Kadıköy Uyuma, Gezegene Sahip Çık!
Volkan Balkan
Bu ay İstanbul’da büyük bir buluşma gerçekleşiyor. Dünyanın dört bir yanından 600 iklim aktivisti 350 isimli sivil inisiyatifin Küresel Eksen Değişimi projesiyle gelip kampa giriyorlar, döndüklerinde ülkelerindeki iktidarları sürdürülebilir enerji politikaları izlemeleri doğrultusunda rahat bırakmamak üzere. 2009’da 190 ülkede yaptıkları eylemi, CNN tüm dünyada gerçekleştirilen en büyük eylem olarak nitelendirmiş. İstanbul’da buluşulması da oldukça manidar; sevgili ülkemizde 1990’dan beri sera gazı emisyonları %124 artmış. OECD ülkeleri arasında rekora koşmuşuz. Enerji Bakanlığı’nın 2030’a kadar kömür kullanımını %300 arttırmayı düşünmesi de bize yakışır. Fosil yakıtlar iklim değişikliğinin en büyük belası. Fosil yakıt şirketlerinin kanıtlanmış rezervlerinin 7 trilyon dolar olması, birilerinin ziyadesiyle üzüleceği anlamına geliyor. Şirketler mi, insanoğlu mu, zamanla göreceğiz. Salgın hastalıklar, yiyecek ve suya ulaşma zorlukları, dolayısıyla göçler, kaçınılmaz olarak savaşlara kadar varacak güzel bir gelecek bizi bekliyor. Bilim insanları 2015’e kadar gereken adımlar atılmazsa “geçmiş olsun” diyor özetle. 29 Haziran’da Kadıköy’de şenlikli bir etkinlik yaparak “Yalnız değilsiniz” diyecek olan bu gruba destek atmak da sana yakışır mecmua okuyucusu. Daha da aktif katılım için globalpowershift.org adresini ziyaret edebilirsiniz. Mangal dışında kömür kullanmadığınızı, fişleri falan prizde bırakmadığınızı varsaysak da “kömür kafalarla” savaşmadan yol kat edemeyeceğimiz kesin. Biz elimizden geleni yapalım, canımız sağ olmasa da göçünce aynı rakı masası etrafında toplanırız.Küresel Eksen Değişimi koordinatörlerinden Mahir Ilgaz ve Joao Scarpelini ile erkenden oturduk o masaya…
Volkan Balkan: Mahir, 350 nedir oradan başlayalım istersen.
Mahir Ilgaz: İklim değişikliğini 2 derecenin altında tutmak için atmosferde maksimum milyonda olabilecek karbon partikülü sayısı. Daha üzerine geçtiği zaman iklim değişikliği 2 derecenin çok üstüne çıkıyor. Böyle olduğu zaman geri besleme mekanizmaları devreye giriyor. Örneğin kutuplar eridiğinde, orası lacivert oluyor ve daha fazla güneş ışığı çekiyor. Daha fazla ışık çekince, daha fazla ısınıyor, daha fazla ısındıkça daha fazla erime oluyor vs. Böyle çığ gibi büyüyerek, iklim değişikliği gezegen üzerinde yaşamı imkânsız bir hale getirmeye doğru gidiyor. Bu rakamı NASA’da çalışan ünlü iklim bilimci James Hanson, ilk defa 350’yi güvenli bir sınır olarak ortaya atmıştı. Bunun etrafında kurulan, bunu kendine şiar edinen bir hareket ve topluluk aslında 350. Tüm dünyada 350 karbon partikülünün altında kalmaya teşvik edecek hem politikalar izlemeye, hem eylemler yapmaya çalışan bir kurum.
VB: 2015 neden önemli?
Joao Scarpelini: Bu bizim son şansımız. 2015’e kadar politikacılarımızı ya da karar mercilerini ikna edemezsek geri dönülmesi imkânız bir yere doğru gideceğiz. Çünkü olması gerekenin 30 puan üzerine çıkmış olacak karbon partikülü. 2015 büyük bir dönüm noktası, biz sivil inisiyatifler için de bir hedef. Bu sebeple baskılarımızı güçlendirmeliyiz. 2015’teki zirveye katılacak politikacılar için örneğin seçimlerde dahi etkili olmalıyız. Bugüne kadar sürdürdükleri politikalardan vazgeçmeleri gerekiyor.
MI: İşin bir de altyapı tarafı var. Eğer adım atılamazsa, fosil yakıt yatırımları devam edecek. Yatırım yapıldıkça var olan yatırımı söküp atmak gittikçe zorlaşıyor. Yoksa 2015 geldi, bilimsel açıdan “Hop, bittik,” gibi bir durum yok. Belki 2 sene fazla, belki 2 sene eksik, belki de geçtik o işi, onu bilmiyoruz. Ama eğer o altyapı yatırımlarına izin verecek olursak, sonra geri dönüşü çok zor, giderek de zorlaşıyor. 2015’in bir önemi de bu.
VB: Amaçlarınızın belki de en önemlisi siyasi irade oluşturmak. Neler yapmayı planlıyorsunuz?
MI: Elbette bu. Birleşmiş Milletler İlklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi üzerinden yürüyen pazarlıkların en büyük sıkıntısı da bu. İşte her sene sonu Aralık aylarında devletler biraraya geliyorlar, oturup konuşuyorlar ve tüm dünyanın kaderini etkileyecek bir anlaşma yapmaya çalışıyorlar. Siyasi iradeye dair en büyük sıkıntımız; oraya giden devletler ne karar verirlerse versinler, 4 ya da 5 yıl olan görev süreleri bittiği zaman hükümet değişiyor. Yeni gelen hükümet de, Kanada hükümetinin yaptığı gibi mesela; Kanada Kyoto’ya imza atan devletlerden biriydi ama yeni gelen muhafazakâr hükümet “Kardeşim, ben imzamı geri çekiyorum,” diyebiliyor. Bu gibi şeyler olabiliyor. Bizim yapmak istediğimiz şey, siyasi iradeyi oluşturmak ama illa ki bunu Birleşmiş Milletler çerçevesinde yapmak değil. Birleşmiş Milletleri, hükümetleri zorlamak istiyoruz ama Birleşmiş Milletler toplantılarını hedef almıyoruz. Küresel Eksen Değişimi dediğimiz etkinliğin en büyük amacı buraya gelen insanların, kendi ülkelerine gittiklerinde ne gibi aktiviteler yapacakları. Dünyada farklı farklı rejimler var, her yerde aynı yöntemi uygulamaya kalkarsanız kötü sonuçlar alırsınız, en iyi ihtimalle sonuç alamazsınız. Siyasi iradeyi etkilemek için farklı farklı yöntemlerimiz var, burada da bunun eğitimini vereceğiz. 5 patika belirledik. Politika (lobi faaliyetleri), şiddet içermeyen doğrudan eylem, medya ve iletişim, yaratıcı eylemcilik gibi. Tüm bu patikalarda eğitim aldıktan sonra, insanlar ikinci aşama için kendi ülkelerine ya da bölgelerine geri dönecekler takımlar halinde -amaçlarımızdan biri de bu; birbirlerini tanıyacaklar burada- kendi hükümetlerini uzun vadeli etkilemeye yönelik kampanyalar yürütecekler. Hükümet değişse bile orada irade olsun istiyoruz, yeni gelecek hükümet de o baskıyı hissetsin istiyoruz.
VB: Türkiye’ye dair öngörün ne? Göz göre göre Hasankeyf’i sular altında bırakan bir iktidarın, sonuçlarını uzun vadede göreceği iklim değişikliği için harekete geçmesi gerçekçi mi sence?
MI: Burada çerçeve meselesini konuşmak lazım bana göre. Sorunu nasıl çerçevelediğinizle alakalı. İklim değişikliğini soyut, uzaktaki bir şey olarak kurgularsak, hükümeti bırakın kimse mücadele etmez onunla. Bu şeye benziyor, psikolojide bunun üzerine yapılan çalışmalar var; İstanbul’da 30 yıl içinde deprem olacak dediğinizde 30. yıl deprem olacak sanıyor insanlar. İklim değişikliği meselesi de böyle; dünya üzerindeki yaşam geri dönülmez bir şekilde değişecek, birçok canlı türü yok olacak, bir sürü insan ölecek, yerinden yurdundan olacak dediğiniz zaman çok uzaktaki bir tehlike olarak algılamaya meyilli insanlar. O yüzden, senin verdiğin örnekte olduğu gibi, HES örneği veya Türkiye’de 50’den fazla şehirde yapılması planlanan termik santraller örnekleri gibi... Bunları somutlaştırmak, ortaya çıkartmak lazım. Aksi takdirde zaten o mücadeleyi veremeyiz. İnsanlar bu şekilde düşünmeye dönmeye başladı son yıllarda. Daha somut örnekler görür olduk. Örneğin, HES’lere karşı çıkılırken, HES’lerin ormansızlaşmaya yol açtığı veya oradaki yerel iklimi değiştirdiği için somut etkilerinden bahsediliyor insanlara. Hasankeyf örneğinde de; oradaki mikro klimayı kökten bozacak bir şey o. Su buharı ile iklim değişikliğine katkı sağlayacak. Tüm bunları biraraya getirmek ve sorunun çerçevesini öyle çizmek lazım. Yoksa bir yere varamayız diye düşünüyorum. Hükümet ayağına gelince, işimiz çok zor. Gerçekçi olmak lazım, kalkınmacı perspektif bu hükümetle gelmedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinde yatan şeylerden biridir ama uzun yıllardır ilk defa birden fazla dönem üst üste mecliste varlığını sürdüren bir hükümet var. Bu anlayışı dibine kadar uyguluyor haliyle. Aynı zamanda ciddi bir sermaye transferi yöntemi olarak da kullanıyor bu kalkınmacı anlayışı. İşte inşaat sektörü üzerinden vs. İşimiz zor, işimiz kolay değil kesinlikle ama öte yandan umutlu olmak için de fırsat görüyorum. 1500 tane HES var Türkiye’de yapılan veya yapılması planlanan. Bunların hemen hepsine karşı hareket var. 50’den fazla termik santral var, bunların yarısına karşı hareket var. İnsanlar artık bilinçlenmeye başladı. “Benim yanı başıma yapılmasın da nereye yapılırsa yapılsın” anlayışı artık geçerliliğini yitirmeye başladı. İnsanlar birbirleriyle bağlantı kurmaya, ağlar oluşturmaya başladı ve hiçbir yere istememeye başladılar. Ben bunu biraz umut verici görüyorum ama sorunun başına dönecek olursak, işimiz de zor tabii.
VB: Aklıma takılanlardan biri de aktivizmin algısı. Mesela Küresel Eylem Grubu’nun barışçıl yürüyüşlerinde bile camdaki teyzenin 80 darbesinden kalan “anarşik bunlar” algısının hâlâ tam olarak kırılabildiğini düşünmüyorum.
MI: Haklısın. Eylem olarak da bakmaya gerek yok sadece. Benim hobilerimden biridir, yerel ve ulusal gazetelerden çevre haberlerini takip ederim. Okuyucu yorumlarını takip ediyorum: “Bu anlayışla nereye kadar? Buna ihtiyacımız var. Enerji harcamayalım mı?” Ama son yıllarda değişen bir trend var. Özellikle saldırı altındaki bölgelerde, o söz konusu projeyle ilgili habere baktığım zaman, onun altındaki okuyucu yorumları çok farklı şeyler gösteriyor. “Camdaki teyze” ya da nasıl çerçeveleyeceksek onu, olaya farklı bakmaya başladı. Tabii sürecin çok başındayız ama hızla da değişiyor. Küresel Eksen Değişimi’ni bir anlamda kutlamak için hazır 600 aktivisti biraraya toplamışken 29 Haziran’da Kadıköy’de Türkiye’den ortaklarımızla bir eylem gerçekleştiriyoruz. Buna destek vermek üzere insanlar Türkiye’nin çeşitli yerlerinden otobüslere binip Kadıköy’e gelecekler. Her şeyden önce o bağılılığı, birlikteliği göstermek için. Bence bu değişimin önemli örneklerinden bir tanesidir. Sık sık bu örneği veriyorum ama bunda da bir beis görmüyorum; Gerze örneği… 3 senedir insanlar orada çadırda yaşıyor. “Eylemci” değil bu insanlar. Eylemci oldular gerçi artık, yapı itibariyle o değişime uğradılar ama gündelik hayatlarını sürdüren insanlar. Değişimi nöbetle yapıyorlar, işlerine gidip çalışıyorlar vs. Türkiye’nin pek çok yerinde benzer faaliyetler var. İstanbul’da da çok ciddi bir saldırı var, İstanbul da çok ciddi bir dönüşümden geçiyor; Taksim projesi gibi. Bunun da etkisi olacağını düşünüyorum.
VB: HES’lere karşı köylünün yanında verilen aktivist desteğin de olumlu bir etkisi oldu galiba.
MI: Olmuştur tabii. HES’ler veya Termik santraller meselesinde şunu unutmamak lazım: Biz, belli bir çerçeveden gelen insanlar, eyleme katılanları siyasi yelpazenin belli bir yerinde konumlandırırız. O da bizim ezberimiz, belki onun da bozulmasının zamanı geldi, geçiyor. Ekoloji meselesi, yaşam meselesi aslında. Büyük şehirlerdeki insanlar eğer bir kentsel dönüşüm projesi kapsamında değillerse bunu belki fark etmiyorlar ama özellikle yerelde yaşam meselesi. Deresini kestiğiniz zaman ya da yanı başına termik santrali diktiğiniz zaman, fiziksel olarak hayatını kısaltıyorsun adamın. Dolayısıyla orada siyasi yelpaze çok daha geniş. Klasik baktığınızda, sağda konumlandırabileceğiniz insanları da görebiliyorsunuz o insanların içinde. Buna orada faaliyet gösteren insanlar alışıyor zaten ama genel olarak da alışmanın zamanı geldi. Bunun çok sağlıklı bir süreç olduğunu düşünüyorum bir yandan da. Ötekileştirmeyi önleyici bir süreç.
Rio’da hükümetler karar alırken yalnız olmadıklarını, sivil topluma, medyaya, akademiye kulak vermek zorunda olduğunu anladılar. juzma2@yahoo.com