Rüyalar Bitmez: NEW ORDER


Murat Mrt Seçkin
1.
İnsanlara mekânlarda (bazen zorlada olsa) sevdiğimiz şeyleri dinleten kabin görevlileriyiz. DJ demekten çok bunu söylemek hoşuma gidiyor. Şanslıyız çünkü çaldığımız yerler neredeyse hiçbir zaman bize “Müşteriyi mutlu et” baskısı yapmadı. İşte bu yüzden zamansız ve eklektik çalmayı seviyorum. Ama bu zamansız çalma bazen ters tepebiliyor. Hoparlörlerden yayınladığınız güzelim şarkılar olmadık zamanlarda “Bu da hep eskileri çalıyor” yorumuna kurban gidiyor.
 
Oysaki müzik zamansızdır. Pop bile olsa –ki pop çok özeldir- hiçbir ses yok olmaz, eskimez. Her sesin, melodinin olumlu ya da olumsuz içinize kattığı bir şey vardır. O yüzden eski müzik diye birşey de yoktur. Belki en fazla zamane müziği diyebiliriz.
 
İşte o zamansızlık yüzünden, mesela İngiliz müziği dendiğinde aklıma Beatles değil de New Order geliyor. Ama sadece bu değil, belki de Joy Division’ın etkisiyle işçi sınıfı, tuğladan uzun ve tüm şehri yıkarmışcasına beyaz buhar tüttüren bacalar, sessizce köşede oturmuş, içine hafif ergenlik katılmış bir olgunluk ile düzene ters ters bakan bir genç. Anlaşılmaz ilişkiler, toparlanamaz kronik aşklar ve aynada ki yansımanın verdiği ağırlık... Hepsi biraz New Order.
 
2.
Zihni’nin Nişantaşı’nda caminin oralarda takıldığı zamanlarda elimize bir kaset geçmişti. O kaset tüm müzik anlayışımı değiştirmişti. Yeni yeni öğrendiğim punk’ın aslında Sex Pistols veya Ramones ile sınırlı olmadığını, o yolun sadece isyan eden gençlik ve rock’n roll ile sınırlı olmadığını öğretti. Her şeyden ötesi müziğin şekilden ötesi olduğunu anlattı. Çok mu abarttım? Ama John Peel gibi bir adamın kayıtlarından oluşan herhangi bir toplama zaten bir şekilde bunu yaşatır. O yüzden tanımadığımız bir sakallıya bu kadar yakınlık duyduk ve o hiç görmediğimiz adam öldüğünde sırdaşımız ölmüşcesine üzüldük.
 
Evet “Blue Monday” veya “True Faith”i duymuştum ama o toplamadaki “Dreams Never End” şarkısı sanırım walkman’imin en çok dönen New Order parçasıydı. Hâlâ bas gitara olan sempatimin en büyük sebeplerinden biridir. Tıpkı Duran Duran’ın John Taylor’ı veya The Cure’un Simon Gallup’u gibi Peter Hook’un basları da kalıcı etkiler bırakarak kulaklarınıza kazınır. O tonu duyduğunuz her şarkı size yakın gelir.
 
Vokalist ve gitarist Bernard Summer’ın da kabul ettiği gibi bol narkotikli The Haçienda dönemine denk gelen kulüp sound’una girdikleri –doğal olarak da başarılarının doruğuna çıktıkları- yıllarda bile müziklerinin üstünü kaplayan doğal bulanıklığı bir an bile kaybetmediler. Oldukça soğuk duruşlarının arkasındaki kırılgan yapılarını ve işin doğrusu Ian Curtis’i hep hissettirdiler. Dağıtın, dağılın dediler ama hep sakin, hep durgun bir ruh haliyle yaptılar.
İşte tüm bunlar benim kafamda İngiltere oldu. Gitmeme gerek kalmadı, her albümde o gri, yeşil ve ıslak ülkenin başka bir sokağında gezdim.
 
3.
Acıtmak, kesmek... Mekânda “Confussion” veya “Round & Round” ile dans ederken, bir yandan vücudunuza aldığınız alkolün verdiği rahatlıkla herkese gülümseyip diğer yandan yalnızlığınızı sindirmeye çalışırsınız. Mutsuzuz ama ne yapabiliriz?.. Günlük hayatın rutinliği içinde gün be gün yaklaştığımız ölümümüze kadar hiç üzerimizden atamayacağımız o umutsuzluğun marşlarını yazar New Order. Haydarpaşa’daki İngiliz Mezarlığı’nda bir ağacın altında Technique albümü ile baş başa kaldığım günleri hiç unutmuyorum. Unutmuyorum çünkü hâlâ o albüm ile istediğim her yerde tek başıma kalabiliyorum. Tek fark, ilerleyen yaşlarımızın getirdiği olgun depresyon. Keskin bir hüzün, herkese, her şeye bulaştırmak isteyeceğiniz bir hastalık gibi.
 
4.
Republic albümünden sonra her nedense “Devamı gelmeyecek herhalde,” dedim. Bu güzellikte bir albüm ile noktayı koyarlar diye düşündüm. Ama olmadı, her sene çıkan dağılıyorlar dedikoduları olduğu yerde kaldı. Her ne kadar sonrasında yayınladıkları Get Ready ve Waiting For The Sirens Call beni Republic kadar heyecanlandırmasa da hayal kırıklığına da uğratmadı. 
 
2005 yılında çıkan ...Sirens Call  ise uzun zamandır saklanan sıkıntıların patlama noktası oldu. Bernard Summer ve Peter Hook arasındaki sorunlar çözülemez hale geldi ve Hook gruptan ayrıldı. Benim için New Order’ı kendisi yapan iki şey Summer’ın vokali ve Hook’un bası idi. O günden bugüne grup yeni bir stüdyo çalışması basmadı. Bu sene çıkan Lost Sirens’da 2005 albümlerinin kayıtlarından çıkan şarkılardan oluşan minicik bir avuntu. Ne yazık ki pek de bir şey vermeyen bir avuntu. Ekibin duble çıkartmak istedikleri son albümün yarım kalan bir parçası olarak nedense ticari bir hareket gibi sekiz sene sonra karşımıza çıkıyor. Heyecanlandırmıyor, akılda kalmıyor. “Eh işte,” diyerek ve tatmin olmayarak eski albümlere dönüp bu albümü kolaylıkla unutabiliyorsunuz. Ancak Lost Sirens’ın kalıcılığı dinlediğimiz son Peter Hook’lu New Order albümü olmasından kaynaklanabilir. Bu da seslere biraz hüzün katmıyor değil.
 
Her ne kadar Hook New Order isminin bundan sonra kullanılması durumunda hukuki sıkıntılar çıkaracağının sinyalini açık açık verse de ve Summer bunu kabul etse de grubun adıyla konserler vermeyi sürdürüyor. Üstelik Eski klavyecisi Gillian Gilbert ile. Davulcu Stephen Morris ise hiç ara vermeden yoluna devam ediyor zaten.
Eğer barışmazlar ise büyük ihtimalle New Order ile tekrar bir albümde buluşamayacağız. Ama bunca zamandır yaptıkları yan projelerde bile bizi hayal kırıklığına uğratmayan bu müzisyenler elimize karnımızın doyacağı kadar malzeme bıraktılar zaten. Bir otuz yıl daha albüm çıkartmasalar olur.
 
NOT: New Order, Blade filminin müziğini yapan grup değildir. Bunu söylemesem ölürdüm... muratmrtseckin@gmail.com