ilişkisel olarak ele almaya çalışıyor. Sergi, sekiz vakaya yakından bakarak geçmişte yaşanan hak ihlalleri, katliamlar, soykırım ve insanlık suçlarıyla devletlerin nasıl yüzleştikleri, hangi süreçlerden geçtikleri, nasıl özür diledikleri ve dilenen özrün anlamı üzerine düşünmeye çalışıyor. Proje dâhilinde iki de kitap hazırlandı. Serginin tamamlayıcısı niteliğindeki katalog, sergi boyunca Depo’dan ücretsiz edinilebilir. Sergi kapsamında ele alınan vakaların ayrıntılı olarak incelendiği metinlerle beraber, geçmişle yüzleşme üzerine çalışan yazar ve akademisyenlerin katkılarının yer aldığı kitap ise
Bir Daha Asla!: Geçmişle Yüzleşme ve Özür adıyla İletişim Yayınları tarafından basıldı. Ferhat Boratav, Tanıl Bora, Muhsin Akgün gibi ismlerin de yer aldığı serginin kuratörlüğünü ise Önder Üzengi yapıyor. Sergi 25 Ekim – 15 Aralık tarihleri arasında gezilebilir.
Ayyuka - Kiracı Odaları – Shalgam Records
2007 tarihli
Ayyuka albümüyle üzerimizde derin bir tesir bırakan, büyük bir heyecan yaratan Ayyuka’ya sonra bir haller olmuş, bizi bekletip durmuş ama bir türlü tekrar vuslata erememiştik. Bunca yıldır (şanslıysak) senede birkaç konser veren, her konserinde de akılları baştan almayı başararak yeni albüm konusundaki beklentimizi yükselten grubun son yıllarda yeni kayıtları da ortama düşmekte ve açıkçası içimizi bir heyecan kaplamaktaydı. En sonunda, bu yılbaşı falan, artık albümün gelmekte olduğu da duyuruldu ve kavuşma nihayet bu ay gerçekleşti. İkinci Ayyuka albümü
Kiracı Odaları, bir sürü yeni heyecana vesile olacağını umduğumuz yeni plak şirketi Shalgam Records’un da ilk albümü olarak piyasada artık.
Hasret ve beklenti büyük olunca albümü iyice bir dinlemek, değerlendirmek lazım geliyor tabii. Yok lan, Ayyuka bu, boş geçmez de denilebilir. Hem ilk düşünceyle, hem de ikincisiyle birlikte şunu söyleyelim;
Kiracı Odaları bütün beklentileri karşılıyor. Tamam, biraz sakinlemişler (ama dediklerine göre ilk albümde de o kadar azmayı hiç istememişler), surf ve western sosu çok fazla ve albümün geneline işlemiş. Lakin türler arası harmanlamayı ve esas olarak da bir dolu türün arasına buralardan olan ezgileri yedirmeyi o kadar iyi beceriyor ki Ayyuka, bir başyapıt geldi diyebiliriz. Bu albümü alın. “Namık Abi’nin Türküsü”nü, “Yolunda”yı, “Topal Sörf”ü, “Karadeniz Sörf”ü, “Baskın”ı, falanı filanı derken, çok beğeneceksiniz…
Yayın
Bugünlerde etrafımızda en çok gördüğümüz şey inşaatlar haliyle. Kentsel dönüşüm her açıdan hepimizin hayatlarının başköşesine yerleşmiş durumda.
Ayşe Çavdar ve
Pelin Tan’ın Sel Yayıncılık’tan KentSel serisi altında çıkan kitapları
İstanbul: Müstesna Şehrin İstisna Hali'ndeki makaleler “kentsel dönüşüm” olgusunu, sermaye ve emeğin üretim süreçlerinin yeniden şekillendirilmesini; hukuksal çerçeveden dünya ölçeğindeki yerine, TOKİ’nin doğuşu ve bugün aldığı halden özellikle orta sınıfa pompalanan risk ve güvence eksenine, mevcut ve “yeni orta sınıf”ın site tipi yaşam deneyiminden farklı disiplinlerden biraraya gelişlerin yarattığı mücadele dinamiklerine kadar çok yönlü ve bütünlüklü olarak ele alıyor. Konunun teorik çerçevesinin yanında birbirini dışlayan, istemeyen, düşman edilen Sulukule, Tophane, Tarlabaşı, Bahçeşehir, Ayazma, Başakşehir, Küçükpazar sakinlerinin izini sürerek, karşı koyuş olanaklarının altını çiziyor. Bilmeliyiz.
Eski NTV Tarih Yayın Yönetmeni Gürsel Göncü’ye kulak verelim: “Tarihin en güzel tarafı, öngörülemez oluşudur. Yaşanmış olanı ne kadar iyi bilirseniz bilin, yaşanmakta olanı ne kadar iyi okursanız okuyun, yaşanacakları her zaman kestiremezsiniz. Türkiye 2013 Haziranı’nda, tarihinde benzeri görülmemiş boyutlara ulaşan kendiliğinden eylemlere sahne oldu. Taksim Gezi Parkı’nda başlayan direniş hareketi yurt geneline yayıldı. Siyasal iktidarın çeşitli uygulama ve anlayışlarını protesto eden insanlar üç hafta boyunca meydanları, sokakları doldurdu. Canlar gitti, canlar yandı; yürekler acıyla, öfkeyle, bazen umutsuzluk bazen umutla, coşkuyla doldu. Biz de NTV Tarih dergisi olarak, olayları tarihselleşecek özgün çerçevesi içinde bütün yönleriyle okurlarımıza sunmaya hazırlanırken, her zamanki gibi işimizi yapıyor, 54. sayımızı oluşturduğumuzu sanıyorduk. Yanılmışız. Meğer o hummalı çalışma, bu kitabı oluşturmak içinmiş. Hazırladığımız sayının basılmayacağı, üst yönetim kararı olarak bildirildi, ardından dergi tümden kapatıldı. Mamafih onca emekle, zamana karşı yarışarak ‘yaşarken yazılan tarih’ kapağı altında hazırlayıp matbaaya gönderdiğimiz ‘Fevkalade Nüsha’, bu kapatmaya rağmen tarihin tozlu sayfalarına karışmıyor. ‘Fevkalade Kitap’ olarak yayımlıyoruz. Artık hem Gezi direnişinin hem de Türkiye’deki medya-siyaset ilişkilerinin belgesi, gerçek koleksiyon değeri taşıyan bir kaynak var elinizde. Önce internet ortamında yayımlamıştık, şimdi de kitap olarak sunuyoruz. Tarih durmaz, durdurulamaz. ‘Bu daha başlangıç,’ yeniden buluşacağız.”
Gezi Direnişi ve Halk Hareketlerini Geçmişi: Yaşarken Yazılan Tarih, tüm kitapçılar ve büyük marketlerde satışta. Metis Yayınevi tarafından basılan #yaşarkenyazılantarih’ten elde edilecek gelirin, hadiselerde hayatını kaybedenlerin ailelerine verileceğini hatırlatalım.
Film
Yaş 75 ama iş bitmemiş
Ridley Scott’ta. Geçen seneki ve Alien hayranlarına hitabeden
Prometheus’tan sonra daha farklı bir konuyla karşımızda.
The Road ve
No Country for Old Men gibi kitaplarının sinema filmi versiyonlarını bildiğimiz Cormac McCarthy bu kez bir film için yazdığı senaryosu
The Counselor için Scott ile işbirliği yapmış. Baştaki isimler bu kadar büyük olunca da kadro da aşağı kalmamış. Genç kuşağın yetenekli isimlerinden Michael Fassbender ve pek aşina olduğumuz isimler Cameron Diaz, Brad Pitt, Javier Bardem ve Peneleope Cruz başrollerde. Genelde bu kadar şöhreti biraraya doldurunca sonuçtan kıllanırız ama Ridley Scott usta isim ve Meksika sınırında geçen nihilist bir uyuşturucu filmi yapıyorsa gözleri açmak gerekir. Bu arada Scott’ın şu anda Christian Bale’e Musa’yı oynattığı bir
Exodus filmi hazırlamakta olduğunu da haber verelim.
Dizi
Televizyonlarda yeni sezon başladı. Şu ana kadar da açıkçası “vay anasını” dedirten bir işe rastlayamadık. Tabii ki biraz fırsat vermeli. Öne çıkan yapımlardan biri
The Blacklist. Person Of İnterest
- The Mentalist kırması bu yapım fazla bir şey vaat etmese de tek ve büyük bir artısı var: James Spader. Gençliğinde Cronenberg’ün has adamı olan yetenekli oyuncu son zamanlarda televizyona döndü ve önce The Office’teki küçük rolleriyle onu özlediğimizi hissettirdi bize. The Blacklist’te ise başrolde ve yeteneklerini sonuna kadar kullanıyor. Onun dışında maalesef çok sıkıcı bir başrol tayfası var dizide ve senaryo da çok özgün sayılmaz. Reytingi gayet iyi olsa da yakın zamanda radikal deneyler olmazsa ilgimizi kaybedebiliriz. Spader için izlenir, eh hadi az da olsa gizem, heyecan var ortamda.
Albüm
Günümüzün en yetenekli müzisyenlerinden
Jonathan Wilson’ın büyük bir açlıkla beklediğimiz yeni albümü
Fanfare yayınlandı. 2011’in en iyi albümlerinden biri olan harika
Gentle Spirit’ten sonra repütasyonuna geliştiren bu yetenkeli stüdyo adamı formunda. Roy Harper’ın gene yakın zamanda, 13 yıldan sonra yayınladığı
Man & Myth albümünde de büyük katkısı olan Wilson, bu albümde de Harper’dan iade-i ziyareti almış. Albümün referansları arasında (Wilson’ın bizzat verdiği) en dikkati çekenler
The Dark Side of The Moon ve Dennis Wilson’un az bilinen harika albümü
Pacific Ocean Blues (bir önceki albümün aralık 2011 mecmuasında çıkan yazısında da bu albüme değinmiştik). Lafı uzatmayalım. Wilson harika bir herif. Müthiş fikirleri var ve bunları da gayet güzel hayata geçirebiliyor. Ne yaparsa alın dinleyin.
Elektronika dünyasının ’90’lı wunderkind’i Nicolas Jaar bu aralar pek revaçta. Bu modayı yakalamalı.
Darkside, Jaar’ın Brown Üniversitesi’nden kankası Dave Harrington ile ortak projesi. 2 sene zarfında New York’ta kaydettikleri ilk albümleri
Psychic bizi uzun zaman meşgul edeceğie benzer. Harrington’un blues esinli gitarları ve Jaar’ın organik sound’u yer yer harika sonuçlar veriyor. Proje ne kadar uzun ömürlü olur bilinmez ama şu an istim üzerinde oldukları kesin. Zaten Jaar’sa koy sepete tadına geldik. Takipte olmalı. Bu arada elektronika dünyasının has adamlarından Berlin’den seslenen İsveçli Axel Willner’ın projesi
The Field ile yaptığı yeni albüm
Cupid’s Head, 2011’deki
Looping State of Mind’ın izinden devam ediyor ve The Field’in müziğini ve özgünlüğünü iyice sağlam temellere oturtuyor. Ne yaptığını ve hangi yoldan gittiğini bilen bir ismin gene gayet başarılı müzikleri. Edininiz.
Konser
The Czars’dan tanıdığımız
John Grant’ın bu sene yayınlanan 2. Albümü
Pale Green Ghosts yılın en kişisel ve en başarılı çalışmalarından biri. 2012’de İzlanda’da yaşarken Gus Gus’tan Biggi Veira ile kaydettiği albüm Grant’in HIV Positive oluşunu ve hayatla olan hesaplaşmasını konu alan gayet sarkastik, eğlenceli, bir yanıyla da sert bir albüm. Grant bu albümün turnesinde İstanbul’da tam da zamanında bir konser verecek ve çok da iyi yapacak. Oldukça eğlenceli ve güzel müzikli bir gece olacağına eminiz. Bir de “GMF” söylerse tamamdır.
21 Kasım, Perşembe, 21:30, Babylon